He-Go ile günümüz popülerliğine bir bakış

Kumbaracı50’nin üç sezon önce Yiğit Sertdemir yönetmenliğinde sahneye koyduğu He-Go; Alican Yücesoy (resimde), Ayşegül Uraz ve aynı zamanda oyunu kaleme alan Halil Babür’den oluşan üç kişilik bir oyun.

NİHAN BORA SAPMAZ

Tiyatronun büyüsü, her şeyin o an orada gerçekleşiyor olmasında saklı. Bir oyunu sahnede izlediniz izlediniz, yoksa bir daha o oyunu görme şansınız yok! Hep söylerim; sinema ya da müzik için aynı şey geçerli değil. Bir filmi vizyonda kaçırsanız bile muhakkak izlemenin bir yolunu bulursunuz. Konserler için de artık aynı şey geçerli, YouTube sayesinde birçok konser kaydına ulaşmak da pekâlâ mümkün.

Peki ya tiyatro oyunları? Onlar o sahnede oynandı ve izleyenlerin zihinlerindeki yerini aldı. Bu nedenle kaçırdığım oyunlar içimde derin bir yara halini almışken, tiyatrolar.tv benim gibilerin yüreğine deyim yerindeyse su serpti.

tiyatrolar.tv, henüz kısıtlı sayıda da olsa birçok oyunu online olarak izleme imkânı sağlıyor. Artık sahnelenmeyen ve bugünün bahsi olacak He-Go da bunlardan biri. Ben oyunu sahnede izleyebilen şanslı kitleden biriyim. Üstelik ilk defa hem fiziksel olarak hem de online izlediğim bir oyunu, iki mecradaki artı ve eksileriyle değerlendirme şansım oldu.

Son yılların en iyi zamane eleştirilerinden biri

Kumbaracı50’nin üç sezon önce Yiğit Sertdemir yönetmenliğinde sahneye koyduğu He-Go; Alican Yücesoy, Ayşegül Uraz ve aynı zamanda oyunu kaleme alan Halil Babür’den oluşan üç kişilik bir oyun. Oyun, güçlü metniyle son yılların en iyi zamane eleştirilerinden biri bence.

Milyonların izlediği son filmindeki rolüyle tanınan He-Go, asıl adıyla Çetin, yeni rolüne evinde hazırlanıyordur. Tam 11 aydır evden çıkmayan Çetin, bir yandan hayalinde -ve aynı zamanda evdeki tablonun içinde- eski eşi Saffet ile sürekli diyalog halindedir, yer yer de didişirler. Çetin, sosyal medyayı aktif olarak kullanan bir oyuncudur ve aniden 500 bininci takipçisini evine davet etmeye karar verir. “Aynen İsa’nın müritlerine davrandığı gibi hayranlarına karşı ne kadar yüce gönüllü olduğunu göstermek için” bunu yaptığını söyler.

Saffet buna karşı çıksa da, Çetin bildiğini okur ve takipçisini hızla belirledikten sonra onu evde ağırlar. Takipçi Ersin, mütevazı görünümlü, bir parça asi ama bir yandan da saygılı görünmek için çabalayan bir kenar mahalle delikanlısıdır. Ersin Çetin’i gördüğü anda heyecanlanır, fakat asıl kız kardeşinin ona hayran olduğunu söyler. Gerçek derdi ise birlikte bir fotoğraf çekilmek ve bununla çevresine hava atmaktır. Çetin buna biraz bozulsa da, belli etmez. Ersin, Çetin’in normalde selam bile vermeyeceği bir karakterdir. Birlikte ortak yönlerini bulmaya yönelik sohbet ederler, muhabbet bazen akar, bazen durur. Ersin ile Çetin arasındaki sınıfsal uçurum, yer yer Çetin’in “Biz ne zaman senli benli olduk?” cümlesiyle ortaya çıkar. Sonra Çetin kendini toparlar ve şöyle der: “Yok ki bir farkımız”…

Ersin içeriye gittiği anlarda, Çetin eski eşi ile yani tablodaki sureti ile konuşmaya devam eder. Aynı şekilde Çetin ortadan kaybolduğunda bu kez Ersin, aynı çerçeve içinde kendisini terk edip Almanya’ya giden eski sevgilisi Seda ile dertleşir. Yine hayalinde tabii… Yarı ünlü-takipçi buluşması, kısa bir süre sonra yerini gergin anlara bırakır. Ersin’i aşağıda bekleyen arkadaşları birden ortadan kaybolur, polis kapıda belirir. Ersin telaşlanır çünkü polise yakalanmaması gereken durumlar vardır. Çetin de sıfır soğukkanlı biri olarak Ersin’den daha telaşlı bir halde evde dolanır durur. Tam bu anlarda Çetin ve Ersin arasındaki zirve yapan gerginlik, ilginç bir şekilde onları eşitleyen bir konuma taşınır. Çetin’in üstten bakan tavrı yerini daha uysal bir ‘yarı ünlü’ye bırakır. Ersin’in mütevazı tavrı da yavaş yavaş yok olur ve asi ve bıçkın bir Ersin’le tanışırız.

