ABD’ye maske taktıran Türk

BEN SMITH

Sosyolog ve bilgisayar mühendisi olan Dr. Zeynep Tüfekçi’nin Mart başında New York Times’ta yazdığı uyarı yazısı, Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi’nin ‘maske kararını’ değiştirmişti. Ancak bu onun haklı çıktığı ilk konu da değildi.

Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi (CDC) Ocak ayında Amerikalılara maske takmalarına gerek olmadığını söylediğinde, Mayo Clinic’te profesör ve Blood Cancer Journal’in editörü Dr. S. Vincent Rajkumar kulaklarına inanamadı.

Ancak Twitter’da tanıştığı sosyolog Dr. Zeynep Tüfekçi, “CDC, koruyucu yüz maskelerinin sağlık çalışanları tarafından takılması gerektiğini ancak sıradan insanlar tarafından takılmasına gerek olmadığı söyleyerek büyük bir hata yaptı” diye yazana kadar sessiz kaldı.

Rajkumar, “Yüksek profilli bir kurumda profesör ve saygın bir derginin editörü olduğum halde, CDC’nin ‘maske takmaya gerek yok’ açıklamasının mantıklı olmadığını söyleyecek cesaretim yoktu” diyor.

Dr. Tüfekçi, CDC’e yönelik eleştirilerini 1 Mart’ta önce Twitter’dan yaptı, ardından 17 Mart’ta The New York Times’ta yazdı.

Yazının başlığı “İnsanlara maskeye ihtiyaçları olmadığını söylemek neden geri tepti”ydi.

Zeynep Tüfekçi, İstanbul Üniversitesi Sosyoloji’yi bitirdikten sonra Boğaziçi Üniversitesi’nde Bilgisayar Mühendisliği okudu. Sosyolog olarak akademik kariyerinden önce bilgisayar programcısı olarak çalıştı. Doktorasını Austin’de Teksas Üniversitesi’nde yaptı.

Salgının başlarıydı, maskeler kısıtlıydı, öncelik sağlık çalışanlarındaydı. Ancak yetkililer, açık açık bunu söylemek yerine art arda çelişkili açıklamalar yaparak ‘maske takmaya gerek yok’ mesajı verdiler.

Salgın şiddetlendikçe, bu durum halkla nasıl iletişim kurulmayacağını gösteren bir vaka çalışması haline geldi.

Tüfekçi, makalesinde çelişkileri sıraladıktan sonra “Yapılması gereken halka acı gerçeği, yani yeterince maske stoğu olmadığını söylemekti’ diye yazdı. “Yönetenlere güvensizlik arttıkça, insanlar ihtiyaçlarından fazla maske alıp stoklar.

Maske stoklayanlara gerçek durumu anlatıp, fazla maskeleri sağlık merkezlerine bağışlamalarını istemek, onlara maske takmalarına gerek olmadığı yalanını söylemekten çok daha iyidir.

Araştırmalar, felaketler sırasında insanların çarpıcı şekilde fedakar, paylaşımcı olabileceğini gösteriyor ancak yetkililerin müdahaleleri güvensizliği körükler, düşman gibi davranırsa her şey tersine döner.

Salgın derinleştikçe şüphesiz pek çok zorlukla karşılaşacağız ve hepimizin işbirliği yapması gerekecek. Böyle bir işbirliği için gerekli koşulları ne katar çabuk yaratırsak, hepimiz o kadar iyi olacağız.”

CDC, iki hafta sonra, Nisan başında ağız değiştirdi, 2 yaşın üzerindeki tüm Amerikalılara koronavirüsün yayılmasını yavaşlatmak için maske takmalarını tavsiye etti.

CDC’in üst düzey yöneticilerinden biri olan ve kişisel olarak başından beri maske takılması için bastıran Michael Basso, bu değişimde Dr. Tüfekçi’nin CDC’ye yönelik eleştirisinin “kırılma noktası” olduğunu söylüyor.

Zeynep Tüfekçi kim?

Burada biraz Dr. Zeynep Tüfekçi’yi tanımakta fayda var. Tüfekçi, bir virüs bilimci veya salgın bilimci değil. Teknolojinin siyaset ve toplum üzerine etkileri hakkında çalışmalar yapan bir sosyal bilimci ve yazar.

