Denizdeki Çernobil

Kuzey Buz Denizi’nin dibinde Sovyet döneminden kalma çok sayıda radyoaktif denizaltı yatıyor. Rusya, yıllar sonra onları çıkarmaya hazırlanıyor.

Dünyanın en yoğun balıkçılık bölgelerinden biri olan Kuzey Buz Denizi’nin dibinde Sovyet döneminden kalma çok sayıda radyoaktif denizaltı yatıyor. Rusya, yıllar sonra onları çıkarmaya hazırlanıyor.

Rusya’da bir adet vardır; yaşayan birine her zaman tek sayıda çiçek verirler, bir mezara ya da anıta ise çift sayıda çiçek götürürler.

Ancak 83 yaşındaki Raisa Lappa, sanki oğlu Sergey’i, 2003’te Kuzey Buz Denizi’ndeki o talihsiz denizaltı kazasında kaybetmemiş gibi, memleketi Rubtsovsk’ta, oğlu adına konan plakete gün aşırı üç gül ya da glayöl koyuyor.

“Deliriyorum… Bana sanki oğlum hala yaşıyormuş gibi geliyor. Bu yüzden ona tek sayıda çiçek getiriyorum” diyor. “O denizaltıyı denizin dibinden çıkarmalılar. Böylece ben ve benim gibi anneler oğullarından kalanları toprağa verir, sonunda bir parça huzura kavuşabilir…”

17 yıl boyunca yerine getirilmeyen onca sözün ardından, Raisa’nın dileği nihayet yerine gelmek üzere. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin geçen Mart’ta bir kararname yayınlayarak Kuzey Buz Denizi’nin dibinde yatan iki Sovyet nükleer denizaltısından geriye kalanlar ile dört reaktör bölmesinin çıkarılmasını emretti. İlk sırada Kaptan Sergey Lappa’nın K-159’u var. İki denizatının nükleer reaktörleri çıkarıldığında, Kuzey Buz Denizi’ndeki radyoaktik madde miktarı yüzde 90 azalacak. Sergei Lappa ve 6 mürettebatın aileleri de oğullarının mezarlarına kavuşacak.

K-159, Murmansk’ın hemen dışında, dünyadaki en zengin morina ve mezgit av sahası olan Barents Denizi’nin dibinde yatıyor. Bölge aynı zamanda kırmızı kral yengeçleri, morslar, balinalar, kutup ayıları ve diğer birçok hayvan için önemli bir yaşam alanı.

Rusya bir yandan denizin dibinde çürüyen denizaltıları çıkarmaya çalışırken, aynı zamanda zaten ikisi şimdiden kaza geçirmiş yeni nükleer denizaltılar ve gemilerle Kuzey Kutbu’nda yeni bir ‘nükleer silahlanma dalgasına’ liderlik ediyor.

Çürüyen miras

Soğuk Savaş sırasında, ABD ve Sovyetler Birliği 400’den fazla nükleer denizaltı inşa etti. Bunlar, her iki tarafa, füze siloları ve stratejik bombardıman uçakları ani bir nükleer saldırıda yok edilmiş olsa bile misilleme yapma şansı verecekti. NATO üyesi Norveç sınırından sadece 60 mil (97 km) uzakta olan Murmansk’ın Arktik limanı ve çevresindeki askeri üsler, SSCB’nin nükleer donanması ve buz kırıcılarının yanı sıra son derece radyoaktif olan kullanılmış nükleer yakıtların merkezi haline geldi.

Burada yaşananlar, ancak Demir Perde çöktükten sonra gün ışığına çıktı. Örneğin, 1982’de Andreyeva Körfezi’ndeki bir nükleer depolama havuzundan Barents Denizi’ne 600 bin ton zehirli su sızmıştı. Burada halen 100’den fazla nükleer denizaltıdan gelen kullanılmış yakıt kısmen açık havada paslı varillerde tutuluyor.

Nükleer sızıntıdan korkan Rusya ve aralarında İngiltere’nin de olduğu çok sayıda Batılı ülke bir süre önce ‘temizlik harekatına’ girişti; 197 Sovyet nükleer denizaltısını hizmet dışı bırakmak ve sökmek için yaklaşık 1 milyar sterlin (1.3 milyar dolar) harcadı. Şimdi nükleer batıkların yanı sıra binden fazla seyir fenerinden stronsiyum pilleri çıkarılacak. Andreyeva Körfezi’ndeki üç bölgeden de yakıt ve nükleer atıklar tahliye edilecek.

