Bir tweet attı imparatorluğunu kaybetti

4 milyar dolardan fazla ciro üreten CrossFit’in kurucusu Greg Glassman, 20 yılda dünyanın zirvesine çıkardığı fitness markasını George Floyd protestoları sürerken attığı bir mesajla tüketti.

İSMAİL YUVACAN

Bir iki beden büyük ‘blue jean’i, spor ayakkabıları, renkli tişörtleri ve sürekli ters taktığı beyzbol şapkasıyla, Forbes dergisine göre yılda 4 milyar dolar gelir üreten bir şirketin CEO’suna hiç benzemiyordu.

Herkes onu Apple’ın kurucusu Steve Jobs’la karşılaştırıyordu.

O da şirketini California’da bir garajda kurmuştu, keşifle değil inovasyonla büyümüştü ve kısa sürede markasını dünya çapında bir fenomen haline getirmişti.

Ayrıca küstahtı, huysuzdu, küfürbazdı, kavgacıydı, kendini beğenmişti. Ve dünyanın ırkçılığa karşı ayağa kalktığı bir dönemde attığı bir tweetle imparatorluğunu kaybetti.

CrossFit’in kurucusu ve şirketin CEO’su, ‘The Coach’ lakaplı Greg Glassman’dan bahsediyoruz.

20 yıldan kısa sürede, tartışmasız dünyanın en büyük fitness markasını kuran, tarihteki en büyük fitness topluluğunu oluşturmakla kalmayıp, CrossFit adı altında yeni bir spor dalı yaratan Greg Glassman.

Çocuk felci geçirdi

Greg Glassman 1957’de, orta sınıf ABD’li bir ailenin oğlu olarak California’da doğdu. 10 aylıkken çocuk felci geçirdi, bir bacağı sakat kaldı. Babası, Hughes Aircraft şirketinde roket bilimcisiydi. “Babam sürekli beynimde boza pişirirdi, daima bilimden, verilerden bahseder, neyin bilim olup olmadığına dair konuşurdu. Ona göre ölçülemeyen hiçbir şey bilim değildi. Yaptığın her şey ölçülebilir, tekrarlanabilir olmalı” diyor.

Babası oğlunun bilime yönelmesini istiyordu ama Greg’in aklında spordan başka bir şey yoktu. Ancak bilimsel yaklaşım, yıllar sonra CrossFit metodunu oluştururken işine çok yaradı. CrossFit’le fitness kavramını ilk kez ‘ölçülebilir’ hale getirdi.

Doğuştan sporcu

Genç Greg Glassman geçirdiği çocuk felci ve bacağındaki kalıcı engele rağmen doğuştan sporcuydu. İyi bir bisikletçi ve jimnastikçiydi.

Antrenmanlarda bir şey dikkatini çekti. Çoğu arkadaşı sadece bir spor dalında atletik beceri gösterebiliyordu.

Oysa o jimnastik antrenmanında halteri kullanınca geliştiğini, dayanıklılığı arttıkça bisiklette ilerlediğini gördü. Herhangi bir spor için öncelikle fit olmak önemliydi.

Bu düşünce onu CrossFit’in ana fikri olan ‘fiziksel hazırlık’ kavramına götürdü. Yıllar sonra “Savaşa, depreme, soyulmaya, kan kanseri olduğunuzu öğrenmek gibi korkunç haberlere hazır olmak… Önemli olan bu. Hayat meydan okumalardan ibarettir” diyecekti.

Garajda çalışmaya başladı

17 yaşında, San Fernando Valley’deki evlerinin garajında radikal bir antrenman yöntemi geliştirmeye başladı. Sears mağazalarından aldığı ağırlık seti ve kapıya sabitlenen barfiks barıyla işe koyuldu. İlk antrenmanını, “21 front squat (halter barını omuza alıp çömelip kalkmak) ve 21 overhead press (ağırlığı omuzlardan başının üzerine kaldırıp indirmek) yaptıktan sonra 21 barfiks çektim. Ardından bu hareketleri 15’er ve 9’ar tekrar olarak iki kez daha yaptım. Sadece üç dakikada zorlu bir jimnastik antrenmanının ardından olduğu gibi nefes nefese kaldım. Bunu vücut geliştirme sporuyla yapmak mümkün değildi. O günkü antrenmanı unutamıyorum” diye anlatıyor.

