Futbolun tabutuna bir çivi daha çakıldı

CAN DURUKAN

İspanyolca dilinin büyük yazarı Gabriel Garcia Marquez’in Türkçeye nedense ‘Kırmızı Pazartesi’ diye çevrilen ünlü romanının gerçek adı, ‘Önceden Haber Verilmiş Bir Cinayetin Güncesi’dir.

Marquez, bu kısacık romanında, işleneceğini herkesin bildiği bir cinayetin öyküsünü yazar. Zaten daha ilk cümlede kimin ne zaman öldürüleceğini söyler. Romanın sihri şuradadır: Kimin öldürüleceğini, onu kimin öldüreceğini herkes bilmektedir ama cinayeti durdurmak da kimsenin aklına gelmez; her şey herkesin gözü önünde ve bilgisi dahilinde olur.

Türk futbolunun durumu da tam bu romana benziyor. Ülkemizde futbol hepimizin gözünün önünde sona eriyor ve bu gidişi durdurmak, terse çevirmek için kimse elini kıpırdatmıyor.

Daha önce burada, HaftalıkGazete’de dört büyük kulübümüzün mali durumlarını yazdım. Bakın bu yıl Trabzonspor UEFA’dan ceza aldı, Avrupa’ya gidemiyor. Daha önce aynı türden cezayı Beşiktaş da almıştı.

Bu hafta içinde Türkiye Futbol Federasyonu açıkladı; halka açık olduğu için mali tablolarını kısmen de olsa görebildiğimiz 4 büyük kulübümüzün, yani Fenerbahçe, Galatasaray, Beşiktaş ve Trabzonspor’un 2010 yılında toplam borcu 329 milyon liraydı. O yıl ortalama avro kurunu yuvarlak hesap 2 lira kabul etsek; 165 milyon avro borç vardı toplam.

Borçlar avro bazında 5.5 kat artmış

Federasyonun verdiği bilgiye göre aynı 4 kulübün borcu 2019 yılına geldiğinde 17.5 kat artmış ve 5.8 milyar liraya ulaşmıştı. 2019 ortalama avro kurunu 6.35 kabul etsek, 913 milyon avro gibi bir rakam buluyoruz. Avro bazında 5.5 katlık bir artış demek bu.

Dünyada ve özellikle de Avrupa’da ‘Financial Fair Play’ rüzgarlarının estiği, FFP kurallarının getirildiği, Türkiye’nin de bu kurallara uymaya zorlandığı, o kurala uymadığı gerekçesiyle mesela Beşiktaş’ın Avrupa’dan men cezası aldığı bir dönem 2010-19 arası. Yani özellikle bu dört büyük kulüp yeni kurala uygun yaşamak için önlem alması gereken dönemde tam tersini yapmış, borçlandıkça borçlanmış.

Peki neden borçlanmış bu kulüpler? Onu HaftalıkGazete’nin önceki sayılarında yazdım; paralar bir takım futbolculara ve yabancı kulüplere transfer bedeli olarak ödenmiş, borca böyle girilmiş, daha doğrusu mevcut borçlar bu yolla TL bazında 17.5 kat, avro bazında 5.5 kat artmış.

Türk futbolu: Önceden haber verilmiş bir cinayetin güncesi

Haksızlık etmemek için hatırlatalım: Bu dört kulübün mali tablolarını onlar halka açık olduğu için biliyoruz. Geri kalan kulüplerle ilgili hiçbir bilgimiz yok. Ama zaman zaman Futbol Federasyonu bütün süper lig takımlarını birden hesapladığı bazı rakamlar açıkladığı için, ligimizde oynayan kulüplerin ezici çoğunluğunun ağır bir borç yükü altında olduğunu da biliyoruz.

