Cumartesi günleri öğlen yemeklerinde buluşan bir ekibimiz var. Son cumartesi ben biraz geç kaldım, o sırada masaya bir son dakika haberi düşmüştü, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı İmamoğlu’nun diploması için de bir soruşturma başlatmıştı.
Bir dostum, “Tamam” diyordu, “Hapse atmayacaklar, bu yolla engelleyecekler İmamoğlu’nu…”
Malum, eğer üniversite mezunu değilseniz zaten Cumhurbaşkanı adayı bile olamıyorsunuz.
Masada genel hava da İmamoğlu’nun diplomasının ama haklı ama haksız gerekçelerle iptal edileceği yönündeydi.
Ben buna itiraz ettim, “Savcılık veya mahkeme iptal edemez diplomayı” dedim, “Bunu ancak üniversitesi yapar.”
Tabii ceza hukukuna güvenimiz fena halde azalmış durumda, acaba idare hukukunun işlediğine ne kadar güvenebiliriz?
O sırada İmamoğlu ile aynı yıl ve benzer şartlar altında 50 kişinin daha İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesine yatay geçiş yaptığını bilmiyorduk elbette. Aradan 35 yıl geçmiş sonuç olarak.
Ayrıca bu yatay geçişlerle ilgili daha yakın geçmişte yaşanan bazı olayların da hep öğrenciler lehine kararlarla sonuçlandığını da bilmiyorduk. (En meşhur örnek Hulusi Akar’ın kızı. O da yurt dışından yatay geçişle tıp fakültesine girmiş, girişi tartışmalı olmuş ama YÖK ‘Bir hata varsa bile vatandaşın değil idarenin hatası’ demiş, onun yatay geçişine dokunmamış, diploma iptali vs yollara başvurmamış.)
Ama şimdi savcılık, neredeyse açık açık İmamoğlu’nun diplomasının iptalini isteyen bir yazı yazdı üniversiteye. Savcılığa göre YÖK’ün gönderdiği rapor İmamoğlu’nun 1990 yılındaki yatay geçişinin usulsüz olduğunu kanıtlıyor zaten. Oysa İmamoğlu’nun avukatlarına göre YÖK’ün yazısı böyle bir şey söylemiyor.
Savcılığın kendi iddiasına inanması ve bu iddianın peşinde olması aslında normal ve doğal. Burada doğal olmayan, bu iddianın henüz kesinleşmemiş bir iddia olduğunu düşünmemeleri. Üniversiteye bu yazıyı yazmak savcılığın değil, açılan dava sonunda karar kesinleşirse mahkemenin işi olsa gerek. Kaldı ki mahkemenin böyle bir işi olup olmadığı bile şüpheli.
Savcılık şu geride kalan birkaç ay içinde ne kadar ciddi olduğunu herkese gösterdi sanırım, İstanbul Üniversitesi de savcılığın istediğini yapmazsa kendisinin de soruşturmaya dahil edileceğinden endişe edebilir, ve bu 35 yıllık konuyu birden bire bugünün idari soruşturmasının konusu haline getirebilir.
O zamanın fakülte yönetim kurulu üyelerinin kaçı bugün hayatta acaba?