CrossFit’in kurucusu ve CEO’su Greg Glassman 20 yıldan kısa sürede dünyanın en büyük fitness markasını kurdu, yeni bir yarışmacı spor yarattı. 160’tan fazla ülkede milyonlarca insanı box adı verilen salonlarda topladı. Her biri tutkulu birer CrossFit’er olarak, kulaktan kulağa bu sporu yaydı. İnsanlar hem yarıştı, hem eğlendi, hem de gelişti. CrossFit milyarlarca dolarlık bir marka haline geldi.

CrossFit nedir?

Temel jimnastik, olimpik halter hareketleri ve kondisyonel egzersizleri kısa süre içinde yüksek tempoda yaparsanız ciddi oranda fitleşirsiniz.

CrossFit’in ana fikri bu. CrossFit, 15-20-25 dakikalık kısa ama yoğun tempo, belirli bir bölgeyi değil vücuttaki tüm kasları aynı anda çalıştıran, rutine düşmeden her gün değişen antrenmanlardan oluşuyor.

Haftada 3-4 gün yapılıyor. Antrenmanların en önemli unsuru veriler. Yazı tahtaları skorbord olarak kullanılıyor. Skorlar sürekli kayıt altına alınıyor. CrossFit yapanlar ne kadar geliştiklerini skorlarından takip edebiliyor.

Kullanılan ağırlıklar yaşa ve fiziksel kapasiteye göre değişiyor, teknikler, hareketler zordan kolaya doğru değiştirilebiliyor.

Spor eğitmeni oldu

Greg Glassman 6’ncı kolejinden atıldıktan sonra Los Angeles’ta spor salonlarında eğitmenliğe başladı.

Ancak Greg havalı salonlardaki şık fitnees aletleri yerine öğrencilerini kendi antrenman teknikleriyle çalıştırıyordu.

Metodu hızlı ve gürültülüydü ancak çok etkiliydi. Solukları kesilen, kan ter içinde kalan müşteriler kısa sürede forma girdikleri için mutluydu. Ünü kulaktan kulağa yayılıyordu. İnsanlar kendi antrenörlerini bırakarak Greg’le çalışmak istiyordu. Binlerce dolar yatırdıkları aletler olmadan insanların sonuç alması gym sahiplerini, müşteri kaybetmek de diğer antrenörleri kızdırınca, çalıştığı her salondan kovulmaya başladı. Ancak her gittiği gym’de müşterileri onu takip ediyordu.

Polisleri eğitmeye başladı

Glassman, 1995’te çalıştığı son salondan kovulmuş, lise aşkı olan ilk eşinden ayrılmıştı. O sırada Santa Cruz Polis Departmanı’ndan bir arkadaşı aradı, sıradışı antrenman yöntemlerini duymuştu, “Gelip burada polisleri çalıştırır mısın?” diye sordu. Teklifi kabul etti, Spa Fitness adlı sağlık merkezinde 60 dakikalık antrenmanlarını polislere ve ter atmak isteyen herkese açtı.

Antrenmanlardaki zamana karşı yarış ya da belirli bir zaman diliminde mümkün olduğu kadar çok tur ya da tekrar yapma şartı, insan doğasındaki rekabetçi yanı ateşliyor, böylece kimse gevşemiyordu.

Gwen, Angie, Barbara, Chealsea, Diane, Cindy gibi kız adları verdiği ‘benchmark’ antrenmanlar düzenli aralıklarla tekrarlanıyor, alınan skorlarla elde edilen gelişim ölçülüyordu.

Sıradan insanlar, PVC borularla halter teknikleri öğrenmeye başlayıp, belirli bir süre sonunda gerçek barla ağırlık kaldıracak seviyeye geliyordu.

İkinci karısı ortağı oldu

Glassman’ın müşterileri arasında Lauren Jenai adında sarışın, mavi gözlü, güzeller güzeli bir kuaför de vardı. Kısa süre sonra evlendiler. Mutluluğu bulmuştu ki Spa Fitness’ın patronu bir kez daha Greg Glassman’ı kapıya koydu.

Ancak bu kez arkasında, kendini CrossFit’e adamış hatırı sayılır bir kitle vardı. Silikon Vadisi’nde çalışan zengin müşterilerinden birkaçı ona kendi salonunu açması için destek oldu. 2000 yılıydı. Sonunda polislerini ve çoğu Slikon Vadisi çalışanlarından oluşan müşterilerini alıp sadece 116 metrekare büyüklüğündeki bir kamyon garajında ilk salonunu açtı.

Gerçekten kutu gibi küçücük olan spor salonuna gym yerine ‘Box’ adını verdi, kapısına da kocaman, siyah zemin üzerine beyaz harflerle CrossFit yazdı.