Bu borçların taşınamaz olduğu yıllardır konuşuluyor ama kimse de kılını kıpırdatmıyor. Bir tek bir önceki federasyon döneminde, Yıldırım Demirören’in Asbaşkanı Hüsnü Güreli kendince bir kurtarma programı hazırlamıştı. Bu programa göre, federasyon bir çeşit garantör olarak kulüp borçlarını garanti edecek, buna karşılık bankalarla bir fon oluşturulup bütün borçlar bir kerede yeniden yapılandırılacak, federasyon zaman içinde bu parayı tahsil edecekti. O plan bir işe yaramadı, sonunda Nihat Özdemir federasyonu ile bankalar birliği masaya oturup bir plan üzerinde prensipte anlaştı, kulüplere de neredeyse tek tip bir borç yeniden yapılandırma anlaşması önerildi.

Türk medyası da, Türk futbolunu yönetenler de bankalarla yapılacak bu tek tip anlaşmaya yeterince yakından ve yeterince eleştirel bakmadılar. Bu tek tip anlaşmanın şartları gerçekten çok ağırdı ve anlaşmayı ciddi biçimde ve disiplinle uygulamayacak kulübe getireceği maliyet çok yüksekti. Örneğin koca koca spor kulüplerimiz bankalar tarafından yönetilen yerlere dönüşebilirdi.

Bu anlaşmayı mesela Fenerbahçe imzalamadı. İmzalamadı ama Fenerbahçe borçlarını ödemek için de bir şey yapıyor değil. Daha önce yazdım, Fenerbahçe’nin bütün nakdi-gayri nakdi varlıkları borcunu ödemeye yetmiyor.

Normal şartlarda sadece Fenerbahçe’nin değil, bütün büyük kulüplerin ve bu arada süper ligde top koşturan kulüplerin de ezici çoğunluğunun kapısına kilit vurulması, bu kulüplerin iflas masasında tasfiye sürecinde olmaları gerekiyor.

Ama burası Türkiye. 100 küsür yıllık bu dernekler, onların yerel ve ulusal siyasetle iç içe geçmiş yapıları, bu kulüplerin ifade ettiği sosyal anlam vs bir araya geliyor; o kulüplerin iflas etmesine veya kapılarına kilit vurulmasına izin vermeyen bir düzen ortaya çıkıyor.

Belki o düzen yüzünden, bankalarla yapılan son borç yapılandırma anlaşması bile bütün ciddiyetine rağmen çok ciddiye alınmadı. Pek çok kulüp, yeniden yapılandırmanın ilk iki yılındaki borç geri ödemesiz dönemi “bayram” kabul edip para harcamaya devam etti.

Şimdi, bu borç yeniden yapılandırma anlaşmasının en önemli ayağı olan ve kulüpleri mali disipline sokmayı hedefleyen “harcama limiti” meselesinden büyük kavga çıkacak gibi duruyor.

Evet, bankalarla yapılan borç yeniden yapılandırma anlaşmasının en önemli tarafı, federasyonun bir yönetmelik değişikliğine giderek bütün kulüplere, Türkiye’nin 2001’de IMF ile yaptığı anlaşmadaki gibi bütçelerinde “faiz dışı fazla verme” zorunluğu getirmesiydi.

Bu kural geçen yıl sezonun ikinci yarısında uygulandı. O zaman bile gürültüye neden oldu; Fenerbahçe ve Beşiktaş kendileri için belirlenen limitlere itiraz ettiler, daha fazla para harcamak istediler. Fenerbahçe, aslında izni olmadığı halde bir futbolcuyu transfer etti ama ona lisans alamadı; aylar sonra bir futbolcu gönderdi de o oyuncusuna lisans çıkarabildi. Yani kulüpler hala kendi mali durumlarının çok da farkında değiller sanki veya bunu umursamıyorlar.

Geçen yıl başlayan “mali limit” kuralında, belirlenen limiti yüzde 30’a kadar aşma hakkı da vardı. Yani kural aslında oldukça gevşekti. Bu yıl ise “aşma hakkı” yüzde 15’e düşürüldü. Seneye ise (eğer uygulanırsa) bir hak olmayacak.

