Herkesin yanlış bildiği bir şey var: Albert Einstein, kuantum fiziğinin ‘yanlış’ olduğunu düşünmüyordu; sadece bu teorinin henüz tamam olmadığını, ‘eksik’ olduğunu düşünüyordu.
Bu eksikleri sergilemek için de toplamda üç tane düşünce deneyi tasarladı ve sundu.
Bu deneylerin ilk ikisini neredeyse ardı ardına o meşhur Solvay Konferansında sundu. Niels Bohr birinci deneyi daha Einstein sunar sunmaz çürüttü. İkincisini çürütmek için bir gece kara kara düşünmesi gerekti.
Üçüncü düşünce deneyi, bugün fizik biliminin üzerinde en çok atıf yapılan makalesi olan meşhur EPR makalesindeydi. Bu makalede önerilen düşünce deneyini Bohr çürütmedi, buna gerçekten kalkışıp kalkışmadığı tam bilinmiyor aslında.
Düşünce deneyi şuydu: İki elektron birbiriyle çarpışıyor ve çarpışmanın etkisiyle tam ters yönlere doğrun yol almaya başlıyor.
Biz bunlardan birini gözlersek, yani kuantum dalga fonksiyonunu çökertirsek, diğerinin hızını ve yönünü de öğrenebiliriz, yani belirsizlik ilkesini ortadan kaldırabiliriz.
Bu düşünce deneyini ortaya atıldıktan 30 yıl sonra teorik olarak çürüten isim 20. yüzyılın adı belki en az bilinen çok önemli fizikçilerinden John Bell oldu. Sonra deneysel olarak da Einstein’ın düşünce deneyi yapıldı ve çürütüldü.

John Steward Bell
Bu çürütme bizi fizikte daha derin bir metafizik çukuruna soktu; çünkü çarpışarak veya başka bir yolla birbirlerine ‘dolanık’ (entangled) hale getirilen elektronlar arasında Einstein açısından ‘imkansız’ olan şey gerçekleşiyor, adeta iki parçacık aralarındaki mesafe ne olursa olsun birbirleriyle anında haberleşiyordu.
Bugün bu ‘kuantum dolanıklığı’ artık bir teknolojiye bile dönüşmüş durumda, bu yolla haberleşme yapılmasına ilişkin son derece başarılı deneyler var.
Bu kuantum dolanıklığı konusu ve Einstein’ın ‘imkansız’ dediği şeyin fizikte ve felsefede çok büyük sonuçları var.