İstanbul Üniversitesi Sosyoloji’yi bitirdikten sonra Boğaziçi Üniversitesi’nde Bilgisayar Mühendisliği okudu. Sosyolog olarak akademik kariyerinden önce bilgisayar programcısı olarak çalıştı. Doktorasını Austin’de Teksas Üniversitesi’nde yaptı.

Nisan 2016’da doçent oldu. Halen Kuzey Karolina Üniversitesi Enformasyon ve Kütüphane Bilimi Bölümü’nde öğretim üyeliği yapıyor. “Big Data ve Demokrasi ile Sivil Topluma Yönelik Algoritma Tehdidi” başlıklı çalışmasıyla 2015’te Andrew Carnegie Araştırma Ödülü’nü kazandı.

Zeynep Tüfekçi aynı zamanda Harvard Üniversitesi’nde danışman öğretim üyesi ve Princeton Üniversitesi’nde araştırmacı olarak görev yapıyor.

Toplumsal hareketler ve sosyal medyanın ilişkisi, özel hayat ve elektronik izleme ve sosyal etkileşim alanlarında akademik çalışmalar yapıyor. Aynı zamanda The New York Times gazetesine aylık köşe yazıları yazıyor.

Hep ilk uyaran o

Hafif bir Türk aksanıyla hızlı konuşan, bazen zor anlaşılan 40’lı yaşlarındaki Dr. Tüfekçi, ünlü bir akademisyen ya da profesyonel değil. Ancak, bazı şeyleri Amerikan kamuoyundan önce ve çok daha net görüyor. Büyük ihtimalle bu başarısının sırrı Amerikan siyasetinden ve Silikon Vadisi’nin para ile ideolojiyi aynı hizaya getirme baskısından uzak olması.

2011’de Twitter’ın geniş toplumsal hareketlerin itici gücü olmasının basite indirgendiğini söylemişti. 2012’de medyanın okul baskını haberlerinin saldırganları teşvik ettiği konusunda uyardı . 2013’te Facebook’un etnik temizlik fikirlerini körükleyebileceğini savundu. 2017’de YouTube’un öneri algoritmasının bir radikalleşme aracı olarak kullanılabileceği konusunda uyardı.

Ve pandemi ortaya çıktığında alarm zilini herkesten önce çaldı. 27 Şubat’ta The Scientific American’da “Koronavirüs ABD’yi vurmaya hazırlanıyor” diye yazdı. “Dünya çapında bir salgına ve büyük sorunlara hazır olmalıyız. Bu sadece akıllıca değil, aynı zamanda vatandaşlık görevimiz. Kendimizi risk altında hissettiğimiz için değil herkes adına riski azaltmak için hazırlanmalıyız. Kontrolümüz dışında bir kıyamet senaryosuyla karşı karşıyayız…

Herkesin iyiliği için evde birkaç hafta kalmaya hazırlanın. Kendi riskinizi azaltacaksınız ancak en önemlisi sağlık hizmetleri üzerindeki yükü en aza indirecek, en ön safta savaşan sağlıkçıların en savunmasızlara ulaşmasına izin vereceksiniz.”

Bugünden bakıldığında salgının daha ilk ayında Zeynep Tüfekçi’nin ne kadar doğru ve yerinde tespitler yaptığı açıkça görülüyor.

Harvard Tıp Fakültesi’nde bulaşıcı hastalık bilimci Julia Marcus, “(O yazıda) Ne kadar haklı olduğunu görünce çok etkilendim” diyor.

Çocukluğuna bağlıyor

Dr. Tüfekçi’nin bu kadar çok şeyi, kafaların en karışık olduğu bir zamanda nasıl bu kadar doğru gördüğünü merak ediyordum, bu yüzden geçen hafta FaceTime üzerinden konuştuk. Bana, zihin alışkanlıklarını kısmen, kimsenin başına gelmesini istemeyeceği kadar kötü geçen çocukluğuna borçlu olduğunu söyledi.

İstanbul’da mutsuz bir çocukluk geçirmiş. Babası evi küçük yaşta terk etmiş, alkolik olan anneyle büyümüş. “Annem beni bazı günler sabahın köründe sokağa atardı” diyor. Teselliyi biraz bilim kurguda bulmuş. Ursula K. Le Guin favori yazarıymış.

