Doğu Akdeniz ve Libya’da iki büyük geri adım

Oruç Reis gemisi Meis adasının Güney ve Doğusunda kalan denizlerde sismik araştırma yapmaya hazırdı. Bu yüzden Türkiye ile Yunanistan arasında başlayan askeri gerginlik, Almanya Başbakanı Merkel’in araya girmesiyle şimdilik 1 aylığına ertelendi.

ÖMER CAN

Haber ajanslarından “Türkiye Akdeniz’de Navtex ilan etti” cümlesi geldiğinde gazete ve televizyonların haber merkezleri heyecanlandı. Çoğu bu tabiri ilk kez duyuyordu, ne demekti acaba Navtex ilan etmek?

Kısa sürede ne demek olduğu anlaşıldı: Türkiye, Akdeniz’de Antalya’nın Kaş ilçesine neredeyse taş atsanız değecek mesafedeki Meis adasının Güney ve Doğu kesimlerinde kalan denizlerde sismik araştırma yapacağını bölgeden geçmesi söz konusu gemilere önceden duyuruyordu.

21 Temmuz Salı günü yapılan bu duyuru sıradan bir denizcilik uyarısı değildi. Arka planı, Türkiye ile Yunanistan’ı 70’li yıllardan beri defalarca savaşın eşiğine kadar getirmiş olan bir büyük anlaşmazlıktı.

Yunanistan, 1974’teki Kıbrıs Barış Harekatı’ndan beri Ege ve Akdeniz’deki adaları için bir “kıta sahanlığı” iddiasında bulunuyordu. Bu adaların denizin içinde devam eden “doğal uzantıları” vardı yani; ve bu “uzantı”lar o adalar için doğal olarak ekonomik çıkar alanıydı.

Türkiye, doğal olarak bu iddiayı kabul etmiyordu. Çünkü eğer Anadolu yarım adasına bazısı 3, bazısı 5 kilometre mesafede olan bu adalar eğer kıta sahanlığına sahipse doğal olarak Anadolu’nun da kıta sahanlığı vardı. Ve bu ekonomik çıkar alanları ister istemez birbiriyle çakışıyordu; dolayısıyla ya iki ülke bir masaya oturup Ege ve Akdeniz’deki bu çıkar alanlarını paylaşacaktı ya da iki ülke anlaşmamakta anlaşacak, statüyü bozacak hareket yapmayacaktı.

1976 krizi

70’li yıllarda Türkiye defalarca Ege ve Akdeniz’de Yunanistan ile çözüm aradı ama Yunan tarafı masaya gelmedi. Bunun üzerine Türkiye 1976 yılında Hora adlı sismik araştırma gemisini Ege’de sismik araştırma yapmak üzere göndermeye karar verdi. Hora, Yunanistan donanması tarafından taciz edilince bu kez devreye Türk donanması girdi. Ege’de savaş rüzgarları esmeye başladı; son dakikada Birleşmiş Milletler devreye girdi, kriz söndü. Hora da geri döndü.

1976 krizi

İkinci büyük kriz, 1987 yılında bu kez Yunanistan’ın inisiyatifiyle başladı. O yıl Yunanistan Kuzey Ege’de Türkiye’nin “uluslararası sular” olarak kabul ettiği bölgede sismik araştırma yapmaya kalkıştı. Bunun üzerine Türk sismik araştırma gemisi Piri Reis, güçlü bir donanma eşliğinde aynı bölgeye intikal etti. Bir kez daha savaşın eşiğine gelindi; son anda Başbakan Turgut Özal Yunanistan Başbakanı Papandreu ile görüştü, kriz Yunanistan’ın araştırma yapmaktan vazgeçmesiyle söndü.

Kardak krizi

1995’te iki ülke tarihlerinin en tuhaf ve en tehlikeli krizini Bodrum Turgutreis açıklarındaki Kardakİmia kayalıkları yüzünden yaşadı. Yunanistan’ın Kos adasının milliyetçi belediye başkanının üzerinde insan yaşamayan bu kayalıklara Yunanistan bayrağı dikmesiyle iki ülke bir kez daha savaşın eşiğine geldi. Türk komandolar kayalara çıkıp Yunan bayrağını indirdi, yerine Türk bayrağı dikti.

