CHP’nin ittifak siyaseti ip cambazlığı gibi

Siyasette merkez ittifakını uzun yıllardır kurgulamaya çalışan Kılıçdaroğlu, hazır AK Parti içinden çıkan DEVA ve Gelecek Partisi kurulmuşken geniş bir fırsat penceresi açıldığını düşünüyor ve hamlelerini ona göre yapıyor.

HAKAN ÇELENK

Cumhuriyet Halk Partisi’nin 27 Temmuz’daki 37. Olağan Kurultayı Kemal Kılıçdaroğlu’nun genel başkanlıkta 10’uncu yılını doldurduğu döneme denk geldi. Kurultay öncesi CHP’nin ittifak siyasetinde yürüyüp yürümeyeceği merak ediliyordu, yanıtı alındı: Evet.

O yürüyüş aslında Kılıçdaroğlu’nun liderlik serüvenini de anlatıyor. 2010’un Mayıs ayında Deniz Baykal’ın birkaç gün içinde çöküşünün getirdiği travmanın seçmen tabanınında dökülme yaratacağı kaygısı CHP’de tüm yoğunluğuyla hissedilirken öne çıkan tek popüler figür olan Kılıçdaroğlu delege için mecburi istikamet gibi görünmüştü. O alacakaranlık günlerde Kılıçdaroğlu kelimenin tam anlamıyla toparlayıcı oldu.

Kılıçdaroğlu koltuğa oturduğunda siyasi tarihin en kritik dönemeçlerinden biri olan 2010 referandumunu kucağında buldu. HDP’nin de boykot kararıyla yol verdiği referandumda 42’ye karşı yüzde 58’le alınan yenilginin Kılıçdaroğlu açısından elbette mazereti vardı. Sonra ilk seçimde yüzde 26’yı bularak selefi Deniz Baykal’ın hiçbir zaman ulaşamadığı oy oranını parti hanesine yazdırdı.

Ancak Kılıçdaroğlu 2010 referandumundaki kutuplaşmayı hiçbir zaman aşamayacak, 2011’deki oy oranına ise bir daha ulaşamayacaktı. Kılıçdaroğlu hala 2010 referandumunda oluşan katı kutuplaşmanın ve oy kilitlenmesinin içinden çıkmaya çalışıyor.

2010’da başlayan siyasi kilitlenme

Sözün burasında kilitlenmeyi anlatmak için CHP konusuna genel siyaset parantezi açmamız gerekiyor. Aslında kağıt üzerinde oy oranları farklı görünen 2010 referandumu dahil olmak üzere Türkiye’de yüzde 52-48 diyebileceğimiz statüko hiçbir zaman değişmedi. Çünkü HDP’yi o referandumda yaklaşık oyuyla ‘hayır’ cephesine yazarsanız yüzde 52’ye yüzde 48’lik bir oy dengesini bulursunuz.

2014 cumhurbaşkanlığı seçiminde de 2017 referandumunda da, 2018 cumhurbaşkanlığı seçiminde de denge aynı kaldı.

Yüzde 10-15 arası oy potansiyeline sahip MHP’nin Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin 2017’de saf değiştirmesine rağmen katılığını koruyan bir sosyolojik kamplaşma bu.

İlk dönemlerde MHP, CHP ile birlikte hareket ederken Orta Anadolu’daki  seçmenini Erdoğan’a kaybediyordu. MHP iktidarla birlikte hareket ederken de Batılı seçmenini kaybetti; çarkıfelek dönüp dolaşıp hep yaklaşık 52-48’i gösterdi.

Mekanizma şöyle işledi:  MHP içinden çıkan  İYİ Parti’ye oy kaybetti, aynı anda AKP seçmen kaybetti ama o seçmen MHP’ye gitti. Sözünü ettiğimiz MHP’li milliyetçi muhafazakar seçmen referandum tarzı tercih yapmak zorunda kalınca bir şekilde hep Erdoğan’ı tercih etti. Referanduma dönen 2019 yerel seçiminde bile AKP ile MHP’nin oylarını toplarsanız şaşırtıcı şekilde yüzde 51.6’yı buluyorsunuz.

