Cumhurbaşkanı adaylığı yarışı CHP’de erken başladı

Gül'ün çatı adaylığının gündeme gelmesini engelleyemeyen Kılıçdaroğlu, partisinde potansiyel cumhurbaşkanı adaylarının erken çıkışlarıyla karşı karşıya kalabilir.

HAKAN ÇELENK

Bu kadar spekülasyon canımıza tak etti. Bütün amaç bizim içimizde bir tartışma yaratıp moralimizi düşürmek CHP’nin gündeminde Abdullah Gül diye bir isim olmadı, şimdi de yok, olmayacak da…”

25 Nisan 2018’de CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel, 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanlığı seçiminde CHP adayı olmayacağını açıklarken yukarıdaki net cümleleri kuruyordu. Cümleler net olmasına netti ama oldukça geç sayılırdı. Özgür Özel’in o yalanlamayı yapması, Abdullah Gül’ün CHP adayı olabileceğini söyleyen onlarca haberin ardından gelebilmişti. Özel’le aynı dakikalarda partinin o dönemki sözcüsü Bülent Tezcan da haberi yalanlamıştı.

Özel’in o net cümleleri iki yıl sonra tekrar etmesi gerekeceği aklına 2018’de geldi mi bilinmez. Ama siyasette asla ‘Asla’ denmemesi gerektiğini son 10 yılın Türk siyaseti bize bariz şekilde gösterdi.

CHP neden bu kadar beklemişti anlamak güçtü. Gül’le ilgili haberler CHP yönetim kadrolarına çok yakın olan Cumhuriyet gazetesinde yayınlanıyordu. Okumamış olmaları mümkün değildi.  Şüpheler Gül’ün adaylığını isteyen yönetim çevrelerinin parti tabanını bu fikre alıştırmak için haberleri pompaladığı yönündeydi.

O dönem benim konuştuğum iki CHP’li milletvekilinin başka çare olmadığı için Gül’ün adaylığının mecburiyet olacağını söyledikleri hala kulaklarımda. Aday olmakta ısrar ederek Gül’ün çatı adaylığına engel olduğu söylenen Meral Akşener o günleri anlatırken bu fikri CHP’ye yakın ‘sol liberaller’in pompaladığını anlatıyor. O formata uygun olarak HDP’nin önde gelenlerinin de Gül fikrine karşı çıkmadığı ortadaydı.

Gül söylentisinin partiye faturası

Yaklaşık bir ay yalanlanmayan haberler, partinin kendi tabanında tereddütler yaratan bir yıpranma sürecine mal oldu.  Parti örgütleri ne için çalışacaklarını bilemez halde sahada atıl halde beklemek zorunda kaldılar. Hemen hepsi CHP seçmeninin büyük bölümünün ‘ilk turda’ Gül’e oy vermektense sandığa gitmeyeceğinde hemfikirdi.

Geç yalanlamanın daha ağır maliyeti ise belki da kampanyayla ilgiliydi.  Cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce’nin adı 4 Mayıs 2018’de açıklandığında seçime sadece 51 gün vardı. Adaylığı kendisine bile birkaç gün önceden söylenmişti.

Kampanyayı yapacak profesyonellerin masa başında planlama süresi dahil 2 aydan kısa süresi vardı.  Kısa süre içinde Tayyip Erdoğan gibi devlet gücünü seçim kampanyasında kullanmaktan çekinmeyen, ülkenin en tanınmış simasının karşısına apar topar çıkılacaktı. Üstelik sadece bir hafta önceye kadar partinin Abdullah Gül gibi partiye tamamen yabancı bir isimle anılmasına engel olunmamış, İnce’nin mecburiyetten aday yapıldığı yönündeki izlenimlerle sahaya çıkılmıştı.

Partideki rahatsızlığın cumhurbaşkanı adaylığı merkezli yeni kümelenmeler ve parti içi ittifaklara yönelmemesi mümkün değil gibi görünüyor. Temel rahatsızlık ittifak siyasetinin milletvekili seçimlerini aşıp cumhurbaşkanlığı seçimine taşacak şekilde genişlemesinde ve parti kimliğini baskılayacak hale gelmesinde saklı. Kılıçdaroğlu ise o rahatsızlığı gidermek için bir formül üretmiş değil.

 

Kılıçdaroğlu’nun Gül söyleminin anatomisi

CHP’nin o dönem süreci idare biçimini bir iletişim kazası olarak düşünüp geçiştiren CHP’liler çok olmuştu ancak daha 3 gün önce parti sözcüsü Faik Öztrak’a Gül’ün CHP’den aday olup olmayacağını sorduran yıpratıcı gündem maddesi tekrar CHP’nin karşısında. Böyle bir gündeme tekrar girilmesini, iktidar medyasının Gül meselesini CHP tabanını huzursuz etmek için ısrarla işlediğini söyleyerek açıklamak zor. O gündem maddesinin susturulamamasında Kılıçdaroğlu’nun “Abdullah Gül’den korkuyorlar” çıkışını yapmasının payı, yandaş medyadan daha çok değil mi?

