Editörlerini öldüren yazar

NAZLI BERİVAN AK

“Sevdiklerini öldür, sevdiklerini öldür, içindeki egosantrik küçük yazar bozuntusunun kalbini kıracağını bilsen de bütün sevdiklerini öldür!”
Stephen King

Baytan Uğur Yem imzalı Öldüren Roman geçtiğimiz günlerde yayımlandı. Kitapla ilgili ilk haber 2017 tarihli. “Polisiye kültür dergisi 221B Dergi’nin düzenlediği 221B Polisiye İlk Roman Ödülü’nün kazananı açıklandı. Polisiye kültürüne katkı sunmak için düzenlenen yarışmada, 221B Polisiye İlk Roman Ödülü’nün sahibi Öldüren Roman adlı dosyasıyla Baytan Uğur Yem oldu,” bilgisi veriliyor bültende, yarışmanın ödülü Mylos Kitap etiketiyle romanın yayınlanması, “2018 başında yayımlanacak,” denilse de Öldüren Roman okurla ancak salgın günlerinde buluştu.

İşinden ayrılan ve bir roman yazan kahraman…

Öldüren Roman’ın başrolünde Toygar Umut Can var. İşinden ayrıldı, başvurduğu tüm işler, yaptığı her iş görüşmesi fiyaskoyla sonuçlandı, hayat acımasız, kritik pozisyonlar budalalar tarafından tutulmuş. Toygar bir karar alıyor bu noktada: yazacak!

İştahla kitabını yazmaya girişiyor ve çok geçmeden tamamlıyor, sıra kitabını yayıncısıyla buluşturmaya geliyor. Romanına güveniyor, cümlesini, fikrini başarılı buluyor, işlerin yolunda gitmemesi için bir neden yok ona göre.

Bu noktada yayınevlerine başvurmaya, niyet mektupları yazmaya başlıyor. “Yazılı iletişimde her zaman iyiydi. Genel kabul gören dil ve üslubu kullanmasa da ilgi çekici ve etkileyici yazmayı bilirdi. Yayınevlerinin iletişim adreslerini bularak onlara e-posta atmaya başladı. Kimilerine aynı mesajları gönderiyor; bir sebepten kitabıyla daha çok ilgileneceğini düşündüklerineyse mesajını özenle yazıp yolluyordu. Tüm hafta sonunu yayınevlerine mesaj yazarak geçirdi. ‘Kuyruğuna geldim,’ diyordu içinden, ‘yüzdüm, yüzdüm ve kuyruğuna geldim. Bu işi öyle ya da böyle sonuca ulaştırmalıyım.’”

Ölümcül Günahlar

Mail yoluyla eser başvurusu, önemsediği yayınevlerine özenli yazarken kalanlara aynı iletiyi göndermek, aynı anda aynı kitap için birden fazla yayıncıya ulaşmak… Romanın karakteri aslında ölümcül günahları işliyor bir bir ama yine de kısa süre içerisinde yanıtlar posta kutusuna düşmeye başlıyor.

İlk randevusu bir kadın editörle. Editörü şöyle anlatıyor yazar: “Saçlarına, cildine, ellerine uygulanan bakım işlemleri için oldukça fazla zaman ve mesai harcandığı daha ilk görüşte belli oluyordu. Böyle bir mesleğin getireceği iş yoğunluğuna sahip bir kadının bu işlemlere zaman ayırabilmesi için sosyal hayat, uyku, kişisel keyif gibi diğer unsurlardan feragat etmesi gerekebilirdi. İşkolik mi acaba, diye düşündü. Belki de kendine güvensizliğini telafi etmeye çalışan biri… El sıkıştıkları sırada ikinci olasılığın daha ağır basabileceğine inandı ister istemez. İnsanlarla ilgili ilk izlenimleri edinmede el sıkışmanın tartışılmaz bir yeri vardı. Sıkı, karşısındaki eli kavrayan ve eli bir iki saniye tutarak yapılan bir tokalaşma kendine güveni, karşısındakine saygıyı ifade ederdi. Elbette kadınlar, erkekler kadar sıkı kavramazdı çoğu zaman el sıkışırken fakat önemli olan karşıdaki eli kavrayabilecek cesareti göstermekti.”

