Selahattin Duman

Çayırda attan, zemheride kurttan yaz geldi mi turizmcilerden sakın

Lahmacun 100 lira! Yüzbaşı Tom Miks’in genel yayın müdürlüğünü yaptığını, Çelik Blek namındaki Amerikan asisinin yayın danışmanı olduğu medyanın Amiral Gemisi yazı fırsat bilip halkçı manşetini böyle patlattı.

Başlığın altında da 100 liralık lahmacunun nerede ziftlenildiğine dair açıklaması var.

“Bodrum ve Çeşme’deki beach denilen plajlara giriş ücreti 400 lira…”

Haberi okuyan yediği zam kazıklarının bünyedeki yan etkisi ile celâllenecek, bir avuç sonradan görme zengine karşı hırslanacak.

“Zıkkım yesinler!!”

“Plaj yerine cehennem ateşinde yansınlar!!”

Bu ritmik kışkırtmayı her yaz yaşıyoruz. Sadece fakir fukara değil, paranın kaybettiği değer yüzünden kendisini hâlâ orta sınıfa dâhil zannedenler de bu kışkırtıcı başlıklara sinirleniyorlar. Söylenerek çevrelerinde ses kirliliği yaratıyorlar.

Len arkadaş. Söylenmeden önce kendi haline bir bak. Senin hangi yaz yolun o fiyakalı isimler taşıyan “beachlerden” birine düştü de lahmacunun kan davasını güdüyorsun.

Orada zengin bebelerinin ziftlendiği 100 liralık lahmacunlar, senin gittiğin Bodrum, Yalıkavak, Turgutreis pazarlarında 25 liraya satılan namaz seccadesi büyüklüğündeki yer kilimlerinin dört katı ederinde.

Karar senin. İster lahmacunu ye nefsini körelt, ister o paraya dört yer kilimi al, evine gelenlerin altına ser.

Benim asıl şaşırmam ahalimizin fikrinin gerçek hayatta geçerli rakamlar karşısındaki seyirmesinedir.

Petrol fiyatları dünyada dibe vurmuş. Biz hâlâ dünyanın en pahalı benzinini yakıyoruz. Dünyanın en pahalı elektriği ile aydınlanıyoruz, en pahalı doğal gazını tüketiyoruz.

Nereye mi gidiyor bu paralar?

Tatil sezonu açıldı, Bodrum’da şezlong 1000, lahmacun 100 lira haberleri başladı. Bodrum’un en lüks beach’inde euro üzerinden satılan 369 liralık döner hepsinin üzerine tüy dikti. Turizmcinin yanıtı hazır: Bodrum’da 20 liraya lahmacun yenecek yer de var… Bunun meali şu: Birader şurada iki ayımız var, kimi yakalarsak ona geçireceğiz. Alan razı, veren razı, size ne oluyor?” E adamlar haklı.

Şu anda biri Marmaris’te biri Van’da inşaatları devam etmekte olan, doksanar odalı iki yazlık sarayımız var. İnşallah bittiğinde ya Bosna’nın ya Sudan’ın veya Ukrayna’nın devlet başkanlarını orada ağırlayacağız ki yapacağımız “itibar gösterisinden” dipleri düşecek.

On altı uçaklık filo, yüzlerce lüks araçlık makam otosu filoları ne işe yarıyor? Hep itibarı dik tutmak, krediyi titretmemek için.

Büyüklerimiz memleketimize “Gelişmiş Ülke Ligi üyesi” yani G20 familyasından biri süsünü vermek için yırtınsın, sen 100 liralık lahmacunu diline dola, eziklen.

Ne gereği var bu tüketime? “Bir hırka bir lokma” deyip, dervişlik tasla. Bu hissiyat bana geçmediğinden derviş dediklerinde gülesin gelir, ensesine tokat atasım gelir.

* * *

Bizim ahalide başka türlü genler var. Bunlardan biri de parayla fiyaka yapma geni olup, para azgınlarında dışa vurulur.

