‘Genç dahi’ Eren Başbuğ’un filmi daha yeni başlıyor

Daha önce Dream Theater’la çalışmalara imza atarak sadece bizim değil dünyanın dikkatini çeken genç müzisyen Eren Başbuğ, elektronik müzik single’ı “Anomie En Mosse” ile hem geleceği resmediyor hem de gelecekte de adından söz ettireceğini ispatlıyor.

DOĞU YÜCEL

Dahi müzisyenleri anlatan biyografi filmleri vardır ya, bir çocuğun çok küçük yaşta müziğe yatkınlığının fark edilmesiyle ya da bir gencin tüm engellere rağmen hayallerinin peşinden gitmesiyle başlar…

İşte Eren Başbuğ’un müzikal yolculuğu bu iki rotayı da içeren bir hikâye. Daha dört yaşında bilgisayarda nota yazarak, yine aynı yaşta piyano eğitimi alarak müzik yapmaya başlayan Eren, daha sonra konservatuara giriyor. Ama burada o, müfredatın dışına çıkmaya çalışıyor; rock, elektronik müzik ve heavy metal de dinliyor. Özellikle progresif metal grubu Dream Theater’a duyduğu aşk, Eren’in hayatında bir kader anına neden oluyor.

19 yaşındaki Eren, Dream Theater’ın epik şarkılarından ‘Octavarium’un orkestra aranjmanını yapıyor, sonra öğretmenlerinin engellemelerine rağmen arkadaşlarını organize edip bu senfoniyi İzmir’deki Ahmet Adnan Saygun Salonu’nda icra ediyor. Bugün 1 milyona yakın izlenme sayısı elde eden bu performansın videosunu izleyenlerden biri de Dream Theater’ın keyboard virtüözü Jordan Rudess oluyor.

Derken birlikte çalışmaya başlıyor Eren Başbuğ ve Jordan Rudess. Eren onun bir eserini orkestraya uyarlıyor, ardından Dream Theater’ın bir şarkısının orkestral düzenlemesini yapıp grupla kayda giriyor, dahası Dream Theater’ın Breaking the Fourth Wall konserinde orkestranın şefliğini üstleniyor. Bu son söylediğim ve YouTube’da parça parça izlenebilecek “olay”da Eren henüz 22 yaşında!

Fütürist bir çalışma

Eren şimdi 28 yaşında, geçen zaman zarfında hep farklı projelere imza atarak bizi şaşırtmasını bildi. En son Ayumi Ueda ile Miyazaki filmlerinin şarkılarını sahneye koyduğu bir projeyle karşımıza çıkmıştı. Şimdi ise “Anomie en Masse” adını koyduğu single’la Eren’in elektronik müzik vizyonuna kulak veriyoruz. Bu iki şarkılık single New York menşeili Music Dribble Entertainment etiketiyle dijital platformlarda boy gösteriyor şimdi. Zaten röportajımız da bu plak firmasından gelen mail’le başladı.

Amerikalı bir firmadan e-mail alınca, nedense konunun Eren Başbuğ olacağını tahmin etmiştim ve yanılmadım. Berklee’deki eğitimiyle birlikte Eren evrensel bağlantılarını güçlendirmiş durumda. Yine de Eren’den elektronik müzik çalışması duyacağımı düşünmezdim, o yüzden röportaja bu konuyla başladım. Meğer Eren progresif rock’tan önce elektronik müziğe ilgiliymiş. “2000’lerin başında Massive Attack, Daft Punk, The Chemical Brothers, The Prodigy, Paul van Dyk ve The Crystal Method ile başlayan bir yolculuk; Steven Wilson’ın Bass Communion, No-Man ve IEM projeleri, Boards of Canada ve Tangerine Dream gibi gruplar ile devam ederek, bugün itibariyle; Jon Hopkins, Noisia, Ametsub, Deadmau5, Ryoji Ikeda ve Ryuichi Sakamoto & Alva Noto ikilisi gibi sanatçılara ulaştı. Dipsiz bir kuyuya Alice olarak düşmek çok keyifli,” diyor Eren. Kuyunun dibinden çıkardığı kendine özgü işin türünü sorduğumda ise “IDM/Experimental (intelligent dance music / deneysel)” olarak tanımlıyor. Aslında proje biraz geçmişe dayanıyor, Zorlu PSM Digilogue’un 2017’deki sergisi FutureTellers için istenen bir parçaymış “Anomie en Masse”. “Anomic Polarity”i ve “Anomie en Masse” parçalarını dinlerken Eren’in bir derdi, bir hikâyesi olduğunu da hissediyorsunuz.

