Pain Of Salvation ‘anormallerin’ yanında

Hepiniz Panterlenmeye hazır olun

DOĞU YÜCEL

Neil Gaiman, bir kitabının en başında doğrudan okura seslenir, “Nasıl olduğunu bilirsin. Kitabı alırsın, ithaf sayfasını açarsın, bir de bakarsın ki yazar, kitabı yine sana değil bir başkasına ithaf etmiş. Bu kez değil ama… Bu kitabı sana ithaf ediyorum” der.

Pain of Salvation da 11. albümü “Panther”ı dinleyicisine ithaf ediyor. Tam olarak şöyle diyorlar albümün duyurusunda: “Bu albüm sizin için ya da tanıdığınız biri için. Huzursuzlar, utangaçlar, inandığı şey için mantık tanımayanlar için, dışlananlar için, açlar için, üzgünler, her gün yürüyüp bu dönemin insan türüne nasıl uyum sağlayacağını düşünenler için… Hâlâ sınıfta kıpırdamadan durmakta sorun yaşayanlar ve nasıl konuşacağını gerçekten bilmeyenler için. Hayalperestler, acımasızca meraklılar, komedyenler ve açıklanamayacak kadar kızgın olanlar için. Bu senin albümün. Çünkü sen, dostum, bir pantersin. Bayanlar, baylar, motorlarınızı çalıştırın, dünya panterlenmek üzere!”

Alın işte, bu metinle de olan oldu, Daniel Gildenlöw ve ekibi yine dinleyicisinin kalbini on ikiden vurdu. Tamam, kariyerinin başında bir gruptan bahsediyor olsak buna çok şaşıramayız ama Pain of Salvation dile kolay 1998’den beri yayımladığı 11 albümle de bunu başardı. “Panther” sadece toplum normlarına uymayanlara adanan bir albüm değil, aynı zamanda onların kendilerini Dünya’ya ilan edişine tanıklık ediyoruz burada. X-Men’deki mutantların “Biz de buradayız” diyerek Profesör X liderliğinde ortaya çıkışları gibi bir meydan okuma “Panther”.

İnsanlar aleminin panterleri

İsveçli progresif rock-metal grubu Pain of Salvation’ın vokalisti Daniel Gildenlöw “Panther”da sessizlerin sesi, uyumsuzların kükreyişi oluyor.

Peki neden panter? Bu fikir Daniel Gildenlöw’un aklına bir hayvanat bahçesi ziyaretinde gelmiş. Her ne kadar hayvanat bahçesi fikrinden tiksinse de İsveç’te hayvanların da olduğu ekolojik bir doğa parkına gitmiş Gildenlöw. Gözleri en çok panteri arıyormuş burada ama bir türlü onu görememiş. Ağaçlara, çalılara, küçük gölete, kum tepelerine, her yere bakmış. Derken panteri görmüş. Hayvan, etrafındaki tüm doğal ortama rağmen nedense oradaki kare şeklinde bir betonun üzerinde duruyormuş. “Sanki o an oraya hapis edilişini bu betonun üzerine çıkarak protesto ediyor gibiydi. ‘Bana doğal bir ortam sağladığınızı düşünüyorsunuz ama ben buna kanmıyorum’ diyordu,” diye anlatıyor Daniel o ânı. “Sonra aramızdaki cama doğru yaklaştım ve doğrudan bana baktı, bu benim gördüğüm en sakin ama aynı zamanda en keskin bakıştı. İki farklı tür arasında sessiz bir iletişim yaşandı o anda, bana ‘Evet sen benden daha güçlü bir tür olarak beni buraya tıkmış olabilirsin ama ikimiz de aramızdaki bu cam kaldırılsa hangimizin yetkili olacağını çok iyi biliyoruz!’ diyordu.”

Daniel Gildenlöw birçok enstrümanı virtüöz denilebilecek maharetle çalabiliyor, vokali ise Mike Patton’ın ilk dönemini hatırlatırcasına oktavlarla çocuk oyuncağı gibi oynayan cinsten. Yine de İsveçli müzisyenin asıl yeteneği kompozisyonlarında, ele aldığı temalarda ve bunları yoğun duygularla yansıtabilmesinde yatıyor. Çernobil hakkında siyasi ve protest bir konsept albüm yapsa bile bunu insan hikayeleriyle, kalbinize dokunan bir perspektifle yapmasını biliyor. Aslında Gildenlöw’un meslek sırrı seçtiği temanın zamanın ruhunu yakalaması ve her zaman kökünü kendi hayatına dayandırması oluyor. Uyumsuz karakterleri anlattığı “Panther”da da yine kendi hayatından esinlenmiş Gildenlöw.