İşte ittifak siyasetinin temel olarak açmak istediği kilit bu  5-6 puanlık saf değiştirme hareketi ile yerine oturuyor.

Kılıçdaroğlu 2014’ten beri kilidi açmayı deniyor

Dönemsel talihsizlik mi,  yoksa rakiplerin kurnaz siyasi manevralarına karşılık verilememesinin sonucu mu, ayrı bir tartışma konusu  ama kesin olan şu ki  talihsiz bir dönemde liderlik kariyerine başlayan Kılıçdaroğlu hala kilitle uğraşıyor. Kurultay öncesi çizdiği manzara ise kilidin anahtarını bulduğuna emin olduğu izlenimini veriyordu: Muhalefetteki sağ partiler ve HDP.

Aslında formül Kılıçdaroğlu tarafından 2014’te MHP ile yapılan ittifaktan beri deneniyor. 2014 Cumhurbaşkanlığı seçiminde MHP’nin önerisiyle Ekmeleddin İhsanoğlu’nun ortak aday çıkarılması Kılıçdaroğlu’nun partisine yaptığı bir sürprizdi.

2018 Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesi CHP yanlısı görünen bir kısım basında,  Abdullah Gül’ün çatı aday yapılacağı yönünde yapılan kampanya haberciliğinin önünün, açıklama yapılmayarak kesilmediği de hala akıllarda. Kaldı ki söylentiler boş da değildi. Parti yönetimi  içinde konunun bir kısım  yönetici tarafından gündemde tutulduğunu da biliyoruz.  HDP’lilerin de böyle bir ittifak içinde hareket edebileceğini dile getirdiklerini hatırlayın.

Bunları anlatmamın sebebi Kılıçdaroğlu’nun çevresinden bağımsız olarak da merkez ittifakını uzun yıllardır kurgulamaya çalıştığını hatırlatmak. Şimdi ise hazır AK Parti içinden çıkan DEVA ve Gelecek Partisi kurulmuşken Kılıçdaroğlu’nun kafasındakini uygulamak için geniş bir fırsat penceresi açıldığını düşünmemek için hiçbir sebep yok. Kılıçdaroğlu ittifaklar için daha hevesli.

Yumuşak siyasetin sırrı ittifak 

CHP’lilerin ise geniş yelpazeli fırsatı kullanmak için yoğurdu üfleyerek yedikleri kesin. Ayasofya’nın açılmasına itiraz etmemekten, Kuran’dan bir ayete referansla karar veren mahkemeyle ilgili iki çift söz söylemekten imtina etmenin parti yönetiminin içten gelen bir tutumu olamayacağı açık.

Mecrasından çıkarılma riski taşıyan ve müstakbel ortakları da içine çeken polemiklere savrulma riskini istemiyorlar. Sert polemiklerin, olası ittifak bileşenlerini Erdoğan’ın CHP üzerinden mütedeyyin kesimin hedefi yapaması sonucunu doğuracağını düşünüyorlar.

27 Temmuz’daki sessiz CHP kurultayından, partinin Millet İttifakı müttefikleri ve müstakbel müttefikler ile yürüme zemini hazırladığı yolunda işaretler alacağımızı düşünenlerden biriydim. İşaret vermek ne kelime Kılıçdaroğlu doğrudan söyledi: “31 Mart yerel seçimlerinde duvarın arkasına geçtik. O duvarı şimdi dostlarımızla birlikte ve milletimizin ferasetiyle parça parça yıkacağız”.

Bu artık dostlar kurultayıdır

Kürsüde söz ağızdan çıktığı andan itibaren 37. Kurultay, CHP için tarihe ‘dostlar kurultayı’ olarak geçti.

