Art Basel sanat fuarının dijital atağı: “Online Viewing Rooms”

Her yönüyle bir sanal fuar deneyimi…

Metro Pictures: Cindy Sherman, İsimsiz, 2019, Fotoğraf, 'Dye sublimation' metal baskı, 243.8 x 285.1 (cm)

NECMİ SÖNMEZ

Uluslararası sanat piyasasına yön veren en önemli etkinliklerden biri olarak değerlendirilen Art Basel sanat fuarı, normalde haziran ayında kapılarını izleyicilere açardı. Hong Kong, Basel ve Miami kentlerinde düzenlediği sanat fuarlarıyla üç farklı kıtada sanatın güncel eğilimlerini belirleyen Art Basel, kelimenin tam anlamıyla sanat jet setinin, elitlerinin sahne aldığı bir platform olarak konuyla ilgilenen herkesin ilgisini çeken bir etkinlik.

Bu yıl salgın nedeniyle önce ilkbahardaki Art Basel Hong Kong ertelenmişti. Bunu Basel kentindeki ana fuar izledi. Ancak organizatörler sanal ortamda ziyaret edilebilecek bir fuar tasarlayarak, sanat piyasasının her şeye rağmen devam ettiğini vurgulamak amacıyla dijital bir deneye yöneldiler. Gerçi Hong Kong’taki fuar iptalinin ardından da online bir denemeye girişilmişti. Ancak Basel’deki ana fuar için geliştirilmiş olan “Online Viewing Rooms” projesi, sanat eserinin orijinalinin görülmeksizin de satın alınıp alınamayacağı; sanatçıların, galericilerin, koleksiyonerlerin, müzelerin bu duruma nasıl baktıkları hakkında önemli bilgiler veren bir niteliğe sahip.

Uluslararası sanat bağlamında “eski normal” ile “yeni normal” arasında bir ayrım yapılacaksa, “Online Viewing Rooms” bu konuda birçok yorumun, gözlemin, geleceğe dair öngörülerin tartışılabileceği bir özelliğe sahip.

Bunlara değinmeden önce sanal etkinliğin ana yapısı hakkında bilgi vermekte fayda var.

Sanal fuarın ana yapısı: ‘çılgın’ sanatsever kalabalığından uzakta…

Galerie Isabella Bortolozzi: Jos de Gruyter & Harald Thys, The Rat Woman, 2019, Heykel, Tek (Unique), 156.0 x 120.0 x 104.0 (cm)

İçinde galericilerin, sanatçıların, küratörlerin, koleksiyonerlerin olduğu bir jüri tarafından seçilmiş olan 282 galeri; ekstra bir katılım ücreti vermeden, hazırlanan internet platformunda en fazla 15 eseri gösterebilecekleri bir sunum hazırlamış. Galerilerin 4000’e yakın eseri satışa çıkardıkları sunumlar son derece yalın bir şekilde tasarlanmış.

Daha ilk tıklamada eserin fiyatı, kondisyon bilgileri ortaya çıkıyor. En hesaplısı 1.000 USD, en pahalısı ise Balthus’un 1948 tarihli “Le Poisson Rouge” eserine konulan 4,2 milyon USD, fuarın alt ve üst satış rakamlarını belirginleştiriyor.

Eğer eser satılmışsa bu hemen görülüyor. Online kayıt yaptıran herkesin ziyaret edebileceği bu internet sitesinin sadeliği, gerekli önemli bilgiyi bir çırpıda ortaya çıkarması, adeta bir panayırı andıran klasik fuar ortamından çok daha farklı.

Klasik fuarlarda bir eserin fiyatının ne olduğunu duymak için bile epeyce çaba sarf etmek, konuşmak, email adresi, kartvizit vermek gerekirdi. Bir çalışmanın tek (unique) mi, yoksa belli edisyonlarının olup olmadığı da ancak detaylı sorularla öğrenilirdi. Sanal fuarda bir çırpıda ortaya konulan bilgiler belli bir akışkanlığı, hızı ortaya çıkarıyor.