Son olarak 2008 yılında Türkiye Kuzey Ege’de Gelibolu yarım adası açıklarından, en güneyde Datça açıklarına kadar bir dizi bölge için “navtex” ilan etti ve buralarda petrol bulmak amacıyla sismik araştırma yapacağını duyurdu. Bunun üzerine Yunanistan donanması harekete geçti ve Ege’de askeri tacizlerle dolu birkaç gergin ay yaşandı.

Oruç Reis’i Merkel’i telefonu durdurdu

İnsan bu tarihi bilince, ister istemez Meis adasıyla ilgili krizin de nereye gideceğini tahmin edebiliyor. Fakat bu sefer kriz daha başlamadan bitti. Oruç Reis adlı sismik araştırma gemisi araştırma yapacağı bölgeye hiç gitmedi; ona bu görevinde eşlik edecek Türk fırkateynleri Kaş’ın Kekova adası açıklarında bekledi, Oruç Reis ise Antalya limanı açıklarında. Bu arada Yunan donanması teyakkuza geçti, iki ülke medyasında savaş tamtamları çalındı ama gerçekte Almanya Başbakanı Angela Merkel’in yaptığı iki telefon konuşması Oruç Reis’in Antalya Limanına demir atmasına, fırkateynlerin ise Aksaz’a geri dönmesine yetti.

Türkiye’nin ilan ettiği bu büyük ileri adımı atmaktan vazgeçerken karşılığında ne elde ettiği meçhul. Gerçi 70’li, 80’li, 90’lı ve 2000’li yıllarda krizler dinerken de hiçbir kazanım elde edilmemişti ama bu sefer Türkiye’de hükümet çok yüksek perdeden konuşuyordu. Bu yüksek perdeden konuşmanın bir arka planı da var. O arka planda, Yunanistan ile Kıbrıs, Mısır ve İsrail arasında imzalanan ve Doğu Akdeniz’i paylaşan bir dizi “münhasır ekonomik çıkar alanı” anlaşması yatıyor.

Meis’te Navtex’in farkı

Türkiye bu anlaşmaların bir bölümünü, daha doğrusu Kuzey Kıbrıs’ı ve kendisini ilgilendiren bölümlerini tanımıyor. Tanımadığı için de, tanımadığı bu deniz bölgelerinde bir yandan sismik araştırma yapılmasını engelliyor bir yandan da kendi sismik araştırma gemileriyle araştırma yapıyor. Ancak bugüne kadar Türkiye’nin Oruç Reis ve Yavuz isimli gemileriyle araştırma yaptığı bölgeler hep Kıbrıs’ın etrafında bazı bölgelerdi. Ama 21 Temmuz sabahı ilan edilen Navtex’te sözü edilen bölge, Yunanistan’ın Meis adasının kıta sahanlığıyla ilgili iddiasını doğrudan sorgular nitelikte bir bölgeydi. Tansiyonun ansızın artma sebebi buydu.

Son olarak bizzat Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın tarafından da açıklandı; Türkiye 1 ay boyunca geri çekilmişti. Kulislere yansıyan bilgiler, bu geri çekilme karşılığında Almanya’nın TürkiyeAB ilişkilerinde ilerleme vaat etmesiydi. Bakalım herhangi bir ilerleme olacak mı?

Libya savaşı ve Akdeniz gazı

Libya’da Türkiye’nin desteklediği Ulusal Mutabakat Hükümeti güçleri Sirte ve Cufra’yı isyancı Halife Hafter’den almak için harekete geçecekti ama bu operasyon henüz başlamadı. Operasyon geri bırakılırken birden Türkiye ile Rusya Libya’yı konuştu, Mısır ordusunu Libya’ya göndermeye hazır olduğunu duyurdu, bu arada Türkiye’nin hava üssü yapmak istediği yere de bir faili meçhul saldırı oldu.

Doğu Akdeniz’deki deniz çıkar alanlarıyla doğrudan ilişkili bir başka meselemiz ise Libya’daki iç savaş. Türkiye, Birleşmiş Milletler tarafından Libya’nın meşru hükümeti olarak tanınan Ulusal Mutabakat Hükümeti ile Akdeniz’in Türkiye ile Libya arasında kalan bölümünü paylaşan bir anlaşma imzaladı. Bu durum Yunanistan’ın hiç hoşuna gitmedi. Libya iç savaşında Türkiye UMH’yi desteklerken artık Yunanistan isyancı Halife Hafter güçlerini destekliyor.