Para azgınlarımız yazdan yaza veya kıştan kışa yer aranırlar. Nasıl bir yer mi? Parayla gösteri yapabilecekleri, kendilerini iyi hissedebilecekleri yerlerden söz ediyorum.

Çok para tek ölçek olunca bunun hakkını verecek yer önem kazanır.

Geçen haftaların “sosyal nefret” haberiydi. “Bodrum’un bilmem ne plajında bir şezlong bin lira!” başlığıyla düştü gazete sayfalarının tepelerine. Hayatlarında hiç şezlong kullanmamışlar için bu nesne hakkında bilgi vereyim.

Sedye ebatlarında olup, baş tarafı yükseltilebilir bir seyyar nesnedir. Plajlarda, havuz başlarında bunlardan bolca bulunur.

Zenginlerin avratları, kızları; mayolarını giyip bu şezlongların üzerinde yayılırlar. Vücutlarını saatlerce güneşte kızartırlar. Sebep mi? Allahın vermediği güzelliği, güneşin yardımıyla yakalayacaklarına inandıkları için.

Vücutları bronz rengi alana kadar yanacak, kişi güneş altında kala kala marsığa dönecek. Erkekler de “amanın ne güzel avrat” diye etraflarında dört dönecekler.

Nisa taifesinin birbirine söyleyip, peşin inandığı yalanların başında yanık tenli kadınların erkeklere daha güzel geldiği tevatürüdür. Böyle bir şey yok tabii.

Ben kendim de yiğit kısmından biri olduğum için biliyorum ki erkeklerin yüzde 95’i teleme peyniri gibi beyaz tenli kadın severler. Hafif de balıketi olacak ki poposuna fiske vurduğunda lop eti bıngıldayacak.

Beyazlığın ölçüsünü ise olabildiğince sözüyle vereyim. Benim mapusane arkadaşım Kel Bekir’in tarifine göre bir kadının içtiği su imiğinden görülüyorsa o kadın güzeldir.

Yani diyeceğim o ki “şezlong” denilen nesne kadına faydası olmayan bir şeydir lakin pazarı vardır. Çünkü kadınlar, güzellik veya estetik söz konusu oldu mu erkeklerin değer yargılarını takmazlar, birbirlerinin söylediklerine bakarlar.

Plaja veya oteldeki havuz başına gidildiğinde illa ki o şezlong açtırılır. Türkbükü’nde olduğu gibi, gerekirse üzerinde bir günlük tünemek için bin lira verilir.

Bin liraya şezlong kiralama gösterisinin yeterli bir zenginlik beyanı olmadığını “Hülya Avşar Hanım benim canım” hanımefendinin ertesi gün gazetelere verdiği beyanattan öğrendik.

“Ben olsam o şezlongların günlüğünü beş bin lira yapardım” dedi. Ardından da ekledi: “Bin lira nedir ki? Herkes o parayı verip gösteri yapar. Kelle başına beş bin lira isteyeceksin ki kendine zengin süsü verenler aradan çıksın.”

Doğru laf ellam!

Daha önce de yazmıştım. Zengin ister ki dünyayı tutam, fukara kısmı ister ki ardından yetem. 1000 liralık fark artık her işçi emeklisinin bildiği bir para. Hükümet adamları bayramdan bayrama ellerine tutuşturup, sevindiriyor onları.

BUNLAR BİLMEDİĞİMİZ ÂLEMLER

Amiral gemisinin diline doladığı “beach fiyatları” bu kültüre uygun bir şey. Zenginin para azgını çocuğu, giymiş bermudasını. Kıllı ve çarpık bacaklar onun genetik geçmişinin en fazla iki kuşak öncesinden köye dayandığını gösteriyor ama “manita” statüsü ile yanına koyduğu kız bunu sallamıyor.

Kız için şekil şükül değil kimin daha çok para harcayacağı önemli. Saçı kelleşmeye başlamış bermudalı oğlan kızı üstü açık lüks otosunun ön koltuğuna oturtuyor, müziği de bangırdatıp plajın yollarını tutuyor.