Eski fuarın dar koridorları sanat eserlerine bakmaktan çok, ne pahasına olursa olsun kendilerini ön plana çıkarmaya çalışanlarla dolu olurdu. Güncel moda tasarımlarını gururla taşıyan hanımlar, beyler öylesine çalımla yürür, etraflarına öyle tuhaf bakarlar ve duyulmadık dillerde haykırarak konuşurlardı ki, çoğu kez tuhaf bir sirk havası duyumsanırdı Basel’de.

Eğer bir şeyler yeme içmeye ihtiyaç duyarsanız, bu “sanat severlere” katlanmanızı gerektiren kuyruklarda epeyce zaman kaybederdiniz.

Internet üzerinden fuar ziyareti tamamen farklı bir tecrübenin kapılarını aralıyor. Bu da, “eski ile yeni
normal” arasındaki temsiliyet sorunuyla yakından ilgili.

‘Görünürlük’ çok iyi kurgulanmış

Her piyasada olduğu gibi, sanat piyasasında da, bilinen, ancak dile getirilmeyen özellikler vardır. Sıradan sanat eseri alıcısı ile nitelikli koleksiyoner arasındaki farklılıkları da göz önünde tutarsak, sanatın statü belirleme, ayrıcalık, farkındalılık yaratma gibi konularda ne kadar farklı açılımlara sahip olduğu ortaya çıkar. Sanat fuarlarının her şeyden önce ticari bir alışverişin ‘sahnelendiği’ alanlar olarak güven ortamı oluşturup satış olgusunu meşrulaştırmaya yönelik karakterleri hakkında fazla açıklama yapmaya gerek yok.

Buradaki en önemli konu, sanat eserinin fiyatını kimin, nasıl, hangi dinamiklerle oluşturduğudur. Galericilerin tamamen kendilerine özgü değerler sistemiyle fiyatlandırdığı eserleri sahneye çıkardıkları fuarların bir ‘arz-talep’ dengesi oluşturması için her şeyden önce kanaat önderleri olarak tanımlanan grupların bu tür alışverişlerde ön plana çıkması gerekmektedir. Sanat piyasasının son yirmi yıllık gelişimi izlendiğinde bankacıların, fon yöneticilerinin, borsa simsarlarının, emlak spekülatörlerinin, oligarkların milyon sınırını aşan alışverişleriyle kendilerine sanat destekçisi, hamisi gibi sunmaya çalışan bir üst kimlik edindikleri görülülüyor. Basel’deki fuar her zaman satış rekorlarıyla bu tür üst kimliğin şekillendiği bir yer olarak bilinegeldi.

Normal açılıştan iki gün önce başlayan VIP özel gösterimlerinde karşılaşılan manzaralar, bu fuarda ‘görünürlüğün’ çok iyi kurgulandığını ortaya çıkarırdı. Sanat eserlerinin yanında görünür olma avantajlarının ortadan kalktığı, yolculuk imkanlarının sağlık sorunları nedeniyle sekteye uğradığı bir dönemde, sanat piyasasının dijital olanakları devreye sokarak ‘sanal ortama’ doğru kayması her şeyden önce son yirmi yılda yaratılan değerler sisteminin sürdürülebilir olmasıyla yakından ilgili. Fuarın direktörü Marc Spiegler, online fuarın açılışından kısa bir süre önce The Financial Times’ta yayınlanan bir söyleşide “Sanat dünyasının geleceği dijital değildir” cümlesini kullanmıştı.

‘Fuarı’ geziyoruz…

Stevenson: Zanele Muholi, Phumula, Paris, 2019, Fotoğraf, Gümüş jelatin baskı, 70.0 x 48.0 (cm)

Bilgisayarınızın başına geçip Art Basel sayfasına girdiğinizde, kısa süren bir kayıt işleminden sonra karşınıza 282 galerinin hazırlamış olduğu online viewing parkuru çıkıyor. Sanatla profesyonel olarak ilgilenenlerin bile kendilerine sanal ortamda bir yol çizmek için zorlandıkları düşünülürse, izleyicilerin ziyaretlerini düzenlemelerinin kolay olmadığı ortaya çıkıyor.