Atıklar denizin dibine

NATO üyesi Norveç sınırından sadece 60 mil (97 km) uzakta olan Murmansk’ın rktik limanı ve çevresindeki askeri üsler, SSCB’nin nükleer donanması ve buz kırıcılarının yanı sıra son derece radyoaktif olan kullanılmış nükleer yakıtların merkezi haline geldi.

Ancak diğer ülkelerde olduğu gibi, Sovyet nükleer atıkları da uzun süre denize atıldı…

Geçen yıl İngiliz nükleer güvenlik firması Nuvia’nın da aralarında bulunduğu bir konsorsiyum tarafından yapılan çalışma, Kuzey Buz Denizi’nde 19’u gemi, 14’ü reaktör olmak üzere 18 bin radyoaktif nesne olduğunu ortaya koydu.

Bunların çoğu en azından şimdilik tehlikesiz. Ancak 1000 kadarı yüksek risk taşıyor. Rus devlet şirketi Rosatom’un uluslararası teknik yardım başkanı Anatoly Grigoriev, özellikle 6 batığa dikkat çekiyor. Bunlar, 12 yıl içinde çıkarılması planlanan iki nükleer denizaltı, üç nükleer denizaltıya ait reaktörler ve nükleer buzkırma gemisi Lenin.

Grigoriev, “Bu batıklardan en düşük oranda bile radyoaktif madde sızıntısı olursa, bu Kuzey Kutbu’ndaki ekosistemleri olumsuz etkiler” diyor.

Şimdiye kadar denizde böyle kapsamlı bir nükleer temizlik hiç yapılmadı. Reaktör bölmelerinin çıkarılması, son derece zor ve tehlikeli bir iş. Buz denizi, yılın sadece üç ya da dört ayı çalışmaya izin veriyor.

İki nükleer denizaltıdaki 1 milyon curi radyasyon, Fukushima felaketinin ilk ayında salınanın yaklaşık dörtte birine denk geliyor.

Reaktörü denize gömdüler

Bu iki denizaltıdan biri olan K-27, bir zamanlar yüksek maliyeti nedeniyle ‘altın balık’ olarak adlandırılıyordu. 360 ft uzunluğundaki (118m) saldırı denizaltısı (diğer denizaltıları avlamak için tasarlanmış bir denizaltı), 1962’de denize indirildi. Sıvı metal soğutmalı deneysel bir reaktörü vardı. İlk kazasını 1968’de yaptı, reaktör parçalandı, dokuz denizci ölümcül dozda radyasyona maruz kaldı.

1981 ve 1982’de, Rus donanması belalı reaktörü asfaltla doldurup K-27’yi Novaya Zemlya adasının doğusunda dibe gönderdi. Enkaz sadece 108 ft (33m) derinde yatıyor.

K-27, enkazı 2032’ye kadar güvende tutacak bir takım güvenlik önlemleri alındıktan sonra batırıldı. Ancak başka bir olay daha endişe verici.

350 ft (107m) uzunluğunda November sınıfı bir saldırı denizaltısı olan K-159, 1963’te hizmete girdi, 1989’da Murmansk’ın kuzeyinde battı. İçinde 800 kg kullanılmış uranyum yakıtı vardı. Dünyanın en yoğun balıkçılık yapılan bölgelerinden birinin dibinde çürüyor. The Barents Observer gazetesinin editörü Thomas Nilsen, denizaltıları “deniz tabanında yatan ağır çekim Çernobil”ler olarak tanımlıyor.

Norveç Radyasyon ve Nükleer Güvenlik otoritesinin uluslararası nükleer güvenlik başkanı Ingar Amundsen, batık denizaltılardan nükleer sızıntının kaçınılmaz olduğunu söylüyor: “Soru, sızıntı olur mu değil, ne zaman olur olmalı. Her biri gelecekte kesinlikle çevreye sızacak büyük miktarda kullanılmış nükleer yakıt içeriyorlar. Ve deneyimlerimizden biliyoruz ki, küçük bir sızıntı, hatta söylenti bile deniz ürünleri için sorunlara ve ekonomik sonuçlara neden olacak.”

‘Lanetli Ağustos’

Rusya bir yandan denizin dibinde çürüyen denizaltıları çıkarmaya çalışırken, aynı yeni nükleer denizaltılar ve gemilerle Kuzey Kutbu’nda yeni bir ‘nükleer silahlanma dalgasına’ liderlik ediyor.