Ayrıca Kılıçdaroğlu’nun Gül sorusunu “Bize böyle bir şey gelmedi. Olmayan konuda fikir beyan etmemizin mantığı yok” diye geçiştirmesi, Öztrak’ın soruyu “Gündemimizde yok” klişesiyle açık kapı bırakarak geçiştirmesi kamuoyunu elbette düşündürecekti. Eski zamanlarda “Gündemimizde yok” kalıbı siyasetçilerin fikir beyan etme zamanı gelmemiş konulardan zekice sıyrılma manevrası gibi görünürdü. Artık modası geçmiş, işe yaramaz bir halkla ilişkiler hilesinden öteye gidemiyor. ‘ Gündemimizde yok’ demek doğru söylemektir ama aynı zamanda reddetmemektir.

Zaten algı öyle olmasaydı Grup Başkanvekili Özgür Özel’in 2 yıl sonra Gül meselesini tekrar net bir dille yalanlama ihtiyacı duymazdı. Kılıçdaroğlu ve Öztrak’taki muğlaklığın aksine çok net cümleler kurdu Özel; “Gül’ün adaylığı mümkün değildir…  ihtimal dahilinde değildir…” diyor.  Kılıçdaroğlu’nun ifadesi üzerinden düşünürsek “olmayan bir konuda fikir beyan etmek” gibi “mantığı” olmayan cümleler kuruyor.  Özel’in açıklamalarının videosunu izlemelisiniz, isyanı beden dilinden ve tonlamasından o kadar bariz ki.

Özgür Özel’in net tavrı

Öte yandan Özgür Özel’in sözlerinde adayın kendisinin vekalet ettiği Meclis grubunca belirleneceği vurgusu da dikkat çekici. İki yıl içinde iki kez parti sözcülerinden ve genel başkandan net konuşan yöneticinin Özgür Özel olması da bize bazı kulis bilgilerini doğrulayan veriler veriyor.  Parti içinde bir görüş muhafazakar politikacılarla daha sıkı ittifak isterken diğerleri dozunu kaçırmamaktan yana.  Özgül Özel’in açıklamaları parti yönetiminden çok kendi tavrı. Bununla birlikte bu konuda yönetim içinde bir ayrışma olduğunu söylemekten hala çok uzağız. Yaşanana ayrılık değil bir yaklaşım çatışması demek şu aşamada daha doğru gibi olacak.

Kılıçdaroğlu hala muğlak

Kılıçdaroğlu ise NTV’ye yaptığı açıklamada aynı muğlaklıkta konuşmaya devam etti, “Seçimler 2023’te. Seçimler bu tarihte olacaksa cumhurbaşkanı adayı kim olacak tartışmasına gerek var mı? Hükûmetin dayatmasıyla yönlendirmesiyle yapılan bu tartışmalar yapay tartışmalardır. Türkiye’nin süratle gerçek gündemine dönmesi lazım” dedi.

Bir yandan partisi açısından net şekilde haklı Kılıçdaroğlu. Gündemin Gül’ün adaylığına kayması iktidarın işine geliyor. Peki ‘ülkenin gerçek gündemini’ kaydırmamak için kendisinin de net bir açıklama yapması gerekmiyor mu? Özel’in sözlerini açık ifadelerle perçinlemek varken “henüz zamanı değil” minvalinde konuşup  “Abdullah Gül’den korkuyorlar” söylemine devam etmek ilginç bir tercih. Özel’in sözleriyle kapandı sandığımız konu, ertesi gün tekrar konuşan Kılıçdaroğlu üzerinden konuşulmaya devam edecek gibi duruyor.

Bugün ülke dış politika ve ekonomide tarihi dönemeçlerden geçerken bile siyaset gündemi bize ‘CHP’de neler oluyor” yazısı yazdırabiliyor.

Bunun sebebi iki yıl önceki dağınıklığın hala sürmesi ve parti içinde parlamaya aday yıldızların ortamdan vazife çıkarmaya başlamış olması.  CHP’nin 2018’deki adayı Muharrem İnce de o dağınık görüntü nedeniyle zamanlamanın yerinde olduğunu düşünüp harekete geçmeye karar verdi.

İnce çatıyı çökertti

Muharrem İnce parti yönetiminin ‘dostlar’ diye adlandırdığı ittifakla birlikte hareket ederken zorlanacağını hesaba katmış durumda. ‘Memleket Hareketi’ adı altında çıktığı yolun nereye çıkacağı meçhul olsa da ilk günden bir sonucu olmuş durumda. Bir kenarda CHP’li potansiyel aday ortada dururken Kılıçdaroğlu’nun 2014’teki gibi ilk turda CHP’li olmayan bir çatı adayla ortaya atılma ihtimali bugünden bitti; elbette Kılıçdaroğlu siyasi intihara meyilli değilse.