“Bir sürü şey bir araya geldi ve hayatta kaldığım için mutluyum” diyor, Chapel Hill’de ayda 2.300 dolara kiraladığı evin önünde otururken. 11 yaşındaki oğlunu tek başına büyütüyor.

O ‘bir araya gelen bir sürü şey’, eleştrilerinde sıklıkla haklı çıkan Tüfekçi’nin başarısının sırrı. Bunları üç noktada özetliyor:

› Çocukken Türkiye ile Belçika arasında gidip gelirken ve ardından Amerika’da çalışırken edindiği uluslararası bakış açısı.

› Sosyoloji eğitimli bir bilgisayar mühendisi olmasının ona kazandırdığı farklı konuları ve disiplinleri içeren bilgi birikimi.

Karmaşık, sistem tabanlı düşünme alışkanlığı. Bu alışkanlığın yansımaları, The Atlantic’teki sert medya eleştirisinde görülüyor. 24 Mart tarihli makale ‘Yanlış anlayan sadece Trump değil’ başlığını taşıyor.

Sadece Amerika’da değil Avrupa’da ve Büyük Britanya’da da maske karşıtlığı aşırı sağ akımları bir araya getiren en büyük sembole dönüştü.

 

Bakın o makaleden birkaç paragraf:

“ABD’nin koronavirüs tepkisi başarısız oldu çünkü sorunun karmaşıklığını anlayamadık. Hükümet çok geride kalmış olsa bile bu salgına eyalet düzeyinde, yerel düzeyde ve hane halkı düzeyinde hazırlanmak için vaktimiz vardı, ancak karmaşık sistemler ve dinamikleri hakkında düşünmediğimiz için zamanı boşa harcadık… Normalde güvenilir medya olarak düşündüğümüz şeylerin çoğu bu başarısızlığın bir parçasıydı. Medya, Ocak sonundan Şubat’ın ortasına kadar koronavirüse bir tür grip gibi yaklaştı. Kelime oyunlarıyla endişeli insanlarla dalga geçti. Gribin koronadan çok daha büyük bir tehdit olduğunu yazıp çizdiler. Aşırı tepkinin salgından daha kötü olacağı konusunda uyarı yaptılar. The New York Times, Çin’e seyahat yasağının ırkçı bir yaklaşım olduğunu iddia etti ve şaşırtıcı şekilde okuyucularına koronavirüs kurbanlarının çoğunun iyileştiğine dair güvence vermeye devam etti.

Oysa o günlerde ihtiyacımız olan şey, kıyılarımıza bir tsunaminin inmek üzere olduğu ve hemen hazırlanmaya başlamamız gerektiğine dair net ve yüksek sesli bir uyarıydı.

Bu rahatlık, krizin ciddiyetinin nihayet çöktüğü Mart ayının başlarına kadar sürdü. Görünüşe göre ancak İtalya’nın Vuhan’ı aylar önce vuranla aynı türden bir krizi yaşamaya başlamasından hemen sonra uyandılar.

Sağlık sistemleri, doğrusal olmayan dinamiklere eğilimlidir, çünkü hastaneler, verimlilik için zorunlu olarak çabalayan kaynakları sınırlı yerlerdir. Grip mevsimi kurbanları için trajik olabilir ancak aynı mevsimde ek, beklenmedik bir viral hastalık, benzer bir bulaş ya da ölüm oranına sahip olsa bile gripten yalnızca iki kat daha trajik değildir, potansiyel olarak bir felakettir.”

Bir süre IBM’de çalıştı

1990’ların ortalarında, ABD’ye taşınmış. Kısa süre sonra IBM’de programcı olarak iş bulmuş.. Ofisin uyumsuzuymuş, takım elbiselilerin arasında rahat giyinmiş genç bir kadın olarak varolmaya çalışmış. En çok şirketin iç yazışma sistemini sevmiş. “Teknik bir soru sorduğumda Japonya’daki meslektaşımın yaşımı veya cinsiyetimi bilmemesini sevdim” diye anlatıyor.

Genel olarak neoliberalizme ve özellikle de Kuzey Amerika Serbest Ticaret Anlaşması tarafından dayatılan toprak özelleştirmesine karşı silahlanan güney Meksika’daki yerli aktivistleri merkez alan bir e-posta listesi olan Zapatista Dayanışma Ağı’nı keşfi, ona yeni bir ufuk açmış. Dr. Tüfekçi için bu ağ, bir dijital arkadaşlar ve entelektüel fikir tartışması topluluğu olmuş.