Sergey Lappa, 1962’de Altay Dağları’nda, Kazakistan sınırına yakın küçük bir şehir olan Rubtsovsk’ta doğdu. En yakın okyanusa binlerce mil uzakta olmasına rağmen, yerel bir model gemi inşa kulübünde denizciliğe ilgi duydu ve okuldan sonra, Sivastopol’daki yüksek deniz mühendisliği akademisine kabul edildi. Uzun boylu, atletik ve iyi bir öğrenciydi, donanmanın en prestijli hizmetine atandı: Kuzey Denizaltı Filosu.

Sovyetler Birliği dağılmıştı, Rus ordusu da Ağustos 2000’de, ülkenin en üst düzey saldırı denizaltısı Kursk, 118 mürettebatla batınca iflas bayrağını çekmiş oldu.

Sergey Lappa, 1989’dan beri izole bir donanma kasabası olan Gremikha’da görevliydi. Uzun yıllardır iskelede paslanan bir K-159’un kaptanıydı. 29 Ağustos 2003 sabahı, uzun zamandır ertelenen emir geldi; eskimiş K-159 sökülmek üzere Murmansk’taki üsse çekilecekti. Köhne denizaltı, son yolculuğuna dayanabilmesi için her biri 11 tonluk dört dubaya çelik kablolarla bağlandı. Fırtına uyarısına rağmen önde römorkör, arkada K-159 yola çıktılar.

Reaktörler kapalıydı, Lappa ve dokuz mühendisten oluşan iskelet ekip, denizaltıdaydı. Gece yarısı Kildin Adası yakınlarına geldiklerinde şiddetli fırtına nedeniyle pruvadaki dubaları bağlayan kablolar koptu. Yarım saat sonra sekizinci bölme su almaya başladı. Donanma karargahı pahalı bir kurtarma operasyonu için helikopter kaldırıp kaldırmama kararıyla boğuşurken, mürettebat denizaltıyı su yüzünde tutmaya çalıştı. Saat 02.45’te Mikhail Gurov son bir telsiz mesajı yolladı: “Batıyoruz, bir şeyler yapın!”

Römorkörden kurtarma botları geldiğinde çok geçti, K-159, hızla Kildin Adası açıklarında dibi boyladı. Sadece hava dolan deri ceketi onu yüzeyde tuttuğu için kıdemli teğmen Maxim Tsibulsky kurtuldu.

Rus gazeteleri, lanetli Ağustos’ta bir başka nükleer denizaltının battığını yazdı, ancak olay Kursk kadar ilgi uyandırmadı. Donanma, ölen denizcilerin ailelerine K-159’un bir yıl içinde denizden çıkarılacağı sözünü verdi ancak projeyi defalarca erteledi.

Simon Fraser Üniversitesi’nden adli antropolog Lynne Bell’e göre, 17 yıldan sonra bile en azından mürettebatın kemikleri muhtemelen denizaltında duruyor. Ancak aileler kemikleri kurtarma umudunu da çoktan yitirdi.

Mikail Gurov’un oğlu Dmitry, “Babaları ve kocalarının demirden bir tabutun içinde denizin dibinde yatmasındansa, kemiklerinin çıkarılıp gömülmesi, yakınlarına biraz olsun rahatlama getirecek” diyor. “Ama bunun olacağına kimse inanmıyor.”

Rusya’nın Kuzey Kutbu’na ve onun çökmekte olan Sovyet limanlarına ve askeri kasabalarına olan ilgisi canlanırken durum değişti. Ruslan 2013 yılından bu yana, Kuzey Denizi rotasında yedi Arktik askeri üs ve iki tanker terminali inşa etti. Bu, Putin’in 2025 yılına kadar 80 milyon ton trafiğe ulaşmasını beklediği, Çin’e giden daha kısa bir rota. K-159 ise bu rotanın tam altında yatıyor.

Riski en aza indirmek

Barents Denizi’nin bereketli sularını paylaşan Rusya, Norveç ve diğer ülkelerin başında şimdi Damokles’in kılıcı sallanıyor.

