‘Entelektüel roman’ın bir ömür dökümü: Selçuk Altun

ERAY AK

Çok da uzun sayılmayacak bir süre önce, Doğan Hızlan’ın TRT 2’de yayınlanan programı Karalama Defteri’nin konuğu Selçuk Altun’du. Keyifli geçen sohbetin arasında Hızlan, “Entelektüel bir roman türünü Türkiye’ye getiren yazar,” demişti Altun için. Türkiye’ye entelektüel bir roman türünü getiren ve bir anlamda edebiyatımızdaki bu boşlukta kendi yazın dilini yaratan yazar…

Usta eleştirmen Hızlan’ın, bir yazarın edebiyatı için böylesine belirleyici ve keskin bir yorumda bulunması, başta bu yoruma muhatap olan yazar için çok önemli elbette. Fakat bundan daha da önemlisinin “entelektüel roman” kavramının içinin doldurulması olduğunu düşünüyorum.

Peki, nedir entelektüel roman?

Aslında bunun net ve çerçevelenmiş bir tanımı olmamakla birlikte genel bir bakışla entelektüel dertler ve meraklarla kendi derdini anlatma telaşına düşmüş metin, denebilir bu türe. Öte yandan merkezine aldığı hayatlar da bu dertlerin var ettiği hayatlardır. Çevreleri, kahramanların kendi birikimleri çerçevesinde örülmüş, bakıldığında da ortaya “entelektüel” sinir uçlarını kaşımayı başarabilmiş metinler çıkmıştır. Ama sanılmasın ki sadece “entelektüel” ya da “birikimli” okurlar için yazılmış kitaplardır bunlar. Kesinlikle hayır! Son derece akıcı ve heyecanlı olabilirler. Aynı şekilde duygusal ya da ironik veya komik. Demem o ki, herkesin dokunabileceği duygu dünyalarından bu türden metinler de faydalanır. Fakat “entelektüel” merakları gelişkin okurlar için her satırında yeni bir sürpriz, fikir ve bilgi taşıma potansiyelleri, bu türden romanları ayrı bir potada değerlendirme, tartma gerekliliğini uyandırır.

Doğan Hızlan’ın da Selçuk Altun romanları için yazının hemen başında belirttiğim türden bir nitelemeyi kullanması bundan. Bu anlamda Selçuk Altun’un kaleminden çıkanları, hiç düşünmeden yukarıda birkaç cümleyle açıklamaya çalıştığım romanların dünyasına dahil edebiliriz. ‘Yalnızlık Gittiğin Yoldan Gelir’, ‘Bir Sen Yakınsın Uzakta Kalınca’, ‘Annemin Öğretemediği Şarkılar’, ‘Bizans Sultanı’… hep bu türden bir duyarlılığın yoğurduğu romanlar olarak karşımıza çıkar.

Bu yazının yazılmasına sebep olan ise yine yukarıda çerçeve çizmeye çalıştığım detaylardan ve üzerine koyduğu yeni bağlamlardan doğan yeni bir Selçuk Altun romanı: ‘Ayrılık Çeşmesi Sokağı’.

Bilen bilir; Ayrılık Çeşmesi Sokağı, Kadıköy’ün Yeldeğirmeni semtindedir. Sokağın bir yanında muhteşem işçilikleri sayesinde göz alan mezar taşlarıyla Arap Mezarlığı, diğer yanında ise şimdi rengârenk boyanmış eski konaklar vardır. Görünüşüyle hiçbir aracın geçmediği sakin mi sakin bir huzur yolunu andırır. Sokak, ismini ise çok uzun süredir kalıntıları duran fakat yakın zaman önce restore edilen bir çeşmeden alır. Rivayet o ki bu çeşme Osmanlı ordusunun uzun Doğu seferlerine çıkmadan önceki ayrılma, askerlerin sevdikleri ve aileleriyle vedalaşma noktasıdır. Tam da bu nedenle adı Ayrılık Çeşmesi’dir. Sokak ise bu hikâyeyle birlikte her geçişte, bu konaklarda öncesinde kimlerin, ne hayatlar sürdüğünü düşündürür.

II. Mahmut dönemine dek uzanıyoruz

Selçuk Altun da yeni romanında, bu sokağı ziyaret eden, ona komşu olan herkesin düşündüklerinin yanıtını vermek istercesine bir hikâyeyle çıkmış okurlarının karşısına. Romanın başkahramanı Ziya Adlan ile bu
sokaktaki eski bir konaktan çıkıp II. Mahmut dönemine, oradan Avrupa’nın önemli başkentlerinden biri olan Cenevre’ye, sonra Lyon’a, Bordeaux’ya kadar uzanıyoruz. Aynı şekilde İstanbul’daki unutulmuş semtler arasında da bir safari bekliyor okurları ayrıca.

