1980’li yıllarda, Cumhuriyet gazetesinde, Cağaloğlu’nda çalışırken haftada bir ki gün bazen beş dakikalığına bazen birkaç saatliğine hemen yakında Divanyolu’ndaki İletişim Yayınları binasına giderdim. 15 günde bir yayınlanan YeniGündem dergisi, 12 Eylül günlerinde önemli bir fikri çıkış alanıydı, çocuk halimle benim de bir iki yazım yayımlandı o dergide.
İşte böyle YeniGündem’e gider gelirken tanıştım Taha Parla ile. Öyle dünyanın en hoşsohbet insanı sayılmazdı, ilk tanıyana kibirli biri olduğu izlenimi verirdi, çünkü mesafeliydi ama biraz sabır gösterirseniz dünyanın en tatlı insanı olduğunu, rakı masalarının en eğlenceli insanı olduğunu da anlardınız.
Türkiye’nin yetiştirdiği çok sayıda önemli siyaset bilimci var; Taha Parla o isimlerden biri. Özellikle Cumhuriyetin kuruluşu, CHP’nin içinde yaşananlar ve Türkiye’de anayasacılık, özgürlükler, liberal demokrasinin oluşumu konusunda onun kitaplarından çok şey öğrendim, meraklısına da tavsiye ederim.
Türkiye’de 60’lı, 70’li ve kısmen de 80’li yıllar gerek akademide gerekse akademi dışı düşünce dünyasında Marksizm’in etkisi açıkça görülür. En Türkiye’ye özgü analizler bile sanki öyle yapılmazsa ayıp olurmuş gibi Marksizm de işin içine katılarak yapılırdı.
Taha Parla bu sol gelenekten gelen, son derece bilgili ve derin bir insandı, dünyaya da sosyalizmin penceresinden bakardı ama o tuzağa çok düşmezdi.
Dün ölüm haberi geldi Taha Beyin. Kendisini ve Türkiye’de siyasetin algılanmasına yaptığı katkıyı özlememek mümkün değil.
Sevenlerinin başı sağolsun.