İttifaklar, uzlaşmalar yapmayı gerektirir; planı programı sadece kendi kafanıza göre yapamayacağınız anlamına gelir. Ve elbette tek başına iktidar olma hayalinden de vazgeçmek demek bu. CHP gibi 12 milyon oy alan bir parti için büyük fedakarlık ya da kabullenmişlik. Veya tabii bir başka görüşe göre de gerçekçi bir tutum almak. Öyle ya, CHP en fazla yüzde 26 oy aldı; oyların iki kat artmasını ise herhalde kimse beklemiyor.

İttifak gündemli siyasetin gölgesinde yapılan kurultayda Kemal Kılıçdaroğlu’nun açıkladığı 13 politik hedefi artık CHP cephesinin ittifak içinde uyulacak ana ilkeleri belirlemesi olarak değerlendirmek gerekiyor. En azından başarabilirse Kılıçdaroğlu’nun niyeti bu.

Kurultay mesajları ittifakı anlatıyor

İttifak gündemli siyasetin gölgesinde yapılan kurultayda Kılıçdaroğlu’nun açıkladığı 13 politik hedefi artık CHP cephesinin ittifak içinde uyulacak ana ilkeleri belirlemesi olarak değerlendirmek gerekiyor. En azından başarabilirse Kılıçdaroğlu’nun niyeti bu.

Açıklanan hedefleri tek tek kısaca yazıp hemen peşinden analiz edelim.

1- “Geniş mutabakatla hazırlanacak yeni bir anayasa ile güçlendirilmiş demokratik parlamenter sisteme geçmek.” 

İktidar dışında tüm partilerin üzerinde zaten mutabık kaldığı bir değişiklik talebi bu.

2- “Başta Kürt sorunu olmak üzere tüm sorunları demokrasi temelinde TBMM öncülüğünde çözmek. Türkiye’nin tam bağımsızlığı, demokrasisi ve üniter yapısını güçlendirmek. Kürt sorununu egemen güçlerin manivela alanı olarak kullanmasına asla izin vermemek.”

Burada CHP’nin ‘Kürt sorunu’ demesi Erdoğan’a Çözüm Süreci’nde destek veren kesim tarafından çok beğenildi. Oy getirir mi, çok tartışmalı. Örneğin eskiden Ak Parti için çalışan kamuoyu araştırmacısı İbrahim Uslu, Kürt sorunu çıkışını beğenmiş ama burada hedefin doğudaki HDP seçmeninden çok kentli Kürt seçmen olduğunu düşünüyor. Uslu’ya göre CHP’nin HDP’den oy çalma şansı yok.

Ancak HDP’nin geçmişte CHP’den koptuğunu hatırlamak gerekiyor. 1970’lerde yüzde 35’lik merkez sol oyun anlamı buydu. Bugün CHPnin oyuna HDP’yi ekleyin 25 + 10= 35 ediyor.  CHP’nin normalde kıskanç şekilde o oyun peşinde olduğunu varsaymak gerekirdi. Ama partide hiçkimse günümüz konjonktüründe bunu nedense aklından bile geçirmiyor. Seçmenlerin bir bölümünün CHP’den koptuktan sonra radikalleşmesinin de bu tutumda etkisi olabilir. CHP de Uslu gibi düşünüyor olmalı ki oyunu geri almaya çabalamaktansa zımnen olası ittifak zeminini kollamayı yeğliyor. Yine de CHP’nin HDP yönetimi ile işbirliğine mi yoksa HDP seçmeninin oyuna mı yatırım yaptığını yazılmakta olduğu söylenen ‘Kürt Raporu’nu görünce anlayacağız.

3- “Devlet yönetimi ve toplumsal sistemde liyakat sistemini esas almak.”

Çok doğru bir yaklaşım ama politik getirisi ve oy kazandırma potansiyeli tartışmalı.

4- “Seçim barajını kaldırmak. Cinsiyet kotasını yasal zorunluluk haline getirmek.”

Cinsiyet kotası, hassasiyetlerin yükseldiği dönemde iyi işlenirse politik getirisi olabilir.