1998’de Zapatista ayaklanmasını izlemek için Meksika’nın Chiapas şehrine gitmiş. “Bu aslında tarih boyunca sayısız örneği olan türden bir ayaklanmaydı ama bu kez yeni bir şey vardı; Zapatistalar’ın arkalarındaki online küresel topluluk” diye anlatıyor. Belki de bu yüzden, asilerin katizmatik lideri ‘Subcomandante Marcos’la tanışmaya bile çalışmamış.

“Şöhret ve karizmdan hayatım boyunca uzak durmak için muazzam bir çaba sarf ettim” diyor.

Dr. Tüfekçi, modern çağın Zapatista Dayanışması ile başladığına inanan, şimdiye kadar konuştuğum tek kişi. Onun için bu, “aşağıdan yukarıya küreselleşmenin” ilk adımı.

Austin’deki Texas Üniversitesi’nde doktora yaparken “tekno-sosyoloji” dediği olguyu inceleyerek, Twitter’ın beslediği toplumsal hareketler sırasında dijital medyanın toplumu nasıl değiştirebileceği konusuna takıntılı hale gelmiş. Arap Baharı, Occupy Wall Street hareketi ve İstanbul’daki Gezi Parkı olaylarını yerinde izlemiş. İstanbul’da polisten az gaz yememiş.

4 yıl sonra anladılar

Pek çok Amerikalı düşünür ‘sosyal medyanın devrimci potansiyeli’ hakkında şaşkınlık içindeyken, daha karmaşık bir bakış açısı geliştirdi. 2012’de Austin’de düzenlenen bir panelde, kendini Başkan Obama’nın yeniden seçim kampanyasının dijital direktörü Teddy Goff’un solunda otururken buldu.

Teddy Goff, o gün uzun uzun seçim kampanyaları sırasında, kendileri hakkında toplanan dijital verilere dayalı olarak seçmenlere farklı mesajlar gönderilebilmesinin yaratacağı fırsatları anlattı. Dr. Tüfekçi, ‘mikro hedeflemenin’ daha çok toplumdaki bölünmeyi derinleştirmek için kullanılacağını söyleyerek Goff’a karşı çıktı.

Donald J. Trump’ın 2016 seçimlerini kazanmasının ardından 4 yıldan fazla bir süre geçtikten sonra, Goff, Dr. Tüfekçi’ye haklı olduğunu belirten bir not gönderdi.

“Herkesin internetin potansiyeli konusunda aptalca iyimser olduğu bir zamanda, siz bu masallara kanmadınız” dedi. “Veriye dayalı siyasetin dünyamızdaki rolünün daha derin bir çürüme olacağını görmek konusunda hepimizden ileri görüşlü çıktınız.”

Gezi’de gaz yedi

Aslında Dr. Tüfekçi’nin teknoloji hakkındaki görüşleri, yeni teknolojilere odaklanan küçük bir grup sosyolog arasında yaygındı. Ancak sosyal bilimler ve araştırmaların modası geçtiği bir zamanda o şüpheci yaklaşımını dile getirdi. Dijitalin yükselişi tamamen rakamlarla ilgiliydi ve teknoloji ustaları ve onların akademideki amigoları, ölçülemeyen her şeyden şüpheleniyorlardı. Büyük veri, sosyolojik gözlemi diriltmişti.

Dünyayı kasıp kavuran internet destekli hareketlerden etkilenen pek çok teknoloji yazarı, sosyal medyanın bu hareketlere karşı nasıl kullanılabileceğini anlamakta yavaş kaldı. Dr. Tüfekçi, 2017 tarihli “Twitter ve Gaz Bombası” adlı kitabında “Sosyal medyanın bu tip hareketleri mobizile ettiği ve güçlendirdiği konusunda çok fazla yazıp çiziliyor. Fakat aynı sosyal medyanın tam ters bir etkisi de var. Organizasyonel derinlik ve deneyim eksikliği, kolektif karar alma araçları veya kültür eksikliği ya da uzun süreli eylemler nedeniyle hareketler zayıflıyor ve sonuçsuz kalıyor” diye yazmıştı.