Basın bültenindeki temadan biraz çıkıp, müziğin neresiyle neyi anlattığını anlatmasını istiyorum Eren’den. O da anlatıyor: “Gerçeklik ve illüzyon çizgisini tamamen yitirdiğimizi düşünüyorum. Gerçekliğine inandığımız çoğu bilgi, teknolojinin yeterli olabildiği kadar dijitalleştirilip, ekranlar, hoparlörler aracılığı ile, gerçekliğine dürüst ve özgün kalmasından çok daha fazla kitleye ulaşma amacı ile gerçeklikten bilinçli olarak kopartılarak bize ulaştırılıyor. Neyin gerçek olması gerektiği bize gerçeklik taklidi yapan simgeler ve bu simgelerin gerçekliğini sorguladığımızda başka simgelere referans veren bir sistemle sunuluyor. Sonucunda sürekli asıl gerçeklikten kopuk ve daha da kötüsü sürekli memnuniyetsiz ve doyumsuz insanlar haline gelerek bu sistemin çalışanları oluyoruz. İnsan hep kendi zihninin kurbanı oluyor. “Anomie en Masse”ı bu çerçeve içerisinde yaşanan bir gün olarak betimlemek istedim; uykudan uyandığımız ilk birkaç saniye zihnimizin bilincimiz açık şekilde hiç düşünmeden var olabildiği belki de birkaç saniye… Sonrasında bir karadelik gibi günlük düşünce döngüsüne giriyoruz, bu karadeliğe kapılma ânını ilk suratımıza şiddetli çarpan bas sesi olarak hayal ettim.” O bas sesiyle başlayan şarkılar, bir süre sonra sizi fütürist bir boyuta taşıyor.

İkinci parçada bir müzikal ortaklık da söz konusu, bunun hikayesini merak ediyorum. “28 Lines’ı oluşturan arkadaşım David Cardona ile Berklee’den uzun süredir arkadaşız. ‘Anomie en Masse’ı bestelediğim dönem, o da kendi elektronik single’ı ‘Implode’u bitirmek üzereydi, çıkışından önce dinleme şansım oldu. Hem sanatsal hem de teknik olarak ustalığından fazlasıyla etkilendikten sonra kendi yaptığım parçanın bir remix’ini yapmak isterse birlikte yayınlamaktan büyük mutluluk duyacağımı belirttim. ‘Anomic Polarity’ ile birlikte hikâyenin deneyiminden geçen iki insanın sunduğu iki farklı bakış açısı harika bir derinlik kattı,” diyor. Eren’i Music Dribble Entertainment ile tanıştıran da David olmuş zaten.

Evrensel projeler

Anlaşılan o ki, Eren’i karantina bile durdurabilmiş değil. Peki yakın zamanda başka projeleri var mı? Olmaz mı! “Öncelikle klavyecisi olduğum Slovenyalı progresif metal grubu Seventh Station’ın ikinci albümünün klavye kayıtları ve orkestral aranjmanları var. Çok çılgın bir albüm oldu, umuyorum bu yıl sonuna doğru yayınlanacak. Diğer yandan Çek Cumhuriyeti’nden gelen bir sipariş üzerine, şehirleri Tabor’un 600. yılı için tarihi bir Çek melodisinin altı asır sonraki halini hayal ettiğim, sekiz dakikalık senfonik orkestra ve rock grubu için bir eser yazdım. Sonbaharda gerçekleşecek bir kutlama festivali kapsamında yayınlanacak.”

Bu projeleri duyunca insan Eren’in müziğini de dinlerken yaşadığı o “vay be” hissini yeniden yaşıyor. 19 yaşında senfoni icra eden, 22 yaşında Dream Theater’la sahneye çıkan, her defasında farklı projelere imza atan bir zihin Eren. Hem türlerin üstünde hem de sınırların ötesinde bir yaratıcılığa sahip. Onu Japon bir şarkıcıyla Miyazaki şarkıları çalarken de, Slovenyalı grubuyla metal yaparken de, kendi kurduğu TRO Studios ile müzik yapımcısı misyonunu taşırken de, şimdi öğrendiğimiz gibi Çek Cumhuriyeti’nde lokal bir müzik projesinde de görebiliyoruz. Jordan Rudess boşuna onun için “vahşi bir dahi” dememiş, biz de onun kariyerini dahi müzisyenlerin biyografi filmlerine benzetirken yanılmamışız.

Anlaşılan o ki, Eren Başbuğ’un filmi daha yeni başlıyor…

Raftakiler 4 Eylül 2020

Sahtekâr Javier Cercas Çeviren: Gökhan Aksay Everest Yayınları Roman 440 Sayfa “Sınırın Yasaları”, “Saplantı” ve “Kiracı” romanlarıyla tanıdığımız, çağdaş dünya edebiyatının usta kalemlerinden Javier Cercas; Sahtekâr’da, İkinci Dünya Savaşı sırasında Nazilerin toplama kampında kaldığını, ...

Henüz 29 yaşında dünyanın en prestijli edebiyat ödülünü kazandı!

Her yıl, Dünya edebiyatının İngilizceye çevrilen en iyi eserlerine verilen Uluslararası Booker Ödülü’nün 2020 yılı kazananı geçtiğimiz günlerde belli oldu. Marieke Lucas Rijneveld, ilk romanı “The Discomfort of Evening” ile Uluslararası Booker Ödülü’nü kazanan en genç yazar ...

Bu hafta kaçırmayın 4 Eylül 2020

4 EYLÜL CUMA 13.00 SERGİ Alexis Gritchenko: İstanbul Yılları Meşher, tekrar kapılarını açan bu sergisinde 1919-1921 yılları arasında Moskova’dan kaçıp İstanbul’a sığınan usta bir ressam, sanat eleştirmeni ve yazar Alexis Gritchenko’nun İstanbul günlerine odaklanıyor. Gritchenko’nun kariyerinde ...