5- “Siyasi ahlak yasası çıkarılacak.”

Davutoğlu’nun çıkarmaya çalıştığı bir yasaydı. Karşı çıkan yoktur ama nedense çıkmaz.

6- “Kamu İhale Kurumu rekabet ve şeffaflığı sağlayacak şeklide yeniden düzenlenecek.”

7- “Sayıştay gerçek işlevine kavuşturulacak.” 

CHP, 6 ve 7’nci madde çerçevesinde politikaları çok yürüttü, her seçim beyannamesinde vardı, sürpriz değil. Ancak yolsuzluk anlatmaktan dilleri damakları kurusa da fayda bulamadılar; ta ki 2019 yerel seçimlerinde konu israf üzerinden işlenene kadar. Konu, kamu kaynaklarının talan edildiği izleniminin zirveye çıktığı, ekonomik krizin can acıttığı dönemde doğru şekilde karşılık bulacaktır. Unutmayın, AK Parti 2002’de iktidara gelirken yolsuzluklarla mücadele vaadi seçim kampanyasının üç sac ayağından biriydi.  O dönemde de 2001 krizinin etkileri iliklerimize kadar hissediliyordu.

8- “Güçlü bir stratejik planlama teşkilatı kurulacak. Üretim ve hakça paylaşım stratejik planlamanın ana hedefi olacak. Planlama örgütü, tarımı stratejik sektör olarak görecek.” 

En sıra dışı politik hedef bu yeni nesil devletçilik hamlesiyle ilgili olan madde. CHP uzun süredir altı okun devletçilik ayağını unutmuş gibiydi. Salgın sonrası özellikle sosyal hizmet alanlarında kamusal yatırım ihtiyacı baş gösterince dünyada herkes eski devletçilik kitaplarının sayfalarını karıştırmaya başlamıştı. Kılıçdaroğlu’nun kurultay öncesi Cumhuriyet gazetesine yazdığı yazıyı devletçilik üzerine kurması boşuna değildi. Yazıda devletçiliği özel girişimin önünü kesmek değil tamamlayıcısı olmak adına yürüteceklerinin altını özellikle çizdi. Ekonomi bileşenlerini ve olası ittifak ortaklarını ürkütmemek adına uzun uzun açıklayıcı olma yolunu tercih ettiği aşikar. Şöyle güvence veriyor: “Nostaljik ve tabucu bir bakış açısına saplanmadan devletçilik ilkesinin yeniden tanımlanması halinde, günümüz sorunlarının çözümünde yol gösterici bir etkisi olduğu görülecektir.”

Devletçiliği programında koruyan tek parti CHP.  CHP kadrolarında geçmiş devletçilik deneyimi üzerinde çalışmış siyasetçilerin çok olduğu kesin. Diğer partilerde pek az olan bir nitelik bu.  Sovyetler Birliği’nin dağılması sonrası yıkılan komünizme paralel olarak modası geçtiği düşünülen sosyal demokrasinin uygulanması için ilk kez fırsat doğdu. Geçmekte olduğumuz yeni dünya düzeninde CHP tarihi fırsatı kullanmak istiyor. Hayata geçirirse en merakla izleyeceğim politikalardan biri olacak.

9- “Eğitim politikalarının tek hedefi fikri hür, vicdanı hür nesil yetiştirmek olacak. YÖK kaldırılacak.” 

Atatürk vurgulu özgürlükçü eğitim çıkışı. YÖK’ü kaldırma vaadi ise eskiden beri var.

10- “Gelecek nesiller için ekosistem hakkı korunacak.” 

Yeni nesil çevre politikanın terminolojisinde ‘ekosistem hakkı’ kavramı son dönemde dünyada en popülerlerden biri. Türkiye için siyasette ilk kez telaffuz edilen yeni bir anlayış.

11- “Aile destekleri sigortası kurulacak.” 