Bu, o günlerden beri pek çok sosyal hareketin öğrendiği bir ders. Bu dersi en son bu yaza damga vuran Black Lives Matter protestoları aldı. Tüfekçi “Dünyanın birçok yerinde vuku bulan eylemlerin başarıları veya sonuçları, katılımlarının büyüklüğü ile karşılaştırıldığı zaman oldukça sönük kalıyor. Teknoloji, sosyal medya bu tip toplumsal eylemleri daha da kolaylaştırmış olsa da eylemlerin sonuçlarını ve başarılarını aynı oranda etkilemiyor. Günümüzdeki hareketlerin neredeyse hepsi, hedeflediğinden çok daha az başarı elde ettiler” diyor.

Silikon Vadisi’ndeki bazıları bugünlerde sosyal bilimleri daha ciddiye alıyor. Twitter CEO’su Jack Dorsey “Twitter’ı yeni baştan yapmak zorunda kalsaydım, çok daha fazla sosyal biliciyle çalışırdım” dedi.

Dr. Tüfekçi’yi bu iç karartıcı anda öne çıkaran şeylerden biri de ironik olarak Craigslist’in kurucusu Craig Newmark ve diğer birkaç kişiyle paylaştığı erken internet iyimserliği aslında.

Bu iyimserlik, onu salgın literatürüne sokan şeyin bir parçası. Dr. Tüfekçi, salgın bilimini, öğrencilerini küreselleşmeyle tanıştırmanın ve insan doğası hakkında bilgilendirmenin bir yolu olarak gördü. Örneğin politikacılar ve medya, Katrina Kasırgası 2005’te New Orleans’ı vurduğunda yaptıkları gibi, bir afet meydana geldiğinde yağma ve suç beklerler. Ancak o, sahadaki gerçekliğin farklı olduğuna, daha çok ortak cömertlik ve nezaketin öne çıktığına inanıyor.

Ona göre halk sağlığı görevlileri, insanlara maskelerin işe yaramadığını söylediklerinde gizli bir nedenleri varmış gibi göründü: Kısıtlı olan koruyucu teçhizatı, ona daha çok ihtiyacı olan sağlık çalışanları için ayırmak.

Dr. Tüfekçi, onu daha sonra altüst edeceği tavsiyelerle güvenilirliğini tehlikeye atmak yerine, hükümetlerin vatandaşlara en başından itibaren güvenmesi gerektiğine inanıyor.

Amerika’da maske asla sadece maske değil. Trump maske takmıyor ve bunu da bir siyasi tavır olarak sunuyor. Sokakta, Trump seçmeni olduğu belli kalabalıklar maske takanlara laf ediyor.

“Maske konusunda doğru söylediğimize inanmadılar. Toplumu bencil, sadece çıkarını düşünen bir topluluk olarak düşünüyoruz oysa çoğu insanın afet arşısında dayanışmaya yatkın olduğu gerçeğini görmüyoruz.”

Dr. Tüfekçi’nin Mart ayındaki maskeler üzerine yazdığı köşe yazısı The New York Times’ın yayınladığı en etkili köşe yazıları arasına girdi. Belki de siyasi bir yönü olmaması, geniş çapta ilgi çekmesine neden oldu.

Halk sağlığı yetkilileri artık onu dinliyor. Op-Ed yazısından iki ay sonra Dr. Rajkumar ve Dr. Tüfekçi, Dünya Sağlık Örgütü yetkilileri ile bir video konferansa katıldı. Yetkililer bu kez ‘maske takan kişilerin güvende olduklarını düşünerek diğer önlemleri savsaklayacağından’ endişe duyuyordu.

Dr. Tüfekçi onlara “Hayır, ben bir sosyoloğum, bunun doğru olmadığını biliyorum” dedi.

Tüfekçi en son yine The Atlantic dergisinde ‘havalandırma’ üzerine uyarı yaptı. 30 Temmuz’da “Havalandırma hakkında konuşmamız gerek” başlığını attı. “Nasıl oluyor da bir solunum yolu salgınının altıncı ayında havadan bulaşmayı azaltmak için hala çok az şey yapıyoruz” diye sordu ve devam etti:

“Önemine dair artan kanıtlara rağmen, soluduğumuz havayı fark etmeden hijyen tiyatrosunu uygulamaya, sürekli ellerimizi yıkayıp, her şeyi dezenfektanla derinlemesine temizlemeye devam ediyoruz.