Bir öğrencisi CrossFit deneyimi için “kahkaha ile birleşen acı” demişti, bu çok hoşuna gitti. Logo olarak antrenman sonunda acıdan kusan bir palyaço seçti. Adına da Pukie Amca dedi.

Salonda hiçbir havalı fitness aleti yoktu. Tırmanma halatları, kondüsyon bisikletleri, kürekler, halterler, dambıllar, kettlebell’ler ve barfiks için barlar. Ve bireysel müşterilere odaklanmak yerine grup egzersiz dersleri vermeye başladı. Bu ileride CrossFit box’larının hızla birer ‘community’e (cemaat diye çevirebiliriz belki) dönüşmesine de yol açacaktı.

İnternet önünü açtı

Daha sonra alışılmamış hareketlerden oluşan antrenmanları günlük olarak ‘WOD’ (Workout of the Day-Günün Antrenmanı) adı altında açtığı CrossFit.com internet sitesinde paylaşmaya başladı.

Glassman “Adeta dünya dışı canlıları araştıran SETI gibi evrene pi sayısının sinyalini göndermek gibi bir şeydi” diye anlatıyor. “Bir geri dönüş almanız, evrende yalnız olmadığınızı, sizden başka akıllı varlıkların olduğunu gösterir. Ben sinyalime geri dönüş aldım. Benim pi sayım, WOD’larımdı. Olayın mazoşizmle ilgisi yok, buna fizik deniyor. Benim denklemime göre daha hızlı biçimde aynı ya da daha fazla miktarda iş yaparsanız, fit hale gelirsiniz.”

Şirket kuruyorlar

Kutu gibi kamyon garajına ülkenin dört bir yanından ‘CrossFit hacıları’ gelmeye başlamıştı, eşi Lauren’le CrossFit’i şirket haline getirdiler. Ancak ne bir iş planları ne de pazarlama faaliyetleri vardı. Gelenlere kişi başı 1000 dolar karşılığında iki günlük eğitimler veriyorlardı.

2002 başlarında Glassman’ın WOD’larını internetten takip eden Seattle’dan biyokimyacı ve eski bir halterci olan Robb Wolf, Santa Cruz Soquel’deki box’a geldi.

O ve bazı arkadaşları Seattle’da küçük bir spor salonu açacaklardı, acaba CrossFit adını kullanıp, aynı antrenmanları yaptırabilirler miydi?

Glassman önce şaşırdı, hazırlıksızdı. Sonra “Tamam” dedi. “Sizden şimdi 500 dolar alacağım ama ileride rakam artabilir.” Ve ilk şube CrossFit North adıyla Washington Seattle’da açıldı.

CrossFit efsanesi büyüyor

2004’te Glassman eğitim seminerlerini düzenli hale getirdi, dört ayrı seviyede sertifika vermeye başladı. İki yıl içinde box sayısı 3’ten 50’ye çıktı. CrossFit yavaş yavaş gerçek bir şirket haline geliyordu.

Bu yeni sıradışı, bağımlılık yaratan ve hızlı sonuç veren antrenman tekniği geçen beş yılda polisler, itfaiyeciler, askerler, kafes dövüşçüleri, profesyonel atletler ve aşırı hırslı ‘fitness delileri’ arasında popüler oldu. Hatta başta Navy Seals olmak üzere ABD ordusunun özel kuvvetleri eğitimlerine CrossFit’i dahil etti.

Olumsuz habere rağmen

2005 Aralık CrossFit için dönüm noktası oldu. New York Times yeni yeni tomurcuklanan CrossFit çılgınlığı hakkında bir haber yayınladı. Ancak haber, CrossFit yaparken sakatlanan Brian Anderson’ın acil servisteki hikayesiyle başlıyordu.

Glassman kavgacı yüzünü ilk kez gösterdi. ‘Sizi öldürse bile fit olmak’ başlıklı habere, “Evet CrossFit sizi öldürebilir. Her zaman dürüst oldum. Eğer halkadan (artistik jimnastikçilerin kullandığı halkadan bahsediyor) düşer ve boynunuzu kırarsanız ölebilirsiniz. Bunu göze alamıyorsanız, sizi aramızda istemiyoruz” diye karşılık verdi.

Liberal yaklaşım

O yıl isim hakkı alan box sayısı 15’ten 50’ye çıktı. Greg Glassman, 1000 dolar verip hafta sonu iki günlük eğitim seminerini tamamlayan herkesin box açabileceğini duyurdu. Box sahipleri CrossFit Inc’e yıllık üyelik aidatı olarak 3000 dolar ödeyecekti.

