Bu yılın 10 Mart’ında Suriye’nin Cumhurbaşkanı Ahmet Şara ile ülkede SDG adını kullanan güçlerin komutanı Mazlum Abdi bir mutabakat anlaşması yaptılar.
Ancak anlaşma o kadar muğlak bir dille yazılmıştı ki, her iki tarafın altına imza attığı metni yorumlama biçimleri bir hayli farklı. Tabii aynı metne mesela Türkiye’nin yorumu da SDG’den hayli farklı.
Şam’a ve Ankara’ya göre mutabakat gereği SDG’nin askeri birliklerini dağıtması ve içlerinden isteyenlerin Suriye milli ordusuna katılması gerek. Bu arada SDG içindeki ‘yabancı savaşçılar’ın da Suriye’den çıkması.
Oysa SDG aynı mutabakatı şöyle anlıyor: Tamam biz Suriye ordusuna katılalım ama SDG kimliğimizden vaz geçmeyelim.
Mutabakatın üzerinden dolu dolu 9 aydan fazla zaman geçti ve bu yorum farkı giderilmiş değil.
Ve son günlerde özellikle Ankara’da bir ‘Sabrımız taşmaya başladı’ havası seziliyor.
Geçen hafta göstere göstere iki büyük askeri konvoy Türkiye’den Suriye tarafına geçti. Bu konvoylar rutin bir nöbet değişimi için mi gittiler, yoksa oradaki Türk birliklerini takviye için mi? Bu sorunun cevabını bilmiyoruz, çünkü bir açıklama yapılmadı.
Dün Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, SDG’nin durumu için eleştirilerinin dozunu yükseltti, ‘İnşallah savaş çıkmaz’ dedi; yani yeniden çatışma başlaması ihtimalini sıfır görmüyor, hatta aba altından sopa gösteriyor.
Ona benzer sözleri Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler de söylüyor, SDG’nin omurgasını oluşturan YPG’nin bir an önce silah bırakmasını istiyor.
Hakan Fidan’ın söylediği bir başka önemli şey, ABD’nin SDG’ye karşı tutum değiştirdiğine dair. Bunun izlerini aslında Mazlum Abdi’nin geçen haftaki bazı açıklamalarında da gördük, o da ABD’ye ‘Bizi desteklemekten vazgeçmeyin’ diye seslenme ihtiyacı duydu.
Yakından izlemekten fayda var.