İnce’nin 3 mü, 5 mi, 10 mu alacağı meselesini bir kenara koyalım; aday olmak için 100 bin imzayı rahatlıkla bulacağından şüphesi olan yok. Hal böyleyken CHP’li İnce’nin karşısına partili olmayan bir çatı adayla çıkması mucizevi şekilde parlayan bir aday bulunmazsa çılgınlık olacaktır.  İşte bu yapılırsa İnce’nin yüzde 5’i 10’u aşacağı kesinleşir.  Kaldı ki Erdoğan’a karşı çatı adayın pek de parlak bir fikir olmadığını bugün daha iyi anlıyoruz.

‘Memleket Hareketi’ yolculuğunda iki soru daha var: İnce parti kurar mı, Kılıçdaroğlu İnce’yi ihraç eder mi?

Kılıçdaroğlu’nun 2018’de ülkeyi 5 yıl yönetmesi için halkın önüne çıkardığı İnce’yi ihraç etmesi son derece nahoş bir durum yaratacağından zekice bir hareket olmayacaktır.  Zaten öyle yapmayacağını söylüyor. İnce’nin ihraç edilmediği sürece CHP’den istifa edip parti kurma ihtimali ise öncelikle hitap ettiği tabanını üzmeme açısından pek mantıklı değil. Kılıçdaroğlu-İnce denkleminde bugünkü statüko uzun süre korunacak.

CHP’li İnce’nin il il dolaşıp potansiyel kitlesinin boyunu ölçmeye çalıştığı, Türkiye tarihinde görülmemiş türde bir kampanya Sivas’ta başlıyor. İnce’nin çevresindeki yerel partili envanterini çıkarmak siyasi gözlemciler bakımından sıradışı olduğu için keyifli bir uğraş olacak. Özellikle fotoğraflardaki CHP’lileri sayacağız.

CHP’li İnce’nin il il dolaşıp potansiyel kitlesinin boyunu ölçmeye çalıştığı, Türkiye tarihinde görülmemiş türde bir kampanya Sivas’ta başlıyor. İnce’nin çevresindeki yerel partili envanterini çıkarmak siyasi gözlemciler bakımından sıradışı olduğu için keyifli bir uğraş olacak. Özellikle fotoğraflardaki CHP’lileri sayacağız.

 

Örgütlenmesi zor olmaz

Peki potansiyeli nedir İnce’nin? 2018’deki Kurultay’da İnce’ye verilen 600 civarı açık imza CHP delegasyonunun yarısına yakındır ve büyük rakamdır. Bu, 600’ün üzerinde yerel bazda etkili politikacı demektir; bir siyasi örgütlenmenin başlangıcındaki en büyük handikapın aşılması İnce açısından işten bile değildir.  O yüzden iktidara yürümese bile göz ardı edilemeyecek bir hareket ortaya çıkacaktır. Belli, ölçüde finansman sağladığını ise kendine bir otobüs edinmesi dışında başka kulis bilgilerinden biliyoruz. Örneğin kendisini yüzde 7’de gösteren İstanbul Ekonomi Araştırma’nın anketini İnce’nin değil kendisini destekleyen bir ismin finanse etmesi pek de ‘Yalnız Muharrem’ diye kulp takılamayacak bir potansiyele işaret ediyor.

Bununla birlikte yakın siyasi geçmişinde başarılı bir cumhurbaşkanlığı kampanyası yürütse de kısa sürede 3 büyük hata yapması her an kazaya açık görüntü vermesine neden oluyor. Bu üç hatayı, seçim kampanyasının sonunda yaptığı dev İstanbul mitingi, ‘Adam kazandı ‘ gafı ve seçim ertesi hemen genel başkanlık yarışına soyunması olarak sıralayalım.

CHP’de İnce dışında neler oluyor?

Bununla birlikte ‘CHP’de neler oluyor’ sorusunun yanıtı sadece İnce ile sınırlı değil. Genel başkanı cumhurbaşkanı koltuğuna talip olmayınca, parti önde gelenleri fıkır fıkır olması doğaldı. Parti içinde genel başkandan daha büyük makama talip olan bir kişinin bulunması siyasi geleneklerimize, sözkonusu olan CHP kültürü bile olsa, tersti.

Gül meselesindeki kararsız görüntü verilmesi ve ittifak siyasetine fazla yüklenilmesi cumhurbaşkanı adaylığı heveslerine eklendi. Kontrolü gittikçe zorlaşan gruplaşmalar göze çarpıyor. Hangi anketi açsanız, parti genel başkanının üzerinde not almış en az iki CHP’li isimle karşılaşıyorsunuz. Anket CHP seçmeni arasında yapılsa bile sonuç değişmiyor.