Glassman bu konuda tam bir liberaldi. Bağlı kuruluşların bir garajda ya da depoda ya da başka bir yerde box açmakta özgür olduğunu, eğitimlerini istedikleri gibi ücretlendirebileceklerini söyledi. Ona göre günün sonunda serbest piyasa gerekli olan kalite kontrolünü sağlayacaktı.

Kulaktan kulağa yayıldı

CrossFit efsanesi kulaktan kulağa yayılıyordu. Box’larda diğer vücut geliştirme salonlarındaki gibi insanların kendilerini seyrettikleri dev aynalar, herkesin kulağında kulaklık, setler arasında elde cep telefonlarıyla dolaşan kasıntı tipler yoktu. Gruplar aynı anda başlıyor, nefes almadan antrenmanı tamamlıyor, hem en iyi skor için yarışıyor hem de birbirini teşvik ediyordu.

Bir Harvard araştırması, CrossFit’in, “ABD’de yalnızlık hissinin arttığı ve geleneksel dini cemaatlerin azaldığı bir zamanda, box’ların insanların anlam ve aidiyet bulabileceği yerler haline geldiğini” yazdı.

Bu arada CrossFit yapan askerler, Irak’ta, Afganistan’da çatışmalarda ölen arkadaşlarının anısına, onların adını taşıyan son derece ağır WOD’lar yapmaya başladı. Bunlara ‘Hero WOD’ deniyordu. Bu antrenmanları sadece askerler değil, o askerlerin öldüğü günlerde bir çok box’ta siviller de gözyaşları içinde yapıyordu. ABD’deki CrossFit topluluğunun en azından bir bölümü ‘milliyetçi-muhafazakar’ çizgisini öne çıkarıyor, hatta bir parça militarist hatta ırkçı görüntü veriyordu.

CrossFit olduğundan daha büyük birşeye dönüşmeye başlamıştı.

CrossFit box’ları, her tarafı aynalarla çevrili, insanların kulağında kulaklık, ellerinde cep telefonlarıyla spor yaptığı gymlere benzemiyor. Kimse tekrarlar arasında pazularını şişirip aynadan kendini seyretmiyor, havalı kıyafetlerle piyasa yapmıyor. Herkes 20-25 dakikada neyi varsa veriyor. Değil aynada kendini seyretmek, antrenmanın ortalarına doğru nefes almak bile mesele haline geliyor. CrossFit yapanlar, box’larda farklı bir arkadaşlık geliştiriyor. Bittiğinde bazen nefes almak için insan göğsünü yarıp açmak istiyor. Bir iki dakika sonra nabız normale döndüğünde bir sonraki antrenman için dakikaları geriye saymaya başlıyor.

CrossFit spor oluyor

2007’de, şirketin en değerli ikinci aseti olan CrossFit Games doğdu. Amaç bu kadar çalışmayla fit olan atletin ‘fiziksel hazırlık’ seviyesini ölçmekti. Zorlu, sürprizlerle dolu bir sınav ortaya koyarak en iyiyi bulmak hedefleniyordu. Atletler yarışacakları WOD’u ancak podyuma çıktıklarında öğreniyordu.

CrossFit Games, Glen Glassman’ın sağ kolu, eski bir Navy Seal olan Dave Castro’nun ailesinin Kaliforniya’daki çiftliğinde bir tür “fitness festivali” havasında başladı.

2008’de ilk gelen 300 kişi katılabildi. Bu iki yarışın belgeselini Netflix’ten izleyebilirsiniz.

2009’da eleme yapmaları, 2010’da artık çiftlikten başka bir yerde gerekli izinleri alarak etkinlik düzenlemeleri gerekti.

2011’de Reebok’un CrossFit’e sponsor olmasıyla dünyanın her yerinden katılıma açık bir çevrimiçi sistem kuruldu. Adı CrossFit Open’dı.

2019’a kadar işleyen bu sistemde dünya haritası farklı bölgelere ayrılmıştı ve Open’da kendi bölgesinde dereceye giren sporcular CrossFit tarafından düzenlenen bölgesel yarışmalarda (Regionals) elemeye tabi tutularak Games’e katılmaya hak kazanıyordu.

Bölge sınırları arada değişti, Türkiye önce Afrika ve Ortadoğu bölgesindeydi sonra Akdeniz ülkelerini kapsayan Meridian’a alındı, ama genel işleyiş değişmedi. Tüm elemeler CrossFit şirketi tarafından yönetiliyordu.