Koronavirüs üst ve alt solunum yollarımızda çoğalır ve nefes aldığımızda, konuştuğumuzda, şarkı söylediğimizde, öksürdüğümüzde veya hapşırdığımızda yayılır.

COVID-19 için belki de en önemli tartışma, özellikle enfekte insanlardan hangi boyuttaki damlacıkların ne oranda yayıldığı ve bu damlacıkların ne kadar bulaşıcı olduğu ve nasıl seyahat ettikleri üzerine odaklanıyor. Öyleyse, sosyal mesafeye, maskelere ve el yıkamaya olduğu kadar havalandırmaya da dikkat etmeliyiz.

Milyonlarca insan için belki de en kaygılı konu olan okulları düşünün. Sınıflar çok konuşulan yerlerdir, çocuklar sosyal mesafe kuralına da pek uymaz. Ve bir sınıfta ne kadar çok öğrenci olursa, havalandırma da zayıfsa aerosollerin birikmesi için o kadar fazla fırsat olur. Bu havalandırma sorunlarının çoğu, bazen ücretsiz veya ucuz yöntemlerle ve bazen de ulusal bir öncelik olması gereken altyapıya yapılan maliyetli yatırımlarla ele alınabilir.

İç mekanda, kapı ve pencerelerin açılması, özellikle sınıfların pencerelerinde havayı dışarı iten vantilatörlere sahip olması, içerideki hava dolaşımını büyük ölçüde iyileştirecektir. Pencereler açılmadığında, sınıflarda taşınabilir hava filtreleri kullanılabilir.”

Zuck haklı mı?

Şimdi kendimi şunu merak ederken buluyorum: Acaba Zeynep Tüfekçi şimdi ne hakkında doğru söylüyor? Ve geri kalanımız neyle ilgili yanılıyor?

Bu alanlardan biri, sosyal medyanın toplum üzerindeki etkileri. Mark Zuckerberg ve Facebook’un nefret söylemine karşı yeterli önlem alıp almadığı tartışması örneğin.

“Asıl sorun Zuck’ın benim istediğim şeyi yapıp yapmaması değil” diyor. “Asıl sorun, nefret söyleminin ne olup olmadığına onun karar veriyor olması.”

Ayrıca, bireylere, üst yöneticilere, sosyal medya aktivistlerine odaklandığımızda yanlışa düşebileceğimizi söylüyor. Yalan haberler ve nefret söylemini güçlendiren bir medya ortamına olası cevabın, işlevsel hükümetlerin geri dönüşünün yanı sıra, dijital platformları içerikten sorumlu tutacak, kusurlu da olsa yeni bir çerçevenin doğması olduğuna inanıyor.

Bu yazı The New York Times gazetesinden derlenmiştir.

Putin muhalifi Navalni’yi kim, neden zehirledi?

Tuhaf bir milletiz doğrusu. Amerikan iç politikasını, hatta zaman zaman Büyük Britanya’nın iç politikasını bile izler bizim gazetelerimiz, TV’lerimiz, web sitelerimiz ama en yakınımızda neler olup bittiğiyle pek ilgilenmeyiz. Yunanistan’dan çeşitli Arap ülkelerine, Ukrayna’dan Gürcistan’a böyle ...

Bir fenomen evlenecek olsa, düğünü bedavaya mı gelir?

Çoğu düğünde tüm gözler tipik olarak gelin ve damat üzerindedir. Ancak evlenenler sosyal medya influencer’ları ise üzerlerindeki göz sayısı yüzbinleri bulabilir. 28 yaşındaki Caila Quinn, New York’ta yaşıyor. 2016’da yayınlanan “The Bachelor”ın 20’nci sezonunda dikkatleri ...

Denizdeki Çernobil

Dünyanın en yoğun balıkçılık bölgelerinden biri olan Kuzey Buz Denizi’nin dibinde Sovyet döneminden kalma çok sayıda radyoaktif denizaltı yatıyor. Rusya, yıllar sonra onları çıkarmaya hazırlanıyor. Rusya’da bir adet vardır; yaşayan birine her zaman tek sayıda çiçek verirler, bir mezara ya da ...