Marvel filmleri varken onların ikinci sınıf kopyalarını ne yapayım?

İşte yine bir süper kahraman filmi: “Project Power”

ALİ ARIKAN

Netflix, işi artık iyice otomatiğe bağladı. Salgın sürecinde süper kahramanlı, sisteme başkaldıran polisli, büyümüş de küçülmüş zenci çocuklu elli film izledim gibi geliyor bana. Ya gerçekten böyle bir furya var, ya da artık bu filmler iyice birbirlerine girmeye başladı. Daha önce de yazmıştım; Netflix, usta yönetmenlerin platform için çektikleri filmlere neredeyse hiç karışmıyor, burası takdire şayan. Ama işte orta ölçekli, eskinin “televizyon filmi” diyeceğimiz yapımlarında, yaratıcı bir grup insan değil de algoritma tarafından yapılmış gibi bir hava var. İşte bu robotik filmlerin en sonuncusu, geçen cuma platforma eklenen; “Project Power”…

Tabii Netflix’e de çok yüklenmemek lazım bu konuda. Filmin başından itibaren her karakterin artık vurdulu kırdılı filmlerde klişeleşmiş bir görevi var. Hollywood senaryoları mekanik bir şekilde üç perdeye bölünür genelde, bu üç perdede de karakterlerin hissiyat ve motivasyon bakımından nereden başlayıp nereye gidecekleri bellidir.

Charlie Kaufman’ın “Adaptation”da epey kafa bulduğu bu düzen, “Project Power”da tekdüze bir şekilde tıkır tıkır işliyor. Daha on beş yıl önce bile beyazperdede nadiren gördüğümüz süper kahraman filmlerinden artık neredeyse her hafta yeni bir tanesi çıkıyor, televizyonlar süper kahraman dizilerinden geçilmiyor. Durum böyle olunca artık ilgi çekebilmek için bu tür yapımların farklı, muzip şeyler yapması lazım. Marvel filmleri varken onların ikinci sınıf kopyalarını ne yapayım?

Kullananlara beş dakikalığına süper güçler bahşeden hap

Karakterleri geçtim, hikâyenin kendisinde zaten bir bayatlık var. New Orleans torbacılarının en yeni ürünü, kullananlara beş dakikalığına süper güçler bahşeden bir hap. Yalnız şöyle bir sorun var, hapı alana kadar o gücün ne olacağını kimse bilmiyor. Kurşun geçirmezlik de olabilir bu, vücut ısısını kontrol edebilme yeteneği de. Kamuflaj kabiliyeti de kazanabilir hapçı, insanüstü kuvvet de… Yalnız şöyle bir yan etkisi de var; hapı yutan gerçekten de hapı yutabilir, bir anda balon gibi patlayabilir veya yeni yeteneklerini tam olarak muhafaza edebileceği bir ortamda değilse hem kendini hem de etrafındakileri öldürebilir. Hapın piyasaya sürülmesiyle birlikte şehir cadı kazanına dönüyor, sokaklarda kaos hüküm sürüyor. 2020 yılında bu kadar kör gözüm parmağına uyuşturucu metaforu kullanmak filmin bahsettiğim bayat yönlerinden sadece biri.

Sepet sepet klişe…

Filmde üç kahramanımız var. Birincisi Art. Jamie Foxx’un oynadığı bu eski asker, güç hapları geliştirilirken kobay olarak kullanılmış. Sonra da bu işleri çeviren gizli teşkilat kızını kaçırmış (neden olduğunu tahmin etmek için mülayim olmaya gerek yok ama ben yine de yazmayayım). Diğeri Joseph Gordon-Levitt’in canlandırdığı polis memuru Frank. Suçlularla mücadele edebilmek için bu haplardan alıyor gerektiğinde, kurşun geçirmez oluyor. O da bu hapların nereden geldiğini bulmak için şehrin altını üstüne getirmekle meşgul. Bu ikisinin tanışmasını sağlayansa büyümüş de küçülmüş, altın kalpli uyuşturucu satıcısı siyah kızımız Robin (Dominique Fishback). Bu işlere sadece annesinin şeker haplarını alabilmek için bulaşmış, yoksa tek istediği kendisini müziğine verip, annesiyle birlikte bu dünyadan kaçmak. Sepet sepet klişe…