Kişi başı 20 dolar

Burada ‘The Open’a bir parantez açalım. Open, sadece Games atletlerine değil, dünya çapında herkese açık bir yarışma. 14 yaşından büyük olan, CrossFit yapan ve katılma ücreti 20 doları ödeyen herkes katılabiliyor.

Katılanlar dünyada ve ülkesinde sıralamasını görebiliyor, takip ettiği sporcularla aynı antrenmanı yaparak kendini kıyaslayabiliyor.

5 hafta boyunca her hafta bir antrenman açıklanıyor ve hareket standartları ile puanlama kriterleri veriliyor. Bu antrenmanları CrossFit lisanslı bir salon ve hakeme erişiminiz varsa onun gözetiminde yaparak skorunuzu çevrimiçi sisteme girebiliyorsunuz, veya kendinizi videoya çekerek kendi saydığınız skoru giriyorsunuz.

Dünya çapında hakemlerin bu videoları izleme ve tam yapılmamış hareketler görürlerse skorunuzu düzeltme yetkileri oluyor. Antrenmanlar tam şekliyle (RX) ve ölçeklenmiş şekliyle (Scaled) yayınlanıyor. Ölçeklenme, örneğin ağırlığın düşürülmesi ya da hareketin daha kolayı ile değiştirilmesi anlamına geliyor.

CrossFit Türkiye’de de çok sevildi. Son 10 yılda büyük kentlerde çok sayıda box açıldı. Her yıl İstanbul, Ankara ve İzmir’de çok çekişmeli yarışmalar düzenleniyor. CrossFit salonlarına her yaştan insan geliyor. 14 yaşında bir gençle 70 yaşında biri aynı antrenmanı ama kendilerine göre uyarlanmış versiyonlarıyla yapıyor.

Bağımlılık yaratıyor

Tekrar 2009’a dönelim. O yıl dünya çapında box sayısı 500’ü aştı.

Box’lar yoldaşlık ruhuyla zorlu antrenmanlar yapmayı seven ve zamanla gerçekten sonuç alan insanların buluşma noktası haline geldi. Her yeni CrossFit’çi etrafına antrenmanlarını, beslenme programlarını ve spor arkadaşlarını anlatıp duran birer reklam panosu gibiydi. Çünkü son derece zorlayıcı antrenmanlar adrenalin patlamasına yol açıyor, CrossFit bağımlılık yaratıyordu.

CrossFit veba gibi yayılıyordu. Elbette iki günlük seminerlerle alınan sertifikalar ve denetim olmaksızın açılan box’lar yüzünden CrossFit’e üst üste ‘sakatlığa yol açıyor’ eleştirileri gelmeye başladı.

Eleştirilerde haklılık payı vardı. Hayatında hiç halter barı almamış, spor geçmişi olmayan birine iki seansta silkme (snatch) ya da koparma (clean) hareketini öğretip, bunu 40 kiloyla yapmasını isterseniz, sakatlanmaması mucize olur. Sakatlık iddialarını, aşırı yüklenme sonucu oluşan bir tür kas yıkımı olan rabdomiyoliz eleştirileri izledi.

Greg Glassman, etrafına topladığı avukat ordusuyla bir yandan iddialara yanıt vermeye bir yandan da CrossFit markasını korumaya odaklandı.

Türkiye’de de çok yaygın

2010’dan itibaren CrossFit Türkiye’ye de girdi. Bugün özellikle büyük kentlerde çok sayıda CrossFit salonu bulunuyor. Her yıl İstanbul’da, İzmir’de, Ankara’da CrossFit Games benzeri yarışmalar düzenleniyor.

2012’de eşi Lauren’dan ayrıldı. Şirketin yarı hissesi Lauren’indi. Ona 16.2 milyon dolar ödeyerek elindeki hisselerin tamamını aldı. Artık şirketteki tek patrondu.

2013’te Ohio State Üniversitesi, ABD’nin resmi fitness otoritesi olan National Strength and Conditioning Association’ın (NSCA) dergisinde CrossFit’in ‘risk-fayda oranını’ araştıran bir çalışma yayınladı. Onlara göre sakatlanma oranı ekstrem sporlar kadar yüksekti.

Glassman çıldırdı. Bir kez daha kavgacı yönü öne çıktı. Avukat ordusu araştırmayı yapanların peşine düştü. Gerçekten araştırmanın içinde ‘hileli veriler’ vardı. NSCA’yı CrossFit’e zarar vermek için bilimsel olmayan verileri kullanmakla suçladılar ve dava açtılar.