İnce’nin hareketlenmesi, Ekrem İmamoğlu’nun belediye icraatlarından çok potansiyel cumhurbaşkanı adaylığı sinyalleriyle gündeme gelmesi, hiçbir sözü adaylık amacı çağrıştırmayan Mansur Yavaş’ın adının Beştepe için geçirilmesi de aynı iki olgunun sonucu: CHP yönetimi aday stratejisinde kararsızlık çekiyor ve potansiyel cumhurbaşkanı adayı olmayınca koltuğu sorgulanıyor.

Bunların dışında partinin en kalabalık grubu İstanbul delegasyonu üzerinde tam hakimiyet kuran Canan Kaftancıoğlu’nun da kadro hareketi yürüttüğü gözden kaçmıyor. Kurultayda listeyi delmesi, sonrasında kadın kolları başkanlığına Aylin Nazlıaka’yı desteğiyle seçtirebilmesi etkisini resmen kayda geçirdi.

Partideki rahatsızlığın yeni kümelenmeler ve parti içi ittifaklara yönelmemesi mümkün değil gibi görünüyor. Temel rahatsızlık ittifak siyasetinin milletvekili seçimlerini aşıp cumhurbaşkanlığı seçimine taşacak şekilde genişlemesinde ve parti kimliğini baskılayacak hale gele gelmesinde saklı. Kılıçdaroğlu ise o rahatsızlığı gidermek için bir formül üretmiş değil.

Cambazlık zor iş

Yanlış anlaşılmasın, ittifak siyasetinin partide öne çıkan hiçbir isim tarafından reddedilemeyeceği ortada. Çünkü mesele milletvekili seçimlerindeki matematiksel avantajın Cumhur İttifakı’na kaptırılmaması meselesi. Ancak her dört seçmenden birinin oyunu alan partinin koca kurultayın sloganını ‘Dostlarla iktidar’ diye belirlemesi, tek başına iktidar söyleminin dile bile getirilmemesi, tek başına iktidar için program üretilmemesi, iktidara yürüyüş programının her maddesinin ittifakı göstermesi parti çevrelerinde kaçınılmaz olarak rahatsızlık yarattı. Sonuçta kitlesel parti siyaseti yapınca kıskanç şekilde müttefikinin oyuna bile talip olmanız gerekir.

O nedenle HaftalıkGazete’de CHP’nin son kurultayını anlatılan 31 Temmuz tarihli yazıda  ‘CHP’nin ittifak siyaseti ip cambazlığı gibi’ başlığını kullanmış, ‘Dostlar kurultayı’ yakıştırmasını yapmıştım.

Dostlar siyasetinde seçime üç yıl kala fazla kafaya takmak cambazın ipini istikrarsızlaştırdı.  Bunu aşmak tek başına Kılıçdaroğlu’nun çözebileceği iş. Algılardaki statükoyu değiştirmezse daha çok başı ağrıyacak.

Her şeye rağmen ittifak içinde yürümeleri matematiksel bir zorunluluk. Diğer partilerin değil neden CHP’nin ittifakta zorlandığını anlatmak ise başka bir yazının konusu.

Bu arada Abdullah Gül’ün adının söylenti olarak bile geçmesi bu kadar fırtına koparırsa CHP adayı olması kim bilir nasıl sonuçlara yol açardı.

Yanlış zamanda yanlış politikanın bedelini ağır ödeyeceğiz

Korona virüs salgını, dünya ekonomisine bir “ani duruş” yaşattığında dünyanın dört bir yanında hükümetler, parlamentolar ve merkez bankaları hep birbirine benzer tepkiler verdi. Türkiye’de de. Merkez Bankası para basmaya başladı. Hükümet bütçe açığını düşünmez oldu. Evet ama Türkiye’nin ...

Devletin bayramını bitirmekten halkın bayramını yasaklamaya giden yol

Türk Dil Kurumu’nun sözlüğü, bayram sözcüğünü “Millî veya dinî bakımdan önemi olan ve kutlanan gün veya günler” diye tanımlamış. İkinci bir anlam olarak da ‘Kutlanan gün’, ‘Sevinç, neşe’ diyor. “Kutlama” sözcüğünün karşılığı olarak da TDK “Mutlu bir olaya sevinildiğini ...

Bir plastik çöp mafyamız eksikti, o da oldu

Haber cümlesi şu: “Uluslararası Polis Örgütü Interpol, bir rapor yayınlayarak ülkeleri yasa dışı çöp ticareti ve çöp kaçakçılığı konusunda uyardı. Interpol, özellikle plastik atık konusuna dikkat çekti ve bu alanda artan organize suç örgütü faaliyetlerine ilişkin verileri paylaştı.” Bu cümleyi ...