Bu yılın başında Halife Hafter savaşı kazanacak gibi duruyordu; UMH’nin merkezi Trablus’u kuşatmıştı, mahalle mahalle ilerliyordu. Derken Türkiye devreye girdi, savaşın seyri değişmeye başladı, Hafter güçleri geriledi.

Geriledi ama hala ülkenin önemli bir bölümünü ellerinde tutmaya devam ediyorlar. Bu arada Türkiye destekli UMH güçleri Sirte liman kenti ile Cufra adlı kenti kuşattı, buralara bir saldırı bekleniyor. Fakat bu saldırı bir türlü başlamıyor; çünkü sahada çok ilginç şeyler oluyor.

Olan şeylerden biri, tam da Türkiye’nin Milli Savunma Bakanı ile Genelkurmay Başkanı’nın Libya’da gövde gösterisi yaptığı günün akşamında, kimliği hala meçhul bazı savaş uçakları Türkiye’nin kendisine hava üssü yapmak için seçtiği ve hava savunma sistemleri dahil bazı sistemlerini naklettiği bir askeri üssü bombaladı. Bu bombardımanda Türk askerlerinden can kaybı yok ama maddi hasarın büyük olduğu, özellikle hava savunma sistemlerinin vurulduğu söyleniyor. Oysa Türkiye burada yeterli korumayı sağladıktan sonra bu üsse F-16’larını gönderip konuşlandırmayı düşünüyordu. Şimdilik bu planlar askıda veya çok ertelendi.

Yaşanan bir başka ilginç gelişme, Türkiye ile Rusya arasında Libya konusunda bir anlaşmaya varıldığının açıklanması. Yalnız mesele şu ki, bu anlaşmanın açıklanan metnine bakıp da somut bir ilerleme görmek imkansız. Metin, gayet ortadan ifadeler içeriyor.

Bir başka önemli konu, Mısır’ın darbeci lideri Sisi’nin UMH güçlerinin Sirte ve Cufra’ya girmesini kendi ülkesi açısından “kırmızı çizgi” ilan etmesi. Mısır parlamentosu, Sirte ve Cufra’ya saldırı olması durumunda Mısır ordusunun duruma müdahale etmesine izin veren “tezkere”yi kabul etti. Bu durum bugüne kadar örtülü biçimde Libya iç savaşının tarafı olan Mısır’ı doğrudan Libya sorunun bir parçası haline getirebilir. Ayrıca Türk askeri ile Mısır ordusunu karşı karşıya da getirebilir.

Rusya’yı sınırlama görevi

Tabii benzer bir durum Rusya için de geçerli. Suriye’de yıllardır karşı karşıya durduğumuz ve bir biçimde çatışmaktan kaçındığımız Rusya, Libya’da da karşı tarafta ve bir kez daha Rusya’yı sınırlama görevini biz kendi kendimize üstümüze aldık.

Libya’da Halife Hafter’i destekleyen Rusya, Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan ve Mısır gibi ülkelere Yunanistan ile son dönemde Fransa’nın da katılması ise durumu iyice karmaşıklaştırıyor, Türkiye’nin karşısındaki siyasi/ diplomatik/askeri cepheyi genişletiyor. Özellikle Fransa ciddi bir sorun yaratacak gibi duruyor.

Sonuç olarak Türkiye, Doğu Akdeniz’de iki çatışmalı durumda, bir bakış açısına göre geri adım atmış, bir başka bakış açısına göre sorunları şimdilik beklemeye almış durumda.

Oysa birkaç hafta önceye kadar Türk medyası savaşı kazandığımızı ilan ediyor, hatta Akdeniz’in artık en büyük gücü olduğumuzu söylüyordu.

Silahların gölgesinde dış politika

Kıbrıs açıklarında Türk savaş gemileriyle diğer ülke savaş gemileri karşı karşıya geliyorlar. Burada eller sürekli tetikte.