Romanı inceleyen editör, kitabın konusunu ‘ekstrem’ buluyor. ‘Türk okurunun böylesi bir metne hazır olmadığını’ söylüyor. Kurgunun sınırları, realist bakış açısıyla yazılan metnin sınırları tartışmasının ardından editör yazara ‘potansiyeli olduğu ve gerekli düzeltmeleri yaparsa kitabını yayımlayabilecekleri’ yanıtını veriyor. “İfadeleriniz hatasız ve kurgunuzda kopukluk yok, ayrıca yazım hatası da yapmamışsınız.” Yazar memnuniyetsiz bir biçimde editörün yanından ayrılıyor ve diğer yayıncılardan gelecek yanıtları beklemeye başlıyor. Sonraki haftalar da pek parlak geçmiyor. Aradığı editörse karşısına zorlu günlerin sonunda çıkıyor. Kadın editörde gördüğümüz ayrıntılı betimlemeyi bu kez görmüyoruz, yazarımızın inanıp güvendiği editörle ilgili yalnızca erkek ve babacan olduğu bilgisine sahibiz, bir de diğer editörler gibi ‘ukala’ olmadığını öğreniyoruz. Öyle ki yazar editörün ismini bu kez aklında tutmaya karar veriyor. “Gözleri umut dolmuştu. Orta yaşlı editörün vaat ettiklerinden çok, yaklaşımı umutlandırmıştı onu; sonunda birileri onu anlıyordu. İlk defa adamın adını öğrenip aklında tutmak için istek duydu. Üst üste olumsuz sonuçlanan görüşmeler, tanıştığı editörlerin adını dinlememe refleksi oluşturmuştu onda. Ne de olsa görüştüğü biriyle bir daha görüşmüyordu. Zihnini bir daha duymayacağı adlarla doldurmanın anlamı neydi ki? Adam adını söylemesine rağmen dinlememişti bile ancak şimdi bu tutumundan utanç duydu. ‘Heyecanımı mazur görün,’ dedi, ‘adınızı tekrar alabilir miyim?’ ‘Yaşar,’ diye yanıtladı adam, babacan bir tavırla. El sıkışarak vedalaştılar.”

Meşum Gecenin Ardından…

Yazar “Bu iş oldu,” diyerek umutla evine dönüyor ve beklemeye başlıyor. Aradan günler geçiyor ve beşinci günün sonunda hâlâ yanıt almayınca iyice umutsuzluğa düşüyor. Sonunda yazarımız kendini alkole vuruyor ve detaylarını sonradan hatırlayacağı bir gece yaşıyor.

Bu noktada Tuğçe karakterini yakından tanıyoruz, müthiş hırslı ve kariyerini var etmekten çok yok ederek inşa etmiş bir kadın editör. “Tuğçe Hanım denetleyemeyeceği hiçbir yazarın ünlü olmasına izin vermemişti; bundan sonra da böyle bir şeye izin vermeye niyeti yoktu. Toygar’ı ve onunla yaptığı görüşmeyi hatırlayınca yazık, dedi içinden oysa kurguladığı öykü fena sayılmazdı. ‘Neyse,’ diye geçiştirdi ardından, ‘radikal ve çarpıcı bir romanla kapıma gelen herkese fırsat verseydim bugün bulunduğum yerde olmazdım.’ Düşüncelere daldığı sırada kahvesinin bittiğini fark etti.’’ Hikayenin devamında Tuğçe fenalaşıyor ve aniden ölüyor. Kalp krizi, yoğun kahve ve sigara tüketiminin yol açtığı bir talihsiz ölüm olarak hızlıca kapanıyor konu. Oysa bu bir cinayet ve arkasında tanıdığımız biri var: Yazarın ta kendisi. Tuğçe’nin ofisine gizlice girip kahvesi ve sigarasına elinde bulunan malzemelerden hazırladığı zehir şırınga etmiş ve ertesi gün tüm gazetelerde aynı manşet: “Ünlü Editör Ölü Bulundu!”

Doğal bir ölümle karşı karşıya olunmadığını tek düşünen ise Cinayet Şube’den Komiser Mete Öztürk. Öldüren Roman, bu izlekte, arka kapağa da taşındığı haliyle bir yazarın editörleri cezalandırması fikri üzerine kurulu bir polisiye.

Öldüren Roman/ Baytan Uğur Yem/ Mylos Kitap/ Polisiye Roman/ 240 Sayfa

Raftakiler 4 Eylül 2020

Sahtekâr Javier Cercas Çeviren: Gökhan Aksay Everest Yayınları Roman 440 Sayfa “Sınırın Yasaları”, “Saplantı” ve “Kiracı” romanlarıyla tanıdığımız, çağdaş dünya edebiyatının usta kalemlerinden Javier Cercas; Sahtekâr’da, İkinci Dünya Savaşı sırasında Nazilerin toplama kampında kaldığını, ...

Henüz 29 yaşında dünyanın en prestijli edebiyat ödülünü kazandı!

Her yıl, Dünya edebiyatının İngilizceye çevrilen en iyi eserlerine verilen Uluslararası Booker Ödülü’nün 2020 yılı kazananı geçtiğimiz günlerde belli oldu. Marieke Lucas Rijneveld, ilk romanı “The Discomfort of Evening” ile Uluslararası Booker Ödülü’nü kazanan en genç yazar ...

Bu hafta kaçırmayın 4 Eylül 2020

4 EYLÜL CUMA 13.00 SERGİ Alexis Gritchenko: İstanbul Yılları Meşher, tekrar kapılarını açan bu sergisinde 1919-1921 yılları arasında Moskova’dan kaçıp İstanbul’a sığınan usta bir ressam, sanat eleştirmeni ve yazar Alexis Gritchenko’nun İstanbul günlerine odaklanıyor. Gritchenko’nun kariyerinde ...