Houdini ile Freud bir dedektiflik romanında buluşursa…

Bilim kurgu, fantastik ve polisiye türünde yazan Fransız yazar Xavier Mauméjean’ı daha önce Kafka Paris’te ile tanımıştık. Yeni romanı Sahte Yüzler Topluluğu ise, New York, bilim, sanat ve gizem severler için bire bir.

ÇİLER İLHAN

1909’un New York’undayız. İllüzyonist Büyük Houdini büyük şehrin en yüksek binasında gösterisini yaparak romanı açıyor. Sonrası ünlüler geçidi: Gustav Jung’dan Nikola Tesla’ya, medya patronu William Randolph Hearst’dan gangster Monk Eastman’a, H. P. Lovecraft’a ve elbette ana kahramanlardan Freud’a…

Alakarga Yayınları, Kafka Paris’te kitabından sonra yeni bir Xavier Mauméjean romanıyla buluşturuyor Türkiyeli okuru. Sahte Yüzler Topluluğu, New York, bilim, sanat ve gizem severler için bire bir. Bilegeldiğimiz fiziksel dünyada varlık göstermiş karakterler kurguya karışmış olsa da çoğunun hayatı gerçeğine yakın bir çerçevede verilmiş. O yılların New York’unu hayal etmek oldukça zevkli, sanırım bu kitaptan sıkı bir film çıkar. Ben epey bakındım rastlayamadım, filme çekilmediyse bile belki yoldadır; Xavier Mauméjean’nın nihayetinde sinema ve tiyatro tecrübesi bol.

Fransız yazar felsefe ve din bilimleri eğitimi almış. Kitaptaki biyografiye göre bir lisede felsefe öğretmeni, Raymond Queneau, Boris Vian gibi isimlerin de vaktinde dahil olduğu sanat ve edebiyat hareketi Patafizik Koleji ve Sherlock Holmes tutkunlarını bir araya getiren Mendiants Amateurs de Madrid adlı kulübün üyesi. Daha ziyade bilimkurgu, fantastik ve polisiye türünde yazıyor, Mauméjean. Romanlarının yanı sıra öykü, deneme ve radyo tiyatrosu eserleri var. Edebiyat ve radyo oyunları alanında ödülleri bulunan yazarın yapıtları arasında en tanınmışları Lilliputia, American Gothic, Gotham ve Kafka Paris’te olarak sayılabilir.

Kahramanımız illüzyonist Harry Houdini

Sahte Yüzler Topluluğu’ndaki kahramanımız, kuzgun karası saçlı illüzyonist Harry Houdini. Appleton’dan New York’a, ayakkabı boyacılığından hırsızlığa, geniş bir çerçevede hayatını kazandığı sokaklardan yirmi altı odalı malikanesine yerleşene kadarki uzun ve çetrefilli yolda kendini (yeniden) yaratmış bir Yahudi göçmeni: “Bir şekilde, New York’ta boğulmuştu. Şehir, kendi haline bırakılmış küçük, Wisconsinli göçmeni yutmuştu. Sonra da onu yeni, daha eksiksiz bir formda geri tükürmüştü. Ehrich Weiss, Harry Houdini’ye dönüşmüştü.”

Houdini’nin yıllar içinde gangsterlerden kentin ileri gelenlerine oldukça geniş bir çevresi oluşur çünkü o, “Dünya’nın; TAMAMEN ÇIPLAK bir şekilde bağlanıp, ağzı tıkanıp, üstünde ne bir anahtar ne bir yay, tel ne de gizli başka bir aletin olmadığını görmek için baştan ayağa arandıktan sonra kelepçelerden, prangalardan, deli gömleklerinden kaçan tek illüzyonisti.” Bununla birlikte en büyük zenginliği sirkte çalışırken tanışıp evlendiği karısı Bess ve aynı zamanda asistanlığını yapan kardeşi Theo (akla Van Gogh’un Theo’sunu getiriyor).

Houdini ile Freud el ele

Kente konferans vermek üzere gelmiş Sigmund Freud ile Houdini’nin yolları nasıl kesişir peki? Geri çevirmelerine imkân verilmeyen bir “davet” almalarıyla başlar heyecan. Amerika’nın en zengin adamı, “Komodor” Cyrus Vandergraaf’ın oğlu Stuart kayıptır ve “sanatı kapalı bir yerden çıkmaya dayanan” Houidini ile “bilim sayesinde o kapalı yere girebilen” Freud, böylece, at pisliği ile egzoz gazının kardeş kardeşe yaşadığı, yeni takılmış trafik ışıklarına alışmaya çalışan New Yorkluların arasında lüks otel odalarından limanlara, kenar mahallelerden akıl hastanelerine ipucu bulmak için birlikte didinir.