Futbol Federasyonu’nun takımlar için harcama limitlerini açıklamasıyla birlikte ülke futbolunda bir kez daha ortalık karıştı. Açıklanan karara en büyük itiraz Fenerbahçe ve Kasımpaşa’dan geldi.

Futbol Federasyonu’nun takımlar için harcama limitlerini açıklamasıyla birlikte ülke futbolunda bir kez daha ortalık toz duman oldu.

Fenerbahçe ile Kasımpaşa, şiddetli şekilde bu harcama limitlerine itiraz ettiler. Aslında iki kulübün mali durumu bir hayli farklı ama sonuçta söyledikleri benziyor: Bu limit böyle kalacaksa ligden çekilmeyi, “havuz” sistemini bozmayı vs gündeme getiriyor iki kulüp.

Burada Kasımpaşa’nın durumu ilginç; çünkü bir özel şirket olan bu kulübün hiç borcu yok. Üstüne geçen yıl transferden elde ettiği dünya kadar para var. Ama federasyon Kasımpaşa’ya sanki bankalara borcu varmış gibi muamele etmiş, onun elde ettiği gelirin üçte ikisini yok saymış.

Bu sebeple haksızlığa uğradığını düşünen Kasımpaşa’nın bağırmak için çok sebebi var. Ama aynı şey sanki Fenerbahçe için çok geçerli değil.

Ama gelin, bu harcama limiti meselesinin ne olduğunu anlamaya çalışalım.

Federasyon, Haziran 2019 yılında yayınladığı Kulüp Lisans ve FFP Talimatı ile kulüplere bazı mali sınırlamalar getirdi. Buna göre Süper Lig kulüpleri, mali tablolarını TFF’nin ilgili kurullarına iletecek ve TFF, inceleme yaparak her kulüp için bir “harcama limiti” belirleyecekti.

Peki, nedir bu harcama limiti? Bir kere adı hatalı. Çünkü söz konusu limit “harcama limiti” değil. Bütçe limiti tarif ediliyor ama adı harcama limiti oluyor.

TFF, söz konusu limitleme ile kulüplere şunu söylüyor:

“Geçtiğimiz 3 yılın gelirlerini güncel enflasyon oranıyla değerleme yaparak ortalamasını alırım. Sonra geçtiğimiz 3 yılın giderlerini de aynı esaslarla hesaplarım. Gelirin ve giderin arasındaki fark, senin önümüzdeki sezon için bütçe limitin olur. Bu bütçe ile futbolcu maaşlarını, primlerini, teknik adam maaş ve primlerini ödersin. Menajerlik masraflarını ödersin. Kalan paranla da (eğer kalırsa) transfer yaparsın. Ve bu söz konusu limiti bu yıl en çok %15 oranında aşabilirsin. Fazlasını aşarsan seni kadro sınırlaması, transfer yasağı ve puan silmenin de içinde olduğu pek çok yaptırım bekliyor…”

Kulüpleri batıran ‘borç yapılandırma’ anlaşması

Süper Lig’de oynayan Fenerbahçe hariç neredeyse kulüplerin tamamı, 2019’da Bankalar Birliği ile mevcut borçlarını yapılandıran anlaşmalara imza attı. Bu anlaşmalar gereği, kulüplerin borçları yapılandırılacaktı. Borçlanılan ilk 2 yıl için kulüpler sadece söz konusu yapılandırmanın faizini ödeyecek, üçüncü yıldan itibaren ise ana paranın ödemesine başlanacaktı.

Kulüplerin yaptığı bu yapılandırma anlaşmalarının detaylarını bilmiyoruz. Zaten 4 büyük kulüp haricinde diğer kulüplerin mali durumları hakkında neredeyse hiç fikrimiz yok.