Ziya Adlan’ın kırk yıldır akademisyen olarak çalıştığı Cenevre’den dönüp, Ayrılık Çeşmesi Sokağı’ndaki babadan kalma bakımsız konağa yerleşmesiyle başlıyor hikâye. Adlan’ın tek özelliği, sadece emekliliğini hak etmiş ve ömrünün sonlarına yaklaşmış bir akademisyen olması değildir. Kendisi aynı zamanda bir Osmanlı hanedan mensubudur. Türkiye’ye ölmek için gelmiş bir hâli var gibidir ancak derin bir hesaplaşma ve hesap kesme için buraya geldiğini roman ilerledikçe, Adlan hayatını koca bir monologla, uzun bir tiratla bakıcısına açtığında öğrenmeye başlayacağız.

Bakıcısı ise çok başarılı bir doktora öğrencisi olan Artvin. Artvin’in hayattaki en büyük tutkusu saksafon çalmaktır ve bu uğurda epey yol da kat etmiştir. Sahne alır, aldığı sahnelerin yıldızı olur, adını iyiden iyiye duyurur. Fakat tanımadığı bir adam sol elinin iki parmağını kestirir ve bu olay onun hayatına damgasını vurur. Parmaklarından dolayı saksafon çalamaz artık. Artvin’in yeni görevi Ziya Adlan’ın bakıcılığıdır.

“Hayat romanlardan daha tuhaf”

“Hayat romanlardan daha tuhaf,” demişti Selçuk Altun bir söyleşimizde. İşte böyle iki tuhaf hayatın bir romanın sayfaları arasında buluşmasıyla anlatmaya başlıyor hikâye derdini. Romanın iki ana karakterini buluşturan sırlar ise pek çok perdeyle örtülmüş yazar tarafından. O sırra okurunu ulaştırmak için perdeler yine yazar tarafından usul usul kaldırılıyor. Gizem perdeleri aralanırken de pek çok tarihî olayın, gerçek kişiliğin, sanat eserlerinin harmanına sarılıyor hikâye. Ortaya da artık Selçuk Altun’un üslubu diyebileceğimiz, gerçek ile kurmacanın birlikteliğinden doğan bir başka gerçeklik çıkıyor.

Bu üslup üzerinde biraz daha durmakta yarar var. Bilgi ile şiirin, gerçek ile kurmacanın, tarih ile bugünün, sanat ile hayatın bir araya gelmesinden doğan, dolayısıyla meselenin anlatıcı boyutunu da bu çok seslilikle şekillendiren bir üslup Selçuk Altun’unki. Bazen bir vakanüvis konuşuyor sayfaların arasında, bazen bir sanat tarihçisi, bazen bir şair, nihayetinde bir romancı. Fakat konuşan her kim olursa olsun Selçuk Altun romanlarında, özellikle de yayımlanan son iki romanı ‘Ardıç Ağacının Altında’da ve ‘Ayrılık Çeşmesi Sokağı’nda, kurmaca içinden gerçeklikle sıkı bağlar kurarak ilerliyor. Bu da romanların aynı zamanda koca bir bilgi topu hâlini almasını sağlıyor.

Yayımlanan son iki roman özelinde üzerinde durulması gereken bir başka mesele ise bunların, çağlayarak akan bir nehir gibi uzayıp giden monologlardan oluşan ömür dökümleri olması. Tıpkı ‘Ardıç Ağacının Altında’ gibi ‘Ayrılık Çeşmesi Sokağı’ da bir ömür dökümü. Bu anlamda birbiriyle yakın kan bağına sahip iki roman bunlar. ‘Ayrılık Çeşmesi Sokağı’ ve ‘Ardıç Ağacının Altında’ art arda güzel bir okuma deneyimi yaşatacaktır.

Ayrılık Çeşmesi Sokağı / Selçuk Altun / Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları / Roman / 148 Sayfa

Raftakiler 4 Eylül 2020

Sahtekâr Javier Cercas Çeviren: Gökhan Aksay Everest Yayınları Roman 440 Sayfa “Sınırın Yasaları”, “Saplantı” ve “Kiracı” romanlarıyla tanıdığımız, çağdaş dünya edebiyatının usta kalemlerinden Javier Cercas; Sahtekâr’da, İkinci Dünya Savaşı sırasında Nazilerin toplama kampında kaldığını, ...

Henüz 29 yaşında dünyanın en prestijli edebiyat ödülünü kazandı!

Her yıl, Dünya edebiyatının İngilizceye çevrilen en iyi eserlerine verilen Uluslararası Booker Ödülü’nün 2020 yılı kazananı geçtiğimiz günlerde belli oldu. Marieke Lucas Rijneveld, ilk romanı “The Discomfort of Evening” ile Uluslararası Booker Ödülü’nü kazanan en genç yazar ...

Bu hafta kaçırmayın 4 Eylül 2020

4 EYLÜL CUMA 13.00 SERGİ Alexis Gritchenko: İstanbul Yılları Meşher, tekrar kapılarını açan bu sergisinde 1919-1921 yılları arasında Moskova’dan kaçıp İstanbul’a sığınan usta bir ressam, sanat eleştirmeni ve yazar Alexis Gritchenko’nun İstanbul günlerine odaklanıyor. Gritchenko’nun kariyerinde ...