Sonradan görmelerin bir de müziği bağırta çağırta trafiğe girme merakı var. Bas bas bağıran müzik “efendimi gördünüz mü” mesajı veriyor duyanlara.

Benim gençliğimde otomobilden taşan müziğin mânâsı başkaydı. Bir otomobil açık penceresinden müziği taşıra taşıra dolaştı mı herkes bilirdi ki bu bir pezevenk arabasıdır.

Kadın ticareti yapanlar ki o vakit onlara pezevenk denirdi, şimdi kendilerini seksüel prodüktör diye payelendiriyorlar, müşterisini böyle arardı.

Sen arabadasın ve aranıyorsun. Müziği duydun mu o arabanın peşine takılırsın. Bir yerde durup pazarlığı kesersiniz, adam parasını alır, hanımefendi de kırıta kırıta gelip sağ koltuğuna oturur.

“Selâââm!”

Kaldığımız yerden turumuza devam edelim. Bermudalı. Çarpık bacaklı, kelleşmiş delikanlı sağ koltuğa oturttuğu manitayı alıp bu pahalı beachlerden birine gelir.

150 ile 400 lira arasında değişen giriş parasını verir. Şezlonglarını da kiralar. Sonra ne içecekse artık, onu ısmarlar. “Bize birer kola, layt olsun”

Aha! Gitti 61’er liradan 122 lira.

“Hayatım ben acıktım”

Kolay, hallederiz. Oğlum bize bir döner, iki de lahmacun, yanlarına birer kola daha”

Döner 369 lira, iki lahmacun yüzerden 200 lira, kolayı öğrenmiştik. 122 lira. E, birer de kahve içilir artık. 53’er liradan 106 lira da o tutar. Total rakam 797 lira. Bahşişini de koy üzerine, miktarı ben bilmem ama ağanın eli tutulmaz.

Akşamüstüne doğru yeniden açıktın mı bir bu kadar rakamı daha zarar hanesine yazacaksın mecburi.

Güzel kızı yedeğine alan hormonlu yiğidin, o kızı yanında tutmak için harcayacağı asgari para yukarıdakilerin genel toplamıdır. Bunun bir de hava karardıktan sonrası var. İş yemek ve partileme fasıllarına geldi mi o gecenin fiyatı 10 bin liranın altına düşmez.

Böyle şeyler kaçınılmaz olarak sosyal medyanın diline düşüyor. Otelcisi, turizmcisi tartışmaya katılıyor. “Bunlar nasıl fiyatlar” dediğinde turizmcinin cevabı hazır.

“Yirmi liraya lahmacun yiyebileceğiniz yerler de var”

Hani siyaseten edilen “Ananı da al git” lafı vardı ya! Onun itirazcı turistlere edilen karşılığı da “İsteyen esnaf lokantasına gitsin, yirmi liraya lahmacunu orada yesin!”

Bu gözle görülen, kulakla duyulan cevap. Daha derine gittin mi cevap daha da sertleşir:

“Ula zırpolar! Biz bu aylara gelene kadar neler çektik neler. Şurada iki ayımız var, kimi yakalarsak ona geçireceğiz. Alan razı veren razı, size ne oluyor.”

Bakın buna bir şey diyemem. Haklı söz Hacı emmiyi eşeğinden indirirmiş.

* * *

Bizim zenginin kendini gösterme merakı, içinin boşluğu ile doğru orantılıdır. Ne kadar boş ve değersizlerse o kadar gösterişe meraklıdırlar. Yeni mekânlar da görünmek de onlara göre halkla ilişkiler faaliyeti sayıldığından hiçbir yerden eksik olmazlar.

Hele ki yeni bir mekân açıldığında illa ki oraya üşüşürler. Kovanı bölen arılar gibi orada oğul verirler.

Bu yaza kadar bu oğul verme yerlerinin birinciye gelen mevkii Türkbükü idi. Bu yaz ne olur bilmem ama benim yandığım fukara kısmının verdiği telefatadır.