Project Power, uyuşturucu belası, Amerikan hükümeti ve CIA’in alt sınıf ve siyah vatandaşları üstünden oynadığı oyunlar, Katrina kasırgasının New Orleans ve Louisiana’ya yaptıkları gibi elle tutulur ve zor ögelere şöyle bir dokunup geçiyor. Artık amatörlük mü diyelim, samimiyetsizlik mi, yoksa bu gibi filmlerin olmazsa olmazı kiniklik mi bilmiyorum ama sonuç aynı. Şahsen ben izlerken “yemezler, beybiş” dedim.

Bu yıldızlar nasıl olmuş da böyle düşmüş?

Bir taraftan insan üzülüyor. Michael Mann’in, Christopher Nolan’in, Quentin Tarantino’nun filmlerinde oynamış bu yıldızların nasıl oldu da bu kadar düştüğünü sorgulamadan edemiyorsunuz. Hoş kimsenin kafasına silah dayamıyorlar, ‘gelip filmimde oyna’ diye. Yine de Foxx ve Gordon-Levitt’in filmi birkaç seviye yukarı çıkardıkları açık. Karakterlerine kattığı senaryo dışı küçük detaylar, mimikler, hareketler, normalde vasatın altında olacak filmi en azından vasat kılıyor. Daha önce izlemediğim (“The Deuce” dizisinde oynuyormuş ama bir milyon dizi var artık, hangi birine yetişeceğini şaşırıyor insan) Swain de gayet sempatik. İlerde iyi işler çıkaracağının müjdesini veriyor.

Filmin iki yönetmeni var, bu adamlar “Catfish” belgeseli ve birkaç yıl önceki “Nerve” adlı dandik filmde de birlikte çalışmışlardı: Henry Joost ve Arial Schulman. Film yönetmeyi 1993’te modası geçmiş heavy metal gruplarına video klip çekmekle karıştırmışlar. Garip kamera açıları, uyumsuz kurgular, nereden geldiği belli olmayan ışık oyunları filan, izlerken yoruluyor insan. İlla bir film izleyeceğim diyorsanız, başka bir sürü seçenek var. Ha, zaman geçsin, belki ortasında kestiririm bile, diyorsanız, fena olmayan bir seçim. O da işte oyunculuklardan dolayı. Onlar da olmasa bir numarası yok.

Yönetmen: Henry Joost ve Ariel Schulman Senaryo: Mattson Tomlin Oyuncular: Jamie Foxx, Joseph Gordon-Levitt, Dominique Fishback Ülke: ABD Yapım Yılı: 2020

Sinemada bir yazı burun kıvırarak geçirdikten sonra bu hafta iyi filmler var!

Bütün yaz boyunca sinemalar kapalı olduğu için yeni filmleri streaming platformlarından izledik. Yazdıklarıma şöyle bir bakınca büyük çoğunluğuna burun kıvırdığımı gördüm. Bu benim suçum değil, filmler iyi olsaydı tabii ki överdim ama heyhat: sinema için iyi bir yaz olmadı. Yine de insan her ...

Christopher Nolan’ın dev yapımı Tenet gösterimde!

Salgın süresince kapalı olan sinema salonları, dünyanın pek çok yerindeki gibi ülkemizde de tekrar açılmaya başladı. Son birkaç haftadır aylar öncesinin filmleri vizyondaydı, ilk defa geçen cuma yeni bir-iki film daha piyasaya sürüldü. Hasılat bilgilerinden anlıyoruz ki seyirci yine de evinde ...

Ekranda dünyanın dört bir yanından kadınlar var

Bu hafta Fransa’dan, Şili’den, Filipinler’den, ABD’den kadın portreleri var. Kolay bir kız: An Easy Girl  2010’da Fransa Milli Futbol Takımı’nı sarsan seks skandalının tam orta yerindeki genç kızın adı Zahia Dehar. Kendisinin Franck Ribery’ye doğum günü armağanı olarak verildiği, doğum ...