Kişisel olarak bu gibi durumlarda yapılacak en iyi tercihin içsel olduğuna inanıyorum. Her galerinin kendisini tanıtmak için kullandığı bir resim var. Bu resme bakarak galeri sayfasını izleyip izlemeyeceğine karar verebilir izleyiciler. Bu işi biraz tesadüfe bırakmak oluyor. Ama unutmamak gerekir ki tesadüfler her zaman plana, programa göre yapılmış olan işlerden daha fazla heyecan taşırlar. Sanata ilgi duyanların da kendilerine bin bir türlü nasihat vermeye kalkan uzmanların, küratörlerin önerilerini bir tarafa bırakarak kendi yollarını tesadüflere göre çizmelerini öneriyorum.

Sanat uzmanları bize sürekli olarak bilinçle, kararla, kavramla sanata bakmamızı önerirler. Ama unutmamak gerekiyor ki, sanatın anla, heyecanla, bilmediğimiz özelliklerle bizi karşılaştıran çok etkileyici bir gücü vardır. Bu gücün Art Basel internet sayfasında sanata ilgi duyanların karşısına çıkacağına dair belli bir garanti vermek mümkün değil. Ama bence içgüdüsel eğilimlerle sanal fuar turuna çıkmakta fayda var.

Öne çıkan kimler var?

Ben de içgüdüsel bir tercihle Shanghay’lı Bank galerisinin gösterim odasından turuma başladım: https://www.artbasel.com/events/detail/12260/Brutality-Patty-ChangChen-Tianzhuo-Jin-Shan İşlerini takip ettiğim Patty Chang’ın erken dönem performans videolarını izlemek içimdeki keşif heyecanını arttırdı.

Ardından Viyanalı Barbara Wien’in temsil ettiği Nina Canell ve Vaclav Pozarek’in çalışmalarıyla ilgilendim: (https://www.artbasel.com/events/detail/12262/Art-Basel-2020-OnlineViewing-Room-June) Galerilerin kendilerini temsil ettiklerini düşündükleri ana fotoğraflardan yola çıkarak Cindy Sherman, Damián Ortega, Ed Atkins, Jos de Gruyter&Harald Thy çalışmalarına bakarak son derece keyifli zaman geçirdim. Her gösterim odasında eserlerin videolarının da olması bilmediğim birçok sanatsal olguyla karşılaşmamı sağladı.

Ardından hızımı alamayarak Galerie Chantal Carousel’in odasına girdim: (https://www.artbasel.com/events/detail/12341/Basel-Paris). Burada Mona Hatoum, Glenn Ligon, Gabriel Orozco’nun ilk bakışta ilgimi çeken çalışmalarını izlerken biraz şaşırdığımı fark ettim. Daha önce müze sergilerinde görmüş olduğum bu eserlerin birçoğunun fiyatı neredeyse çeyrek milyon dolar sınırındaydı. İşte o zaman bir sanat eserinin fiyatını ilk bakışta görmenin aslında iyi bir şey olmadığını da düşünmeye başladım.

Sanal fuarın internet tasarımı o kadar iyi hazırlanılmıştı ki, kısa bir sürede arkası arkasına KOW (https://www.artbasel.com/events/detail/12377/KOW-at-Art-Basel-2020), ShangART (https://www.artbasel.com/events/detail/12360/The-Boundariesof-the-Breathing), Wentrup (https://www.artbasel.com/events/detail/12390/WENTRUP-Art-BaselOnline-Viewing-Room-2020) galerilerini ziyaret etmekten kendimi alamadım.

İşin tuhafı bilgisayarın başına oturduğumda bir-iki saatte kalkarım diye düşünürken, farkında olmadan yaklaşık dört saat boyunca sıkılmadan gösterim odalarında gezinmenin bana daha önce farkında olmadığım bir rahatlık getirdiğini de düşündüm. Bir yanda ilginç bulduğum çalışmaları hızlıca dijital olarak kayıt altına alabiliyor, kafama takılan soruları email üzerinden ilgili kişilere yolluyordum. Bu emaillere beş dakika bile geçmeden yanıt almak ise beni şaşırttı resmen. Sanal ortamdaki bilgi akışının hızı baş döndürücüydü. Bu maillerle ilgilenirken, daha önce ilginç bulduğum için işaretlemiş olduğum kimi çalışmaların artık satışta olmadığını ancak galerilerden o sanatçının diğer çalışmaları hakkında bilgi edinebileceğime dair mesajlar da gelmeye başlayınca, online sanat fuarı gezmenin bambaşka bir görsel tecrübe olduğunu düşünmeye başladım.