Otizmli ve down sendromlu oğlu ilham kaynağı

Yola çıktığı karakterlerden biri elbette kendisi. Çocukken Daniel’a hiperaktivite teşhisi konmuş. Yerinde duramıyormuş. Bu durum ailesini, öğretmenlerini ve belki de arkadaşlarını yormuş olabilir ama onun sanatsal gelişimine epey katkıda bulunmuş. Düşünün, Pain of Salvation’ı 11 yaşında kuruyor Daniel. “Panther”a ilham veren diğer bir kişi ise Daniel’ın üçüncü çocuğu: Morris. Morris hem otizmli hem de down sendromlu bir çocuk. “Şüphesiz başa çıkılması çok zor bir durumdu ve tüm hayatımızı kökten değiştirdi. Halen daha öyle, ama sonra başka bir perspektiften baktım ve bunun gerçekten bir teşhis gerektiren bir durum olup olmadığını sorguladım. Kendimi de sorguladım, mesela turne otobüsümüz ne zaman değişse koltukların düğmelerinin, masanın yüksekliğinin değişmesine ne kadar zor adapte olduğumu hatırladım. Yıllar sonra anladım ki problem otobüsler değil; benim.”

Daniel oğluyla yaşadığı tecrübeyle birlikte farklı çocukları daha iyi gözlemleyebilmiş. Birbirinden çok farklı seyreden otizm özellikleri, obsesif kompülsif bozukluk, hiperaktivite gibi psikolojik durumlar, yetişkinlikte ve kendisinde de fark ettiği anksiyete ve impostor sendromu gibi ruh halleri benzer deneyimlere sahip insanları anlatmaya yöneltmiş Daniel’ı. Sadece bunlar da değil, belki de teşhis edilemeyen birçok durumdan dolayı toplumda kendini farklı gören, toplumsal normlara adapte olamayan, kalabalıkların içinde hayalet olan herkesi “Panter” metaforuyla “görünür” kılıyor Daniel ve ekibi. Bu sadece içerik değil, müzik de bu psikolojik spektruma eşlik ediyor. En deneysel POS albümü var karşımızda. Öyle ki plak firmaları Inside Out Records birkaç parçanın demosunu dinleyince, “biraz daha mı gitar olsa” diye mesaj atmış Daniel’a! Daniel tabii sonunda bildiğini okumuş.

Bir Şirinler göndermesiyle bitirelim yazıyı o zaman: Gerçekten bu albüme iyi kulak verirseniz panterleri etrafınızda görebilirsiniz. Ve kim bilir, belki de aynada!

Raftakiler 4 Eylül 2020

Sahtekâr Javier Cercas Çeviren: Gökhan Aksay Everest Yayınları Roman 440 Sayfa “Sınırın Yasaları”, “Saplantı” ve “Kiracı” romanlarıyla tanıdığımız, çağdaş dünya edebiyatının usta kalemlerinden Javier Cercas; Sahtekâr’da, İkinci Dünya Savaşı sırasında Nazilerin toplama kampında kaldığını, ...

Henüz 29 yaşında dünyanın en prestijli edebiyat ödülünü kazandı!

Her yıl, Dünya edebiyatının İngilizceye çevrilen en iyi eserlerine verilen Uluslararası Booker Ödülü’nün 2020 yılı kazananı geçtiğimiz günlerde belli oldu. Marieke Lucas Rijneveld, ilk romanı “The Discomfort of Evening” ile Uluslararası Booker Ödülü’nü kazanan en genç yazar ...

Bu hafta kaçırmayın 4 Eylül 2020

4 EYLÜL CUMA 13.00 SERGİ Alexis Gritchenko: İstanbul Yılları Meşher, tekrar kapılarını açan bu sergisinde 1919-1921 yılları arasında Moskova’dan kaçıp İstanbul’a sığınan usta bir ressam, sanat eleştirmeni ve yazar Alexis Gritchenko’nun İstanbul günlerine odaklanıyor. Gritchenko’nun kariyerinde ...