Glassman ve avukatları ilk başta haksız gibi görünüyordu ama kanıtlar gerçeği ortaya çıkardı. CrossFit 2014’te davayı kazandı. NSCA araştırmayı geri çekti, derginin editörü istifa etti.

Yapılan araştırmalar, CrossFit’in diğer güç temelli antrenmanlardan daha tehlikeli olmadığını gösteriyor. İngiltere’de yapılan bir çalışma, CrossFit’in, elbette usta eğitmenler gözetiminde yapıldığında, 1000 antrenman saati başına 2.1 yaralanmaya yol açtığını ortaya çıkardı. Bu oran acemi koşucular arasında 18’di.

Bu arada box sayısı yarısı ABD’de olmak üzere on bini aşmıştı.

Greg Glassman bu hukuk zaferi sonrası hedefi büyüttü. Her iki ABD’liden biri kronik hastaydı. Bunun nedeni aşırı karbonhidrat tüketimi, şeker ve hareketsizlikti. En büyük sorun obeziteydi, sonra ona bağlı diyabet, kalp ve kanser. Sorumlusu da başta ABD’nin ‘gazlı içecek’ sektörü olmak üzere tüm junk food endüstrisi. Hepsine aynı anda savaş açtı.

Glassman özetle şöyle diyordu:“Toplum sağlığı yeni bir ilaçla sağlanacak bir şey değil, bu bir yaşam biçimi meselesi. Kronik hastalıklara neden olan alışkanlıkların yerine sporu ve iyi beslenmeyi koymalıyız, bunları tanıtmalı, endüstrinin pazarladığı kötü alışkanlıkların foyasını meydana çıkarmalıyız. Obezite, tip 2 şeker, kalp hastalıkları ve kanser gibi kronik hastalık vakalarının %80’i risk faktörleri azaltılarak önlenebilir. İnsanlar yaşam tarzıyla ilişkili sebeplerden kronik hasta, oysa bunu spor ve iyi beslenmeyle baskılayıp iyi yaşayabilirler ve ilaç endüstrisinin müşterisi olmaktan çıkarlar.”

Buraya kadar normal. Ama Glassman burada durmadı. Bir kurtarıcı edasıyla CrossFit’in ABD’deki sağlık hizmetlerinin yerine geçebileceğini ya da uzantısı olabileceğini söylemeye başladı.

ABD’deki box‘larda 20 binden fazla doktorun düzenli CrossFit yaptığını keşfetti. Doktorlardan hastalarını ellerinden tutup box’lara götürmelerini istedi. “Hiç kimse iki ölümcül alışkanlık (şeker ve hareketsizlik) yüzünden kendine zarar veren birinin bakıcılığını yapmak için tıp fakültesine gitmedi. Tıp ancak kazalar, genetik hastalıklar, travmalar ve patojenler içindir. CrossFit, kronik hastalıklara zarif bir çözüm” diyordu.

Herkese kafa tutuyor

Facebook ve Instagram’ın gizlilik anlaşması değiştiğinde CrossFit bu iki mecradan da ayrılmaya ve sadece ifade özgürlüğünün daha fazla olduğu Twitter’da kalmaya karar verdi. Açıklamalarında bu mecraların kullanıcı bilgilerini paylaşması yanında “gazlı içecek şirketlerinin yanlış ve sağlıksız propagandasını engellemekte yetersiz kalarak küresel ölçekte kronik hastalığı desteklemeleri”ni gösterdi.

Milyar dolarlık şirketin patronu çıldırıyor

Tüm bunlar olurken box sayısı 160 ülkede 15 bini geçmiş, CrossFit Games altın çağını yaşıyordu.

Sadece 2018 Open’a 300 bine yakın insan 20’şer dolar vererek katılmıştı. Reebok’un yanına Rouge eklenmiş, Games’in yayın hakları, seminerler derken şirketin değeri milyar dolarlarla hesaplanmaya başlamıştı. Forbes’a göre Greg Glassman’ın kişisel serveti 100 milyon doları aşmıştı.

Tam bu sırada patron çıldırdı! Evet kelimenin tam anlamıyla çıldırdı.

CrossFit Games patlamış, efsanevi şampiyonlar çıkarmış, insanları bu spora adeta mıknatıs gibi çekmeye başlamıştı.

4‘er kez üst üste ‘Dünyanın En Fit Adamı’ seçilen Rich Froning’ler, Mat Fraser’lar, 3 kez şampiyon olan Tia-Clair Toomey, Katrin Daviosdottir, Sara Sigmundsdottir’ler, her biri 300 Spartalı filminden fırlamış gibi görünen erkek ve kadınlar bir anda geri planda kaldı.