Konrad Fischer Galerie: Peter Buggenhout, Mont Ventoux #27, 2017, Heykel, 112.0 x 99.0 x 95.0 (cm)

Ama farkında olmadan yorulduğumu da duyumsadım. Peter Bouggenhout, Raphaela Vogel, Tony Matelli, Zanele Muholi’ye ait çalışmalara bakarken gözlerim kapanıyordu ama ben bir türlü ziyaretimi sonlandıramıyordum. İkinci ve üçüncü ziyaretlerimde daha disiplinli olarak kendime iki saat sınırını koydum. Bu sayede gördüklerimi daha iyi kavradığımı fark ettim. Bu sayede, sadece sanatçıların ses kullanarak gerçekleştirdikleri çalışmalarının sergilendiği Rodeo’nun en ilginç projelerden birini gerçekleştirdiğini gördüm. Eskiden İstanbul’da olan Rodeo galerisinin kurucusu Silvia Kouvali, bu çalışmaları sadece müzelere hediye eden koleksiyonculara satacağını açıklayarak epeyce ilgi çekmeyi başarmıştı.

Türk koleksiyonerler kimlerin işlerini satın almış?

Art Basel Online Viewing Rooms’ta temsil edilen 282 galerinin küresel bir temsiliyet anlayışından çok Batı Avrupa ve Kuzey Amerika ağırlıklı bir sanat yorumunu ön plana çıkardığı açıkça görülüyor. Dünyanın farklı coğrafyalarına ait sanatçıların işlerinin fuarda görülmemesi belki de kendisini en açık şekilde ortaya çıkaran bir eksiklik. Türkiye’den hiçbir galerinin temsil edilmediği fuarda, Nevin Aladağ, Melike Kara gibi sanatçıların çalışmalarının yer alması üzerinde durulması gereken bir başarı. Galerilerde çalışan arkadaşlarımdan duyduğuma göre isimlerinin açıklanmasını istenmeyen Türk koleksiyoncular ise özellikle Andy Warhol, Gerhard Richter gibi sanatçıların işlerine milyon dolar sınırını aşan ödemelerle sahiplenmişler.

*Art Basel “Online Viewing Rooms”u son olarak 26 Haziran (bugün) artbasel.com’da izleyebilirsiniz.

Raftakiler 4 Eylül 2020

Sahtekâr Javier Cercas Çeviren: Gökhan Aksay Everest Yayınları Roman 440 Sayfa “Sınırın Yasaları”, “Saplantı” ve “Kiracı” romanlarıyla tanıdığımız, çağdaş dünya edebiyatının usta kalemlerinden Javier Cercas; Sahtekâr’da, İkinci Dünya Savaşı sırasında Nazilerin toplama kampında kaldığını, ...

Henüz 29 yaşında dünyanın en prestijli edebiyat ödülünü kazandı!

Her yıl, Dünya edebiyatının İngilizceye çevrilen en iyi eserlerine verilen Uluslararası Booker Ödülü’nün 2020 yılı kazananı geçtiğimiz günlerde belli oldu. Marieke Lucas Rijneveld, ilk romanı “The Discomfort of Evening” ile Uluslararası Booker Ödülü’nü kazanan en genç yazar ...

Bu hafta kaçırmayın 4 Eylül 2020

4 EYLÜL CUMA 13.00 SERGİ Alexis Gritchenko: İstanbul Yılları Meşher, tekrar kapılarını açan bu sergisinde 1919-1921 yılları arasında Moskova’dan kaçıp İstanbul’a sığınan usta bir ressam, sanat eleştirmeni ve yazar Alexis Gritchenko’nun İstanbul günlerine odaklanıyor. Gritchenko’nun kariyerinde ...