Tüm bunlar olurken evin duvarında Çetin’in ‘Gördüm Anıtlarını’ isimli şarkısının videosu dönmeye devam eder. Ersin’in gözü ona takılır, birlikte şarkı üzerine sohbet ederler. Çetin, yeni hazırlandığı Hz. İsa rolünden bahseder Ersin’e ve bazı provaları birlikte yapmaya başlarlar. Ersin, bir yönetmen edasında Çetin’e reji verir ve haddini aşarak repliklerini bile değiştirir. Özellikle klasik müzik – arabesk müzik çatışmasında Çetin’in arabesk müziği alt kültürden görmesinin ardından oyunun sonlarına doğru ikilinin aynı arabesk şarkıyı yürekten ‘okumaları’ bize bir hayat özeti de sunar.

Alican Yücesoy ve Ayşegül Uraz oyunculuklarıyla göz dolduruyor

Halil Babür’ün her karakteri incelikle işlediği ve tüm replikler üzerine kafa yorduğu çok belli olan oyunda Babür’ün yanı sıra Alican Yücesoy ve Ayşegül Uraz, oyunculuklarıyla göz dolduruyor. Deneyimli oyuncu Yücesoy, Çetin karakterinin hezeyanlarını bize çok iyi yansıtıyor. Hepimizin yakından bildiği ve nerede görsek tanıyacağımız ‘delikanlı’ Ersin karakterini, Halil Babür öyle bir içselleştirmiş ki; tavırlar, cümleler, nidalar ancak böylesine iyi canlandırılabilirdi diyor insan. Ersin’in kimi tavırlarıyla yer yer kendimi ona üzülürken bile bulduğumu söyleyebilirim. Ayşegül Uraz’ın oyun boyunca, bir çerçeve içinden hem Saffet hem Seda rolünü aynı kostümle böylesine çarpıcı oynaması büyük alkışı hak ediyor. Lafı gediğine oturtan, lafını sakınmayan kadın karakterleri sahnede daha çok görmek istiyoruz!

Kısacası He-Go’da her oyuncunun kendine has oyunculuk kabiliyeti, bende onları bir daha bir daha izleme isteği uyandırdı. Yönetmenliği üstlenen Yiğit Sertdemir’in rejisine ise diyecek söz yok, her zamanki gibi su gibi akan bir oyun ortaya çıkmış.

Online mı salonda mı?

He-Go’yu üç yıl önce ilk oyunlarından birinde izleme şansına erişmiştim. Ayşegül’ü, sahneyi kenardan gören bir koltuktan izlememe rağmen, ekrandan izlediğim tadı alamadığımı itiraf etmeliyim. Üstelik tiyatrolar.tv oldukça iyi çekim teknikleri kullanmış. İlk izleyenler için muhtemelen çok farklı bir deneyim olacak. Zira tüm oyuncuların, yakın çekim sayesinde mimiklerini dahi görmeme ve sahneyi üç-dört farklı açıdan izleyebilmeme rağmen, beni fiziksel olarak orada olmak kadar etkilemedi maalesef. Ama oyun her türlü iyi, onu es geçmeyin. Büyük ihtimalle sahnelerde artık izleyemeyeceğiniz He-Go’yu online izlemeniz ve zihinsel arşivinize eklemenizi öneririm.

Raftakiler 4 Eylül 2020

Sahtekâr Javier Cercas Çeviren: Gökhan Aksay Everest Yayınları Roman 440 Sayfa “Sınırın Yasaları”, “Saplantı” ve “Kiracı” romanlarıyla tanıdığımız, çağdaş dünya edebiyatının usta kalemlerinden Javier Cercas; Sahtekâr’da, İkinci Dünya Savaşı sırasında Nazilerin toplama kampında kaldığını, ...

Henüz 29 yaşında dünyanın en prestijli edebiyat ödülünü kazandı!

Her yıl, Dünya edebiyatının İngilizceye çevrilen en iyi eserlerine verilen Uluslararası Booker Ödülü’nün 2020 yılı kazananı geçtiğimiz günlerde belli oldu. Marieke Lucas Rijneveld, ilk romanı “The Discomfort of Evening” ile Uluslararası Booker Ödülü’nü kazanan en genç yazar ...

Bu hafta kaçırmayın 4 Eylül 2020

4 EYLÜL CUMA 13.00 SERGİ Alexis Gritchenko: İstanbul Yılları Meşher, tekrar kapılarını açan bu sergisinde 1919-1921 yılları arasında Moskova’dan kaçıp İstanbul’a sığınan usta bir ressam, sanat eleştirmeni ve yazar Alexis Gritchenko’nun İstanbul günlerine odaklanıyor. Gritchenko’nun kariyerinde ...