Mesela Beşiktaş, Fikret Orman’ın altına imza attığı anlaşma gereği, borç yapılandırmasının beşinci yılında 672 milyon TL ödemek zorunda! Trabzonspor ise aynı yıl, 631 milyon TL ödeyecek! Kulüpleri böylesi büyük borçların altına sokmak ya kulüpleri yabancı sermayeye vererek elden çıkarmayı ya da beşinci yılda yeni bir yapılandırmaya zorlamayı amaçlıyor olabilir. Üçüncü bir amaç var ise, kulüpleri ve futbolu tamamen ortadan kaldırmaktır olsa olsa…

TFF borcun garantörü

Bankalar Birliği’nin Süper Lig kulüplerinin borçlarını ödemek konusunda pek gönüllü olmadıkları gerçeğini vurgulamak gerekiyor. Çünkü kulüplerin borçlarına sadık kalacağına inanmıyorlar. Bizim kulüplerimiz genel olarak para ödemeyi sevmiyorlar.

İşte TFF’nin mali kriterleri burada devreye giriyor. Önce, bir kulübün gelirlerinin %25’inden fazlasını temlik etmesini engelleyen madde kaldırılıyor. Sonrasında Kulüp Lisans ve FFP Talimatı ile, kulüpler bankalarla masaya oturmaya zorlanıyor. Çünkü söz konusu anlaşma ile kulüplerin kasasına 250 milyon TL civarı bir nakit girişi oluyor. Kulüpler bu sıcak para ile futbolcu ve teknik adam alacaklarını ödüyorlar. Sonrasında da önümüzdeki 5 yıl boyunca bankalara olan yıllık borçları her transfer sezonunun başında mevcut bütçelerinden düşülerek harcama limitlerine uymak zorunda kalıyorlar. Yani bankanın alacağını TFF garanti ediyor!

Fenerbahçe neye itiraz ediyor?

Mevcut borçlarının yapılandırılması için Bankalar Birliği ile masaya oturmayan Fenerbahçe, sürece en başından beri itiraz ediyor.

Çünkü mevcut borçları 3 milyar TL’yi aşan sarı lacivertliler için böyle bir anlaşmanın altına imza atmak demek, kulübün iflas ettiğini kabul etmek demek. Bu da kulübe kayyum atanması, kulübün satılması gibi durumların ortaya çıkması demek.

Borçlarını yapılandırmadığı için Fenerbahçe’nin kısa vadeli borçları hanesinde aslında kulübün toplam borcu yazıyor. TFF, kendi yazdığı talimatnameye harfiyen uysa aslında Fenerbahçe’nin eksi 450 milyon TL civarında bir bütçe limiti olması gerekecek. Ancak TFF, bu garabeti öngörmüş olmalı ki söz konusu limit hesaplamasını yaparken 2 farklı yöntem kullanıp, 2 farklı sonucun ortalamasını alıyor. Bu hesaplamayı yaparken kullanılan iki hesaplama sistemi, Federasyon’un kendi cümleleriyle şu şekilde;

“1. Bir kulübün elde edeceği kesinleşmiş gelirler (naklen yayın, sponsorluk ve reklam, maç hasılatı vs gibi) ile giderler (kulüp personeli ücretleri, kiralar, seyahat vs. masraflar ile finansman giderleri) arasındaki fark hesaplanır. Bu hesaplamada, kulüplerin son 3 yılda elde ettikleri enflasyon düzeltmesi yapılmış gelirlerin ve giderlerin ortalaması kullanılmaktadır. Bu tutardan o sezona ait kredi anapara ödemeleri çıkartılır. Kalan tutar kulübün Takım Harcama Limiti’ni verir. Kısaca kulübün gelir ve gider dengesi, kulübün finansal borçlarından kaynaklanan faiz giderlerini ve anapara ödemesini karşılamalıdır.

2. Yasal grup yapısındaki dernek, derneğe bağlı tüm iştirakler ve bağlı ortaklıkların ve spor ile iştigal eden anonim şirketin tüm iştirakleri ve bağlı ortaklıklarının konsolide edilmiş finansal tabloları üzerinden hesaplama yapılmaktadır. Bu birleşik yapının toplam net geliri ile tüm yapının net borcu bulunarak, futbol faaliyet gelirinin ne kadarının takım harcamasında kullanılması gerektiği hesap edilmektedir. İkinci yöntemin geliştirilmesindeki amaç daha kapsayıcı bir finansal yapının da göz önüne alınmasıdır.”