2014’te Rus-Norveç ortak araştırma ekibi, K-159 enkazı çevresinde bir araştırma yaptı. Deniz suyu, tabanı ve bölgedeki deniz canlılarında normalin üzerinde radyasyona rastlanmadı. Ancak Moskova’nın Kurchatov Enstitüsü’nden bir uzman, “Reaktörden nükleer sızıntı en kötü ihtimalle 10, en iyi ihtimalle 30 yıl içinde gerçekleşecek. Diğer izotopların yanı sıra radyoaktif sezyum-137 ve stronsiyum-90 da serbest kalacak” diyor.

Okyanusların muazzam boyutu radyasyonu hızla seyreltecek ama çok küçük seviyeler bile ‘biyolojik birikim’ yoluyla besin zincirinin en tepesine ulaşabilir.

Norveç Deniz Araştırmaları Enstitüsü’nden Hilde Elise Heldal, İngiliz ‘fish and chips’ dükkanlarına morina ve mezgitin büyük çoğunluğunu sağlayan Barents Denizi’nde bir sızıntının, balıkçılık endüstrisi için yolun sonu olacağını söylüyor. “Ekonomik sonuçları belki de çevresel sonuçlardan daha kötü olacak” diyor.

Heldal’ın araştırmalarına göre, K-159’un reaktörlerinden gelen tüm radyoaktif maddeler tek bir ‘darbe deşarjında’ salınırsa, Barents Denizi’nin doğusundaki morinaların kaslarında Sezyum-137 seviyeleri en az 100 kat artacak. Bu, Çernobil kazasından sonra Norveç hükümeti tarafından belirlenen sınırın altında, ancak tüketicileri korkutmak için yeterli bir doz.

2011’deki Fukushima nükleer santrali kazası sonrası Pasifik’te yapılan araştırmalarda balıklarda tehlikeli radyoaktif izotop konsantrasyonları bulunmamış olsa bile halen 20’den fazla ülke Japon deniz ürünlerine yasak uyguluyor.

Avrupa Komisyonu’nun raporlarına göne Barents’te balık tutma yasağı, Rus ve Norveç ekonomilerine ayda 120 milyon avroya mal olabilir.

Ancak diğer yandan denizaltının çıkarılması sırasında meydana gelebilecek bir kaza, reaktörü aniden sarsabilir, potansiyel olarak yakıt elemanlarını karıştırabilir ve kontrolsüz bir zincirleme reaksiyon ve patlama başlatabilir.

Başka bir Norveç araştırmasına göre bu durumda balıklardaki radyasyon seviyeleri normalin 1000 katına çıkabilir veya kaza yüzeyde meydana gelirse, karadaki hayvanları ve insanları etkileyebilir. Norveç, Kuzey Kutbu’ndan balık ve ren geyiği eti gibi ürünlerin satışını bir yıl veya daha uzun süre durdurmak zorunda kalabilir.

Amundsen, gerek Andreyev Körfezi’nden yüksek riskli kullanılmış yakıtın tahliyesi gerekse K-159 veya K-27 çıkarılırken kaza yaşanma riskinin düşük olduğunu, uygun planlama ile riskin en aza indirilebileceğini söylüyor. “Bu sorunu bu tür eski atıklarla başa çıkma bilgisinin çok sınırlı olabileceği gelecek nesillere bırakamayız” diyor.

Ruslara kimse güvenmiyor

Rus nükleer endüstrisinin güvenliği ve şeffaflığı her zaman sorgulanmıştır, ancak Hollandalı yetkililer haziran ayında Kuzey Avrupa’da tespit edilen radyoaktif iyot-131’in Batı Rusya kaynaklı olduğunu tespit edince bu durum bir kez daha gündeme geldi.

Kullanılmış yakıtı Andreyev Körfezi’nden trenle alacak olan Mayak yeniden işleme tesisi, 1957’de dünyanın o zamana kadarki en kötü nükleer felaketine kadar uzanan sorunlu bir geçmişe sahip. Rosatom, uluslararası uzmanların, bu tesisin 2017’de Avrupa’da belirlenen rutenyum-106 radyoaktif bulutunun kaynağı olduğuna dair bulgularını inkar etmeye devam ediyor.

Greenpeace Rusya’dan Rashid Alimov, “Bu çalışmanın izlenmesi, halkın katılımı ve kullanılmış yakıtın Mayak’a taşınması konusunda endişeliyiz” diyor.