Greg Glassman, hepsini elinin tersiyle itti. Bu durum CrossFit’e kült muamelesi yapanların yanında sıradan CrossFit’çilerin bile tepkisini çekti.

CrossFit Health adı altında resmi internet sitesinin yüzünü değiştirdi. Medya ekibini tamamen işten çıkardı. Games’in bütçesini iyice kıstı. Sponsor etkisi azaltıldı. Sitede elit sporcuların yerini, evinde su bidonu kaldıran dedeler, salonda çömelip kalkan nineler aldı.

Spordan çok sağlıklı yaşamla ilgili içerik ve şirketin yaygınlaşmasını istediği kamu sağlığı davaları ön plana çıktı.

‘Verdiğimiz savaşlar’ başlığı altında şirketin açtığı ve şirkete açılan davalar, girdikleri tartışmalar, kovaladıkları meseleler (örneğin şekerli içeceklerin üzerine sağlığa zararlıdır ibaresinin konması gibi) yayınlanır oldu.

Farklı kurumların, ama özellikle resmi kurumların yayınladığı araştırma, beyan, önerilerin doğruluğunu araştırma, yalanlama, karşı yayın hazırlama gibi bir misyon üstlendi.

Glassman eleştirilere “Belki 300-500 box Games’e yarışmacı yolladı. Ama orada yarışan her bir atlete karşılık 1500 üyemiz 100 libre (45 kilo) yağ yaktı” karşılığını verdi. Şirketin ana misyonunun pahalı yarışmalar düzenlemek olmadığını söyledi. Gerçekten CrossFit Games’in geldiği noktada yarışma görüntüleri bu sporun ulaşılamaz olduğu, yalnızca olağanüstü insanların yapabileceği şeyleri içerdiği izlenimini veriyordu, bu da Glassman’ın istediği mesajın tam tersiydi.

“Games”, Glassman’ın tabiriyle, “Başlangıçta insanları eğlendirmek için otoparka bir palyaço koymak gibi bir şeydi. Ama 1000 palyaço otoparkı ele geçirince, arabalar görünmez olmuştu…” CrossFit bir festivalden ibaret değildi ve birkaç gün olan bu yarışma bütün yıl uğraşılan konuların önüne geçiyordu.

Ve bir tweet’le çöküş

Bugün tüm dünyada Burger King’in 18 bin şubesi, CrossFit’in ise 15 bini aşkın box’ı var. Ya da vardı dememiz gerek, çünkü son bir haftadır bu sayı hızla azalıyor. En son 9 Haziran’da üyelikten çıkan box sayısı 1250’yi geçmişti.

Gerçi Glassman’ın ‘ben tek, siz hepiniz’ kafasıyla ‘sistemle girdiği savaş’, kan kaybını başlatmıştı. Yıllık 3 bin dolar vermek istemeyen box’lar üyelikten çıkıp CrossFit tabelalarını indirmeye başlamıştı ama 6 Haziran günü yaşanan bir olay, The Coach’ın ipini çekti. Daha doğrusu Greg Glassman kendi başını yedi.

FLOYD-19

ABD’de başlayarak tüm dünyayı saran George Floyd protestoları sürerken, CrossFitt topluluğu ısrarla Greg Glassman’dan ve CrossFit Inc’ten bir açıklama bekledi. Bir kınama, bir destek mesajı. Ama şirket Minneapolis’teki polis vahşetine sessiz kaldı.

İnsanlar ‘Sessizliğiniz bizi sağır ediyor’ diye tepki mailleri gönderiyordu.

Tam bu sırada, 6 Haziran günü Washington Üniversitesi’nin küresel sağlık araştırmaları merkezi IHME, “Irkçılık ve ayrımcılık, acil müdahale gerektiren kritik halk sağlığı sorunlarıdır” diye George Floyd protestolarına destek tweet’i attı.

Greg Glassman bu tweete önce tek satırlık bir cevap verdi: Bu FLOYD-19.

Bu, CrossFit şirketinin konuyla ilgili ilk kamuoyu açıklamasıydı.

Bunu ikinci bir tweet takip etti: “Başarısız modeliniz bizi karantinaya aldı. Şimdi ırkçılığa bir çözüm modeli mi bulacaksınız? Ulusal ayaklanmaya yol açan George Floyd’un acımasızca öldürülmesiydi.”

Ve kelimenin tam anlamıyla ortalık karıştı.

Sosyal medyada Glassman’a tepki yağmaya başladı. Bir tweet “Siyah sporcularınıza ne kadar az değer verdiğinizi gösterdiğiniz için teşekkürler” diyordu. Bir diğeri “Üç kelimede markanızı öldürdünüz” diye yazdı.