Herhalde Cumhuriyet tarihinin hiçbir döneminde Türk dış politikası ile Türk güvenlik politikaları bu kadar iç içe geçmemişti. Halen Türkiye’nin karşı karşıya olduğu önemli bütün dış politika sorunları, aynı zamanda içinde Türk Silahlı Kuvvetleri’nin de aktif olarak yer aldığı, ciddi savaş riski içeren güvenlik sorunları aynı zamanda. Teker teker bakalım:

1. Suriye

Türkiye, Suriye’deki iç savaşla bağlantılı olarak bugüne kadar dört büyük askeri operasyon yaptı. Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı ve Barış Pınarı harekatlarıyla Suriye sınırlarında ciddi bir bölge Türkiye’nin ve Türkiye’nin desteklediği Suriye Milli Ordusu’nun kontrolunda. Dördüncü operasyon ise yarım kaldı; İdlib’de yaşanan ciddi savaş, Türkiye ile Rusya’nın ateşkes ilan etmesiyle durdu. Türkiye bütün İdlib’i Suriye rejiminden temizlemek istiyordu ama bu minicik alanın bir bölümünün daha Suriye’nin eline geçmesine engel olamadı. Suriye bizim için büyük bir dış politika sorunu ve aynı zamanda her gün irili ufaklı çatışmaların yaşandığı ve Türk askerinin canının tehlikeye girdiği büyük bir güvenlik sorunu. Suriye’de eller sürekli tetikte.

2. Doğu Akdeniz

Türk donanması Kıbrıs adasının etrafında daha önce olmadığı kadar çok sefer yapıyor artık. Bu bölgede sık sık Türk savaş gemileriyle diğer ülke savaş gemileri karşı karşıya geliyorlar. Burada da eller sürekli tetikte.

3. Libya

Libya’daki iç savaşın açıkça tarafıyız. Bu ülkede muharip gücümüz çok az, onun yerine Suriye’den yolladığımız Özgür Suriye Ordusu unsurları çatışıyor ama yine de bu ülkede şehit verdik bile. Türk İHA ve SİHA’ları savaşta aktif görev alıyor. Burada da elimiz sürekli tetikte.

4. Ermenistan-Azerbaycan

Ermenistan’ın durduk yerde Azerbaycan sınırında çatışma çıkarmasıyla başlayan gerginlik tırmanıyor. Son olarak Türk ordusu Azerbaycan’a gitti ve bir ortak tatbikat da yapıldı. Türkiye-Ermenistan sınırında da, Ermenistan-Azerbaycan sınırında da eller tetikte bekleniyor.

5. Kuzey Irak

Türk dış politikasının ve güvenlik politikasının en uzun süreli krizi bu. Gün geçmiyor ki Türk savaş uçakları veya SİHA’ları Kuzey Irak’ta bir PKK hedefini vurmasın. Gün geçmiyor ki, Kuzey Irak coğrafyasına soktuğumuz askeri birliklerimizle PKK arasında çatışma çıkmasın. Artık bu ülkenin içinde daimi ordu bulunduruyoruz. Eller tetikte demek az bile, çünkü o tetik sürekli çekiliyor.

6. Karadeniz

O da nereden çıktı demeyin, Karadeniz de artık ciddi bir krizin alanı. Son olarak Türkiye’nin de katılımıyla burada bir NATO tatbikatı yapıldı. Tabii Karadeniz’de NATO varlığı Rusya’nın hiç hoşuna gitmiyor. Zaman zaman askeri gemilerin ve savaş uçaklarının Karadeniz’de birbiriyle karşılaştığını da biliyoruz. Eller tetiğe yakın duruyor.

Putin muhalifi Navalni’yi kim, neden zehirledi?

Tuhaf bir milletiz doğrusu. Amerikan iç politikasını, hatta zaman zaman Büyük Britanya’nın iç politikasını bile izler bizim gazetelerimiz, TV’lerimiz, web sitelerimiz ama en yakınımızda neler olup bittiğiyle pek ilgilenmeyiz. Yunanistan’dan çeşitli Arap ülkelerine, Ukrayna’dan Gürcistan’a böyle ...

Cumhurbaşkanı adaylığı yarışı CHP’de erken başladı

Bu kadar spekülasyon canımıza tak etti. Bütün amaç bizim içimizde bir tartışma yaratıp moralimizi düşürmek CHP’nin gündeminde Abdullah Gül diye bir isim olmadı, şimdi de yok, olmayacak da…” 25 Nisan 2018’de CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel, 11. Cumhurbaşkanı Abdullah ...

Yanlış zamanda yanlış politikanın bedelini ağır ödeyeceğiz

Korona virüs salgını, dünya ekonomisine bir “ani duruş” yaşattığında dünyanın dört bir yanında hükümetler, parlamentolar ve merkez bankaları hep birbirine benzer tepkiler verdi. Türkiye’de de. Merkez Bankası para basmaya başladı. Hükümet bütçe açığını düşünmez oldu. Evet ama Türkiye’nin ...