Peki, nasıl oluyor da Fenerbahçe’nin 2019-20 sezonunun devre arasındaki harcama limitiyle 2020-21 sezonu başındaki limiti arasında neredeyse yarı yarıya bir fark olabiliyor?

İlk olarak bu farkın hatırı sayılır kısmı sapma yüzdesinin düşmesininden kaynaklı. Geri kalan fark da Fenerbahçe’nin sportif gelirlerindeki düşüş ve Ali Koç yönetiminin maaş bütçesini düşürürken, transfer bütçesi konusunda aynı mahareti göstermeyi tercih etmemesinden…

Normalde tek futbolcu bile almaması gereken sarı-lacivertli takım, Ali Koç’un gelişiyle Comolli önderliğinde transfer şov yapmıştı. İşte o şovun faturası çıkıyor.

Tabii, bunu tahminen söyleyebiliyorum. Çünkü kulüpten henüz, “TFF, bizim limitimizi hatalı hesapladı. Doğrusu budur” şeklinde bir açıklama gelmedi.

Yapılan açıklamalar, bu hesaplamaların değil, bu sistemin komple yanlış olduğu şeklinde.

Bu da dolaylı olarak şu demek oluyor; Fenerbahçe, mali durumunun ne kadar kötü olduğunu ve TFF’nin hesaplamasının doğru olduğunu kabul ediyor. Çünkü itiraz hesaba değil, sisteme yapılıyor.

60’dan 20’ye in hemen!

TFF’nin harcama limitleri belirlerken kullandığı iki yöntemden ilkinde Fenerbahçe’nin bütçe limiti eksi 500’leri zorladığı için ikinci yöntemle kulübün net gelirinden net borcu çıkarıp, futbol faaliyet gelirinin ne kadarının takım giderinde kullanılması gerektiğini belirten bir bütçe sınırı ortaya konuyor.

Fenerbahçe Aziz Yıldırım’ın son başkanlık yılında 90 milyon avroluk bir bütçeyle yılı tamamladı. Ali Koç, bunu 60 milyon avro seviyesine çekti.

TFF ise Fenerbahçe’den 20 milyon avro seviyesine inmesini istiyor. Üstelik bunu da hemen yapmasını bekliyor. Bu durumda Fenerbahçe kadrosundaki oyuncuların üçte birini sözleşmelerinden de kurtularak göndermek ve yerlerine kimseyi almadan alt yapısından çıkardığı genç çocuklarla oynamak zorunda.

Ya da kendi bildiğini yapıp, verilecek cezalara razı olacak.

Hata nerede?

TFF, bu lisanslama sistemini La Liga’dan aldı ancak arada birkaç farklılık var.

İspanya’da tüm kulüpler, mali raporlarını kendi resmi sitelerinde yayınlamak zorunda. Ne kadar gelirleri ne kadar borçları var hepsini açık açık ilan ediyorlar. Haliyle hangi kulübe ne limit verildiği de anlaşılır ve şeffaf oluyor.

Bizde ise Fenerbahçe’nin harcama limiti ile Gazişehir FK’nın harcama limiti birbirine nasıl bu kadar yakın olabilir kimse bilmiyor. Çünkü Gazişehir’in borcu nedir, alacağı nedir, geliri nedir, takım bütçesi nedir hiçbirini bilmiyoruz.

Dahası, TFF, UEFA’nın FFP ile zamana yayarak yapmaya çalıştığını yangından mal kaçırır gibi 5 yıl içinde yapmaya, kulüpleri borçlarını 5 yıl içinde tamamen sıfırlamaya zorluyor. Birileri, bankalara kulüplerin borçlarına sadık kalacakları noktasında çok kesin garantiler vermiş gibi görünüyor. Söz konusu borçlar, kulüplerin batmasına, kapılarına kilit vurulmasına sebep olsa da ödenecek gibi duruyor.