Freud işin içinde olduğu için elbette bu, sıradan bir kayıp vakası olmayacaktır. Pek çok kişinin o günlerde sapkınlık olarak nitelendirdiği “Freudyen” anne-oğul, baba-oğul bilinçaltı ilişkileri göz önüne alınırsa -ki alınmalıdır, Freud bu sebeple kayıp vakasının iki dedektifinden biri olarak davet edilmiştir- durum oldukça çetrefillidir. İşin içine bugünkünden pek de farklı olmayan para ve güç ilişkileri de girer; politikacıları besleyip seçtiren iş insanları, polis teşkilatıyla bazen sırt sırta bazen karşı karşıya duran mafya, karmakarışık, kirli bir sosyal ağ. Yani, “…Yukarı mertebelerdeki tüm bu riyakârlar, bu sahte yüzler topluluğu!”, iyinin kötüsü Demokratları destekleyen gangster Monk’un söylediği gibi.

Sürükleyici bir dedektiflik romanı

Kitaba adını veren sahte yüzler topluluğu gizemli bir topluluk: “Eskiden, Manhattan ve çevresindeki adaların İrokualar’a ait olduğu zamanlar, burada bir tür büyü yaparlarmış. Belli geceler, şifacılar, ruhları çağırmak için henüz kesilmemiş bir ağaçtan oyulmuş maskeler takarlarmış. Bu grubun üyeleri erkekmiş fakat maskelerin koruyucusu her zaman bir kadın olurmuş. Onlara Sahte Yüzler Topluluğu derlermiş.” Bu topluluk var olmasa bile kitapta bahsi geçen bir diğer grup, Dört Yüz, gerçek: Leydi Astor’un (Caroline Schermerhorn) 19. yüzyıl sonlarında her yıl düzenlediği baloya davet ettiği kişi sayısı kadar soylu ve bir avuç yeni zengin. Kaçarı yok; nereye adım atsak altından altın veya dolar çıkacak.

Kitap sürükleyici bir dedektiflik romanı. Birisi kayıp ve onu bulmaya çalışıyoruz. Ama asıl hikâye, kısık ateşte pişen leziz bir Türk kahvesi gibi yavaş yavaş ele verecek kendini. Kayıp biri daha var, daha zorlu bir vaka: Houdini vakası. Her numarasının sonunda yeniden doğmaya çalışan sihirbaz, Freud’un “purosu bitene kadar” yapıverdiği analiz sayesinde kendini hapsettiği o yerden kaçabilecek mi? Gösterilerinde içine girdiği sandıklardan hünerle çıkarken zihin sandığına gömdüğü o gerçekle yüzleşebilecek mi? Asıl soru bu. Zaten ilki daha basit; sırlar ortaya dökülse, suçlular ortaya çıksa bile kötü adamlar birbirini kollar. 21. yüzyılın “adalet” sisteminde suçun cezası banka hesabıyla ters orantılı, hele bugünlerde protestoların yeri göğü inlettiği Amerika’da. Tam da bu sebepten…

Sahte Yüzler Topluluğu/ Xavier Mauméjean/ Çeviren: Özlem Altun/ Alakarga Yayınları/ Roman/ 264 Sayfa

Raftakiler 4 Eylül 2020

Sahtekâr Javier Cercas Çeviren: Gökhan Aksay Everest Yayınları Roman 440 Sayfa “Sınırın Yasaları”, “Saplantı” ve “Kiracı” romanlarıyla tanıdığımız, çağdaş dünya edebiyatının usta kalemlerinden Javier Cercas; Sahtekâr’da, İkinci Dünya Savaşı sırasında Nazilerin toplama kampında kaldığını, ...

Henüz 29 yaşında dünyanın en prestijli edebiyat ödülünü kazandı!

Her yıl, Dünya edebiyatının İngilizceye çevrilen en iyi eserlerine verilen Uluslararası Booker Ödülü’nün 2020 yılı kazananı geçtiğimiz günlerde belli oldu. Marieke Lucas Rijneveld, ilk romanı “The Discomfort of Evening” ile Uluslararası Booker Ödülü’nü kazanan en genç yazar ...

Murakami ile kendimizi ‘akışa bırakıyoruz’…

Haruki Murakami ile ilişkim onun kitapları gibi. Sıradan mı, büyülü mü? Heyecanlı mı, tekdüze mi? Var mı, yok mu? İkircikli. Murakami’nin katıksız hayranları, sadece bazı kitaplarını sevenler, önce sevip sonra sevmeyenler, hangi kategoriye girerse girsin her okurunun en azından üstünde ...