Türkbükü, sen say ki kocamış eşeğin yükü, sonuç fark etmez. Burası eşkıyalık zamanlarındaki Torosların Çamlıbeli, Gölbaşının Kurtboğazı gibidir.

Her daim eşkıyası iş üzerindedir. Turistin yerlisi, millisi, yabancısı, zengini buradan geçer. Zenginin tepindiği mekân ile fukaranın dürüm yiyip ayran tıkındığı mekânlar yan yanadır. O yüzden kimin nerede baş vereceği kestirilemez. Kervancısı da verir, yolcusu da yükçüsü de. İnsanlık şart değil bu boğazlardan geçene. Kervanın başına koşulan eşek olsan payına düşeni vereceksin. Hele “Türkbükü boğazına..” sokmuşsan tatilci kervanını, hiç çaren yok, vereceksin.

Bu Türkbükü boğazında her yaz birkaç memur, bir o kadar emekli öğretmen, bir miktar esnaftan meraklılar telef olur. Kediyi öldüren merak, demişler.

Dondurmanı yalıya yalıya mekânların önünden geçerken içeri bak. “Dur hele, şuraya bir gireyim, bir koca içeyim, bakalım içeriden dışarıya nasıl görünüyor” dedin mi belânı bulursun.

Bir kolayı seksen liraya içersin. Sonra “Bu nasıl fiyat” diye bağırırsın. Ben bunlara o kadar alıştım ki artık canı yananları bağırış şeklinden geldikleri coğrafyaya göre tasnif edebiliyorum.

“Bu nasıl fiyat, burası Amerika mı” diye bağırıyorsa Ege illerinden birinin emeklisidir. “Vatandaşı soyuyorlar, devlet bize sahip çıksın” diye bağırıyorsa Doğu illerinden gelmiştir.

Uzun lafın kısası, soyulmak istemiyorsan Türkbükü’nden, Çeşme’den, Ilıca’dan geçmeyeceksin.

Cumhuriyet dönemi eşkıyalarımızdan merhum Koçero ile Hekimo (Bakın rahmet istediler şimdi) yıllarca yol kestiler. Burunlu otobüsleri sıra sıra dizip soydular. İki mübarek eşkıyanın da birer günlük soygunun cirosunun toplamı, buralardaki garsonunun bir Cumartesi gecesi bahşişine yetişmez. Bunları bilelim. Bu salgın günlerinde turizmcilerin ayağına dolaşmayalım.

Bu anlattıklarım buralarda soyulanlara bir ders olsun. “Kınama yavrum beni kınama. Turistler arasında oldum sinema..” diye sızlanmasınlar.

Bakanlık eğitime hazır değil, bir yılı daha kaybediyoruz

Türkiye ile Almanya’nın nüfusları birbirine benziyor; iki ülke de 83 milyon civarında. Korona salgını Almanya’ya bizden önce ulaştı; bu ülkede bugüne kadar 238 bine yakın insan enfekte oldu. Bunların 9 bin 284’ü hayatını kaybetti. Türkiye’de ise Almanya’dan fazla insan, 261 bin kişi enfekte ...

Kadınlar meydan okuyor

Bu hafta başında Instagram’ını açanlar bir sürprizle karşılaştılar. Takip listelerinde yer alan neredeyse bütün kadınlar siyahbeyaz birer fotoğraflarını paylaşmış ve altına da ‘challengeaccepted’ yazmışlardı. Kim kime meydan okumuştu, ne zaman başlamıştı bu meydan okuma? İlk şaşkınlık ...

Arabanı sat varoğlu gibi, Lafını söyle Köroğlu gibi

Küçük ilânları takip ederek arabanın ucuzunu, evin hayırlı komşulusunu alacağım diyenlere küçük tüyolar. Küçük ilânların da kendine göre şifresi var. O şifreleri doğru okuyamadın mı baltayı başka taşa vurursun. Zarar edersin. Yazık değil mi sana? Bizim ahali hilkatten kurnazdır. Siz kulak ...