Ancak asıl kıyamet, CrossFit’in efsane atletleri teker teker çıkıp Glassman’ı kınamaya ve 10 Ekim – 11 Kasım tarihleri arasında Wisconsin’de yapılması planlanan 2020 CrossFit Oyunları’nı boykot edeceklerini açıklamaya başlayınca koptu.

Ardından box sahipleri birer birer CrossFit’le bağlarını kopardıklarını, yıllık ücret olan 3 bin doları ırkçılıkla mücadele derneklerine bağışlayacaklarını açıklamaya başladı.

Bir büyük darbe de sponsorlardan geldi. CrossFit’e 10 yıldır ana sponsor olan spor markası Reebok, 2020 sonu bitecek olan sözleşmeyi yenilememe kararı aldı. Onu spor malzemesi üreticisi Rough takip etti.

Özürü işe yaramadı

Greg Glassman ertesi gün şirketin tweeter hesabından özür diledi. “Dün hata yaptım, yanlış kelimeler seçtim” dedi. “Neden olduğum acıdan dolayı çok üzgünüm. Bu bir hataydı, ırkçılık değil. Ben, şirketim ve CrossFit ailesi ırkçılığa karşıdır.”

Ancak bu özür, hiçbir şeyi düzeltmedi. Üstelik bu özürün yayınlandığı gün, Greg Glassman’in siyah spor salonu sahipleriyle yaptığı Zoom görüşmesinde “George Floyd için yas tutmuyoruz. Bana neden onun için yas tutmam gerektiğini söyleyebilir misin? Bunun çok beyazca bir davranış olduğu dışında…” dediği ortaya çıktı.

Artık Greg için geri dönüş yolu kapanmıştı. Çarşamba günü CrossFit Inc’nin CEO’luğundan istifa ettiğini ve emekli olmaya karar verdiğini açıkladı.

“Cumartesi günü CrossFit topluluğunda bir yara açtım ve istemeden birçok üyemize zarar verdim. Davranışlarımın şirketime ve üyelerimize zarar vermesini kabul edemem” diye ekledi.

Şirketin başına, CrossFit Games’in CEO’su Dave Castro geçti. Yeni CEO ilk olarak “CrossFit küresel, çeşitli ve güçlü bir topluluktur. Zarar gördük doğru. Ancak paylaştığımız değerler farklı görüşlere, bakış açılarına ve deneyimlere sahip milyonlarca insanı bir araya getiriyor” tweet’i attı.

Dave Castro’nun, CrossFit’i tekrar eski rayına oturtmaya çalışacağı, spora, WOD’lara, sponsorlara, üyelere ve elbette oyunlara ağırlık vereceği konuşuluyor.

Greg Glassman, sahibi olduğu şirketin adını sıkı sıkı korumuş, örneğin markasının hiçbir ürünün üzerine basılmasına izin vermemişti. Yeni CEO, CrossFit markasını ticari olarak değerlendirirse, Greg Glassman emeklilik günlerinde milyon dolarlarına yenilerini eklemeye devam edebilir.

Putin muhalifi Navalni’yi kim, neden zehirledi?

Tuhaf bir milletiz doğrusu. Amerikan iç politikasını, hatta zaman zaman Büyük Britanya’nın iç politikasını bile izler bizim gazetelerimiz, TV’lerimiz, web sitelerimiz ama en yakınımızda neler olup bittiğiyle pek ilgilenmeyiz. Yunanistan’dan çeşitli Arap ülkelerine, Ukrayna’dan Gürcistan’a böyle ...

Bir fenomen evlenecek olsa, düğünü bedavaya mı gelir?

Çoğu düğünde tüm gözler tipik olarak gelin ve damat üzerindedir. Ancak evlenenler sosyal medya influencer’ları ise üzerlerindeki göz sayısı yüzbinleri bulabilir. 28 yaşındaki Caila Quinn, New York’ta yaşıyor. 2016’da yayınlanan “The Bachelor”ın 20’nci sezonunda dikkatleri ...

Denizdeki Çernobil

Dünyanın en yoğun balıkçılık bölgelerinden biri olan Kuzey Buz Denizi’nin dibinde Sovyet döneminden kalma çok sayıda radyoaktif denizaltı yatıyor. Rusya, yıllar sonra onları çıkarmaya hazırlanıyor. Rusya’da bir adet vardır; yaşayan birine her zaman tek sayıda çiçek verirler, bir mezara ya da ...