Spike Lee’den epik bir Vietnam filmi: Da Five Bloods

Amerika’nın siyah askerlerine yaptıkları…

ALİ ARIKAN

Oscarlı yazar-yönetmen Spike Lee’nin yeni filmi Da Five Bloods daha uygun bir zamanda gösterime giremezdi. Zira George Floyd’un herkesin gözleri önünde beyaz bir polis tarafından öldürülmesiyle Amerika’da başlayıp, Batı’daki pek çok ülkeye yayılan protestolarla tabii ki doğrudan bağlantısı olmasa da, film; zamanın ruhunu yakalıyor. İptal edilen Cannes Film Festivali’nde yarışma dışı gösterildikten sonra yaz aylarında tüm dünyada sinemalarda gösterilmesi beklenirken bu pandemi meselesi peydahlandı. Onun için Da Five Bloods’ı evimizde, Netflix ekranlarında izlemek durumunda kaldık. Tabii dev gibi bir perdede seyretmesi çok daha eğlenceli olurdu ama bu zor günlerde insanın evinde yepyeni bir Spike Lee filminin çıkması hiç de kötü bir şey değil.

‘Hırçın’ ve dahi yönetmen Spike Lee

Toplumun bazı insan ve kavramlara olan yaklaşımının zamanla evrilmesi, kişilerin genel anlamda imajlarının geçirdiği gelgitler benim çok ilgimi çekiyor. Bundan otuz yıl önce Amerikan sinemasına adeta nükleer bir patlamayla girmişti Spike Lee. “Do The Right Thing”, sadece ırkçılıkla ilgili muazzam bir yapım değil, tüm zamanların en iyi filmlerinden biriydi de. Lee’nin hırçın, kavgacı bir üslubu olduğu çok netti ilk filminde. İlginçtir, yönetmenin bu yaklaşımı önceleri taze ve gerekli gibi görülse de Amerikan kamuoyu yıllar geçtikçe Spike Lee’ye gıcık oldu. Filmlerindeki kalite hiç düşmese de genel olarak sevilmemeye başladı Lee. Yönetmenin ABD zeitgeistında rehabilitasyonu, son yedi-sekiz yılı kapsar zira biraz önce bahsettiğim o hırçınlığının ne kadar yerinde olduğunu tüm Amerika görmeye başladı.

Epik bir Vietnam filmi

Epik bir Vietnam filmi olan Da Five Bloods, bir taraftan naif bir yetmişli yaşlara adanmış yol filmi, diğer taraftan hayata ve tarihe karşı kızgın, zehir dolu bir tirat. Senaryo Spike Lee’nin önüne gelince yönetmen, karakterlerin ırkını siyaha çevirmiş ve filme de ayrı bir anlam kazandırmış, yeni görüşlerle donatmış.

Spike Lee’nin filmografisiyle ilgili pek çok şey söylenebilir ama nüanslı olduğu söylenemez. Yönetmenin kendine ve fikirlerine olan güveni o kadar nettir ki mesajlarını bir buldozer inceliğinde verir. Epik bir Vietnam filmi olan Da Five Bloods da aynen böyle bir yapım. Bir sahne var mesela ilk başlarda: sivil toplum örgütü yöneticisi Fransız bir kadın, Vietnam’da yıllar önce gömülüp unutulmuş mayınların hala ne kadar çok ölüme yol açtığından bahsediyor. İşte filmin ana fikri de bu zaten ve bu mesaj da büyük harflerle veriliyor. Dört tane, yetmiş küsurluk Vietnam gazisinin, savaş sırasında ölen birlik komutanlarının cesedini Amerika’ya geri götürmek için ülkeye yaptıkları ziyareti anlatan film; işte yıllar önce gömülmüş, kişisel veya siyasi mayınlarla ilgili… Üstünden ne kadar zaman geçse de bu bomba tarlaları ölümcüllüklerini koruyor.

Filmde bir ben yokum!

Senaryosu normalde full time sinema profesörü olan Danny Bilson ve Paul De Meo’ya ait olan filmi neredeyse Vietnam gazisi (ve Vietnam filmlerinin şahı) Oliver Stone yönetecekti. Senaryo Spike Lee’nin önüne gelince yönetmen, karakterlerin ırkını siyaha çevirmiş ve filme de ayrı bir anlam kazandırmış, yeni görüşlerle donatmış. 156 dakikalık film uzun, uzun olmasına ama yönetmen, her dakikaya onlarca fikir sığdırmış. Tarih ve tarihten gelen hayaletlerin yükü altında boğulan filmde belki biraz fazla fikir var ve bundan dolayı akıl karışıklığı da yok değil. Ama ben şahsen vicdanı rahat, hırslı bir yönetmenin çektiği dolu dolu filmleri, kısa, öz ama boş filmlere tercih ederim. Da Five Bloods bir taraftan naif bir yetmişli yaşlara adanmış yol filmi, diğer taraftan hayata ve tarihe karşı kızgın, zehir dolu bir tirat. Bir taraftan savaşın askerler üstünde bıraktığı travmaya dikkat çekiyor, diğer taraftan John Huston’ın “Treasure of Sierra Madre”sinin adeta yeni bir uyarlaması oluyor. Dedim ya, bir ben yokum, bu da ister istemez filmin odak noktasını kaybetmesine sebep olabiliyor.