Özel görev

Denizaltı çıkarmak çok büyük mühendislik gerektiriyor. ABD, Pasifik Okyanusu’nda batan bir başka Sovyet denizaltısını ‘sualtı madenciliği’ kisvesi altında çıkarmak için 800 milyon dolar harcadı. Dizel motorlu K-129 çok sayıda nükleer başlıklı füzeyle birlikte okyanusun 16 bin 400 ft (5 bin metre) altında yatıyor. Sonunda, denizaltının yalnızca üçte birini yüzeye çıkarmayı başardılar ve CIA’ya kullanabileceği çok az istihbarat kaldı.

Bu tarihteki en derin çıkarma operasyonuydu. En ağır olanı ise Kursk. 17 bin tonluk füze denizaltısını Barents Denizi’nin 350ft (108m) altından çıkarmak için, Hollandalı şirketler Mammoet ve Smit International, dev bir mavnaya 26 hidrolik yastıklı kaldırma krikosu kurdu. Dalgıçlar denizaltının kauçuk kaplı çelik gövdesinde 26 delik açtı. 8 Ekim 2001’de, dört ay süren sinir bozucu çalışma ve gecikmelerin ardından 26 deliğe takılan çelik tutucular, Kursk’u 14 saat içinde çıkardı ve ardından Murmansk’a çekti.

Bellona’ya göre 5 bin tonun altındaki K-159, Kursk’tan daha küçük, ancak batmadan önce bile dış gövdesi ‘folyo kadar zayıftı’. O zamandan beri 17 yıllık alüvyonun içine yatıyor. Pruvadaki bir delik, daha önce önerildiği gibi, hava ile doldurma ve balonlarla kaldırma ihtimalini ortadan kaldırıyor. Rosatom temsilcileri dünyada K-159’u kaldırabilecek bir gemi olmadığını, bu nedenle özel bir kurtarma gemisinin yapılması gerektiğini söylüyor.

Bu durum, altı en radyoaktif batığı çıkarmanın tahmini maliyetini 278 milyon Euro artıracak. Bu tür özel yapım gemiler, enkazın üzerinde tam olarak konumlandırılmalarını sağlamak için muhtemelen baş ve kıç pervaneleri gibi özel teknolojilere ihtiyaç duyacak.

Ancak ağustos ayında Grigoriev, Rosatom tarafından finanse edilen bir web sitesine, şirketin düşündüğü planın, hidrolik kablo krikoları ile donatılmış ve denize sabitlenmiş bir çift mavna içereceğini söyledi. Kursk’taki deliklere yerleştirilenler gibi çelik tutucular yerine, dev kavisli kıskaçlar tüm gövdeyi kavrayacak ve denizaltı mavnalar arasında kaldıracak. Kısmen suya daldırılabilir bir mavna altına yerleştirilecek, daha sonra denizaltı ile birlikte yüzeye çıkacak ve son olarak limana çekilecek. Grigoriev, “K-27 ve K-159’un her ikisi de bu şekilde çıkarılabilir” diyor.

Rosatom için çalışan üç mühendislik firmasından biri olan askeri tasarım bürosu Malachite’in bir çalışanı, büronun 2007’de parasızlık nedeniyle uygulanamayan bu planı güncellemeye başladığını söylüyor. Ancak hala birçok soru var.

Gövde ne durumda? Ne kadar güç kaldırabilir? Ne kadar alüvyon birikti? Önce oradaki koşulları incelemek ve bilgilerin güncellenmesi gerekecek.

Nükleer paradoks

Altı radyoaktif batığın denizden çıkarılması, ‘Kuzey Kutbu’nun hakim gücü ve çevre dostu Putin’ imajına uyuyor. 2017’de, Kuzey Kutbu’nun genel temizliğinin bir parçası olarak 42 bin ton hurda metali Franz Josef Land takımadalarından temizletti. Arktik ülkeleri için yıllık bir konferansta çevrenin korunması hakkında konuştu. Mart 2020’de, nükleer batıklarla ilgili kararname taslağını yayınladığı gün, “Kuzey Kutbu çevresini ve yerli toprakları ve yerli halkların geleneksel geçim kaynaklarını korumayı” ülkenin altı ulusal çıkarından biri olarak listeleyen bir Kuzey Kutbu politikası imzaladı.

Moskova Carnegie Center düşünce kuruluşu başkanı Dmitry Trenin, “Putin için Kuzey Kutbu, tarihi mirasın bir parçası. İyi korunmalı, gerçek faydalar sağlamalı ve temiz olmalı” diyor.