FFP kararları 2008 yılında duyuruldu ve 2013 yılında denetimler başladı. Mali kriterlerden Türk kulüplerine ilk ceza ise 2016 yılında verildi. Oysa TFF, jet hızıyla geçtiğimiz sezonun devre arasında yürürlüğe soktuğu talimatname ile 1 yıl içinde kulüpleri asla yapamayacakları şekilde küçülmeye ve denk bütçeli olmaya zorluyor.

Yüzde 40 küçülme isteniyor

Bugün Fenerbahçe, Beşiktaş ve Galatasaray kulüplerinin yıllık oyuncu giderleri ortalama 60 milyon avro. Günümüz kuruyla 480 milyon TL yapıyor. Fenerbahçe’ye verilen harcama limiti 177 milyon TL. Beşiktaş’a 298 milyon TL, Galatasaray’a ise 493 milyon TL limit veriliyor.

Fenerbahçe ve Beşiktaş’ın ağır kontratlarının tamamından kurtulması ve dahası yerine oyuncu alırken de bonservis ödememesi ayrıca çok uygun maaşlı oyunculara yönelmesi gerekiyor. O zaman dahi limitlere uymak noktasında sorun yaşamaları muhtemel. Çünkü her iki kulübün de TFF’nin dayattığı limitlere inebilmesi için neredeyse yüzde 40 oranında bir küçülmeye gitmesi gerekiyor.

TFF futbolu dinamitliyor

Bugün Fenerbahçe’nin itiraz ettiğine önümüzdeki sene başka kulüpler itiraz edecek. Biraz kendim ettim-kendim buldum dünyası ama Futbol Federasyonu’nun futbolun değil de sanki daha çok bankaların yanında durması, inanılmaz büyüklükteki borç yeniden yapılandırma operasyonunun 5 yıla sığdırılmak istenmesi, sanılandan daha çok sorunu beraberinde getiriyor.

Üstelik bu yıl 21 takıma çıkarılan ligin gelirleri düşecek, çünkü aynı parayı daha fazla kulüp paylaşacak. Kaldı ki zaten yayıncı kuruluşun da yeni bir indirim teklifi hazırlığında olduğu söyleniyor. Türkiye’de futbolun marka değeri, yükselmek bir yana dursun, tepe taklak yere çakılıyor.

TFF, kulüpleri yaşatma amacıyla yürürlüğe aldığını iddia ettiği uygulamayla ülke futbolunun dibini dinamitleyip, bütün kulüpleri yok olma tehlikesiyle yüz yüze bırakıyor.

NBA’de müthiş heyecan

Futbolda ana gündem UEFA Uluslar Ligi. Organizasyonda ilk sınavını Macaristan karşısında veren Türkiye, ikinci maçında deplasmanda Sırbistan ile karşılaşacak. A Milli takım, bu mücadelede büyük ölçüde beğenilen ancak üretici firmanın logosunun yeri nedeniyle eleştiri alan yeni formalarıyla ...

Messi, ‘gidiyorum’ dedi, bütün taşlar yerinden oynadı

80’lerin ikinci yarısının sonları… Liberya’da potansiyelli bir futbolcunun peşinden koşan yıldız avcılarından biri heyecanla Fransa’ya telefon eder. “Patron, sana bir iyi, bir de kötü haberim var” diyerek başlar söze… Karşıdaki ses soğukkanlı bir ...

Dolu dolu bir spor haftası

Müthiş maçlara sahne olan UEFA Şampiyonlar Ligi ve UEFA Avrupa Ligi’nin sona ermesinin ardından futbolda tempo biraz düştü. Menüde A Milli Takım’ın Macaristan ile oynayacağı UEFA Uluslar Ligi karşılaşması, Fransa Ligi ile Süper Lig takımlarının hazırlık maçları var. Bir de tabii Messi’nin ...