Dört tane, yetmiş küsurluk Vietnam gazisinin, savaş sırasında ölen birlik komutanlarının cesedini Amerika’ya geri götürmek için ülkeye yaptıkları ziyareti anlatan film; yıllar önce gömülmüş, kişisel veya siyasi mayınlarla ilgili…

Afrikan-Amerikan askerlerin trajedisi…

Bu odak noktası ne peki? Filmin başından itibaren çok bariz. Muhammed Ali’nin Vietnam’a gitmeyi reddiyle açılan film, hemen sonrasında bir montajla devam ediyor. Marvin Gaye’in Inner City Blues şarkısı çalarken, Afrikan-Amerikan askerlerin trajedisini izliyoruz. Orantısız rakamlarla askere çağrılıp Güney Doğu Asya’ya gönderilen siyahlar, Amerika’ya döndüklerinde ülkeleri tarafından da istenmiyorlar, dörtte biri kendini hapiste buluyor. İşte filmin ateşini bu ironik ikilem körüklüyor.

Delroy Lindo, Clarke Peters, Norm Lewis ve Isiah Whitlock Jr, turizm cenneti Saygon’a eski komutanlarının cesedini almak için giden dörtlüyü oynuyor (Oyunculuklar harika bu arada, özellikle Lindo kariyerinin performansını sergiliyor). Fakat kısa süre sonra ortaya çıkıyor ki Vietnam’a geri dönmelerinin bir sebebi daha var. Flashbacklerin gösterdiğine göre dörtlü, elli yıl önce muharebe sırasında düşen bir CIA uçağında bir ton altın bulmuş. ABD’ye geri götüremeyecekleri için de altını belli bir yere gömmüşler. Vietnam’a hazineyi alıp evlerine götürmek için dönmüşler. Tabii evdeki plan çarşıya uymuyor ve macera başlıyor.

Postmodern ve metinüstü bir yaklaşımı var filmin. Sadece bir savaş filmi olmakla kalmıyor, savaş filmleriyle ilgili bir savaş filmi de oluyor. Amerika’nın sadece askerlerine yaptığı değil, siyah askerlerine yaptıkları ve bunu telafi etmek için yapması gerekenlere ait şiirsel bir yapım çıkıyor ortaya. Yılın kesinlikle en iyilerinden.

Da Five Bloods
Yönetmen: Spike Lee
Oyuncular: Delroy Lindo, Jonathan Majors, Clarke Peters, Norm Lewis, Isiah Whitlock Jr., Mélanie Thierry
Yazarlar: Danny Bilson, Paul De Meo, Spike Lee, Kevin Willmott
Yapım Yılı: 2020
Ülke: ABD

Sinemada bir yazı burun kıvırarak geçirdikten sonra bu hafta iyi filmler var!

Bütün yaz boyunca sinemalar kapalı olduğu için yeni filmleri streaming platformlarından izledik. Yazdıklarıma şöyle bir bakınca büyük çoğunluğuna burun kıvırdığımı gördüm. Bu benim suçum değil, filmler iyi olsaydı tabii ki överdim ama heyhat: sinema için iyi bir yaz olmadı. Yine de insan her ...

Christopher Nolan’ın dev yapımı Tenet gösterimde!

Salgın süresince kapalı olan sinema salonları, dünyanın pek çok yerindeki gibi ülkemizde de tekrar açılmaya başladı. Son birkaç haftadır aylar öncesinin filmleri vizyondaydı, ilk defa geçen cuma yeni bir-iki film daha piyasaya sürüldü. Hasılat bilgilerinden anlıyoruz ki seyirci yine de evinde ...

İşte yine bir süper kahraman filmi: “Project Power”

Netflix, işi artık iyice otomatiğe bağladı. Salgın sürecinde süper kahramanlı, sisteme başkaldıran polisli, büyümüş de küçülmüş zenci çocuklu elli film izledim gibi geliyor bana. Ya gerçekten böyle bir furya var, ya da artık bu filmler iyice birbirlerine girmeye başladı. Daha önce de yazmıştım; ...