Yine de ‘temiz’ bir Arktik’i talep ederken Kremlin, Kuzey Deniz Rotası’ndaki gemiciliğin çoğunu oluşturan Arktik petrol ve gaz taşımacılığını geliştirmeye çalışıyor. Devlete ait Gazprom, Yamal Yarımadası’ndaki iki dev petrol ve gaz tesisinden birini inşa etti. Hükümet trilyonlarca dolarlık fosil yakıt ve maden zenginliğinden yararlanmak için bölgedeki doğal gaz projelerinde vergileri 0’a indirdi.

Putin, uzak kuzeydeki Sovyet nükleer mirasını temizlerken bile, kendisine ait yeni bir nükleer miras inşa ediyor. Yeni nükleer buz kırıcıların istikrarlı yürüyüşü ve 2019’da dünyanın tek yüzen nükleer santrali, Kuzey Kutbu’nu gezegendeki en nükleer sular haline getirdi.

Bu arada, Kuzey Filosu en az sekiz nükleer denizaltı inşa ediyor. Ayrıca hepsi nükleer güçle çalışan sekiz füze muhribi ve bir uçak gemisi yapmayı planlıyor. Yanısıra nükleer enerjili bir su altı insansız aracı ve seyir füzesini test ediyor. Toplamda, 2035 yılında kutuplarda çalışan 114 nükleer reaktörleri olacak, bu rakam bugünün neredeyse iki katı.

Bu büyüme kazasız olmadı. Temmuz 2019’da Murmansk yakınlarında bir nükleer denizaltıda çıkan ve 14 denizcinin canını alan yangın neredeyse ‘küresel ölçekte bir felakete’ neden olacaktı. Ertesi ay, White Sea’de yüzen bir platformda yapılan test sırasında ‘sıvı yakıt reaktif tahrik sistemi’ patladı, iki kişi öldü, yakındaki Severodvinsk şehrinde kısa bir süre radyasyon seviyelerini yükseldi.

The Barents Observer’dan Nilsen, “Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından Norveç ve Rusya dahil uluslararası topluluğun nükleer atıkları temizleme çabası takdire şayandı. Ancak bugün Norveç ve Avrupa’da çok sayıda politikacı, uluslarası toplumun paradoksal olarak Kuzey Kutbu’nda yeni bir Soğuk Savaş hazırlığı içinde olan Putin’e hizmet ettiğini düşünüyor” diyor.

Nilsen, sivil bir kuruluş olan Rosatom’a temizlik görevi verildiği sürece, Rus ordusunun bu nükleer çılgınlığı yavaşlatmak için nedeni olmayacağını belirtiyor.

“Artık kullanılmadıklarında bu reaktörlerin ortadan kaldırılması için kim ödeme yapacak? Bugünün Rusya’sının sorunu bu. Rus ordusunun çok ama çok pahalı olan bu temizliği düşünmesine gerek yok.”

Bu nedenle, yapılacak nükleer temizlik, tarihte türünün en büyüğü olacak olsa da, Kuzey Kutbu’ndaki bir sonraki nükleer enerji dalgasıyla başa çıkmak için gerekli olan şeyin sadece başlangıcı olabilir.

Putin muhalifi Navalni’yi kim, neden zehirledi?

Tuhaf bir milletiz doğrusu. Amerikan iç politikasını, hatta zaman zaman Büyük Britanya’nın iç politikasını bile izler bizim gazetelerimiz, TV’lerimiz, web sitelerimiz ama en yakınımızda neler olup bittiğiyle pek ilgilenmeyiz. Yunanistan’dan çeşitli Arap ülkelerine, Ukrayna’dan Gürcistan’a böyle ...

Bir fenomen evlenecek olsa, düğünü bedavaya mı gelir?

Çoğu düğünde tüm gözler tipik olarak gelin ve damat üzerindedir. Ancak evlenenler sosyal medya influencer’ları ise üzerlerindeki göz sayısı yüzbinleri bulabilir. 28 yaşındaki Caila Quinn, New York’ta yaşıyor. 2016’da yayınlanan “The Bachelor”ın 20’nci sezonunda dikkatleri ...

Belarus’ta Lukaşenko’nun son haftaları

Belarus’ta senaryo da, oyun planı da belliydi: Seçimlerden önce, Cumhurbaşkanı Alexander Lukaşenko herhangi bir ciddi meydan okumayı ortadan kaldıracak ve yalnızca çok fazla sorun yaşamadan yenebileceği kişilere izin verecekti, yoksa seçim hileli olurdu. Seçimlerdeki galibiyeti protestolara yol ...