Aile sigortası, CHP’nin uzun süredir iyi bilinen ve aslında tutulan vaatleri arasında. Devletçilik başlığının en önemli alt unsuru olabilir.

12- “Yeni bir merkez-yerel dengesi oluşturulacak. Yerel yönetimlerin gelirleri artırılacak. Kayyım uygulamalarına son verilecek.”

Bu madde daha önce Kılıçdaroğlu’nun telaffuz ettiği AB özerklik şartına yoruluyor. Aslında ayrı parlamentolu bir özerklik değil, daha çok belediyelerin hareket alanını genişletmekle ilgili bir ilke olduğu ortada. CHP’ye olası destek verme yolunda HDP’lilere hoş görünebilir. ‘Kürt sorunu’ diyen 2’nci maddeyle de bağlantılı bir madde bu.

13- “Ortadoğu Barış ve İşbirliği Teşkilatı kurulacak.”

Dış Politika ile ilgili tek madde bu. İçinin doldurulması gerekecek.

Sonuç: İttifakların tek merkezi CHP

CHP’nin kurultayını stratejik olarak sıradışı yapan unsur ‘dostlar siyaseti’nin resmen ilan edilmesi ise yeni politik açılım olarak da ‘Kürt sorunu’ ve ‘devletçilik’ öne çıkıyor.

CHP, hem HDP hem de merkez sağ partilerle ittifak yapabilecek tek parti olarak öne çıkıyor ve koyduğu 13 hedef de hangi yönde olursa olsun ittifaklara müsait.

“Kürt sorunu” çıkışı oy getirmese bile HDP’nin olası desteği için kolaylaştırıcı. Merkez sağ partilerle ittifak olasılığını ise ‘devletçilik’ derken yanlış anlaşılma kaygısından ve Ayasofya’ya bile itiraz etmemesinden anlıyoruz. İki türlü ittifaka yönelme imkanı olan bir iki yol ağzında bekleme konumuna geçmiş gibi görünüyor. Herkesi birleştirmeleri ise çok ama çok zor ve riskli.

Zaten Türkiye gibi ortamda çok seçenekli her yol zor.

Kim size HDP’nin Kandil’den gelecek bir çıkışla yelkenleri suya indirip sizi yarı yolda bırakmayacağını garanti edebilir ki?

Peki Babacan, Davutoğlu ya da Akşener’in CHP tabanının tamamen karşı olacağı muhafazakar ajandanın peşine takılmayacağının garantisi ne?

Peki ya İYİ Parti’nin milliyetçi damarı kabarırsa?

İpteki cambaz gibi yürümeleri lazım.

Cumhurbaşkanı adaylığı yarışı CHP’de erken başladı

Bu kadar spekülasyon canımıza tak etti. Bütün amaç bizim içimizde bir tartışma yaratıp moralimizi düşürmek CHP’nin gündeminde Abdullah Gül diye bir isim olmadı, şimdi de yok, olmayacak da…” 25 Nisan 2018’de CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel, 11. Cumhurbaşkanı Abdullah ...

Yanlış zamanda yanlış politikanın bedelini ağır ödeyeceğiz

Korona virüs salgını, dünya ekonomisine bir “ani duruş” yaşattığında dünyanın dört bir yanında hükümetler, parlamentolar ve merkez bankaları hep birbirine benzer tepkiler verdi. Türkiye’de de. Merkez Bankası para basmaya başladı. Hükümet bütçe açığını düşünmez oldu. Evet ama Türkiye’nin ...

Devletin bayramını bitirmekten halkın bayramını yasaklamaya giden yol

Türk Dil Kurumu’nun sözlüğü, bayram sözcüğünü “Millî veya dinî bakımdan önemi olan ve kutlanan gün veya günler” diye tanımlamış. İkinci bir anlam olarak da ‘Kutlanan gün’, ‘Sevinç, neşe’ diyor. “Kutlama” sözcüğünün karşılığı olarak da TDK “Mutlu bir olaya sevinildiğini ...