‘İstifa edip güçlendi’ denen Soylu 20 gündür tam siper

Süleyman Soylu, 13 Nisan gecesi istifası kabul edilmedikten sonra gözlerden kayboldu. Oysa bazı yorumculara göre Erdoğan’ın onun istifasını kabul etmemesi Soylu’nun Berat Albayrak ve Pelikan karşısında güçlendiğine işaretti.

HAKAN ÇELENK

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun 13 Nisan’daki istifasının ve birkaç saat sonra dönüşünün ardından siyaset piyasalarının en moda cümlesi “güçlendi” olmuştu.

Olayın üzerinden iki haftayı aşkın süre geçtikten sonra yeni durum değerlendirmesini yapmak üzere klavye başına oturmadan önce siyaset erbabını yoklama gereği hissettim. Duyduğum kelime ağız birliği etmişçesine “Sessizlik” oldu. “Soylu güçlenerek çıktı” yorumlarını sessizliğe çeviren sürecin parametrelerini ise Erdoğan’ın yönetim şeklinde okumak gerekiyor.

Erdoğan, çevresinde mutlak sadakat ister. O da yetmez sadakatin gösterilmesi gerekir. Her cümlesi “Cumhurbaşkanımızın talimatıyla…” diye başlayan siyasetçi tipini çevresinde tutar. Konu ne olursa olsun; kürtajdan dış politikaya, İstanbul’da bir park inşaatından sağlık meselelerine kadar hiçbir alanda konuşma işini, şahsi siyasetinde işine yarayacaksa partisine ya da bürokratına bırakmaz. Bugünkü tek adam liderliğinin taşlarını döşediğini, 2000’lerde, 3’üncü köprünün yerini bakanlarının açıklamasına ambargo koyunca anlamıştık..

Bu siyaset stratejisinin eseri olarak bugün kolonya dağıtımından, kredi ertelemesine kadar birçok müjdeyi Erdoğan’ın ağzından duyuyorsunuz. Vergilerle içeceğiniz acı reçeteyi ise Resmi Gazete’den okumak zorundasınız.

Soylu standart dışı AKP’li

Süleyman Soylu’ya gelirsek, standart Adalet ve Kalkınma Partisi kalıplarının dışında hareket edebildiğine sık sık tanık olduk.

Evet, Erdoğan’a sadıktı. Evet, bunu gösteren cümleleri sürekli kuruyordu ama bir temel farkı vardı. Kendisine özel bir propaganda sistematiği vardı. Demokrat Parti liderliğinden getirdiği halkla ilişkiler ağının, yeni partisinin propaganda makinesinden bağımsız işleyebildiğini 2018’de Trabzon’daki anlaşmazlık sonrası istifanın eşiğine geldiğinde görmüştük.

O gün sosyal medyada Soylu’yu destekleyen mesaj yağmuruna tanık olup şaşırmıştık. 13 Nisan gecesinde aynı mekanizmanın işlediğini görünce geçen iki yılın verdiği deneyimle artık şaşırmadık.

Sonrasında sosyal medya ağı, gönüllü katılımlarla daha da gelişti ve Soylu’yu terörle mücadele politikalarının markası haline getirdi.

Gitti ‘güçlü Soylu’, geldi sessizlik

Elbette diğer belirleyici de Soylu’nun kendi iş yapma yöntemiydi.

HDP’li belediyeler kapatılacaksa hem icraatı hem söylemiyle öne atıldı, CHP’nin politikaları PKK ve FETÖ’ye bağlanacaksa işaret fişeğini o ateşledi, terörle mücadelede karşı tarafın ölüsünü sayma işini üzerine aldı, geçen şubat mülteciler Avrupa’ya itilirken sayacın göstergesini okumayı üzerine aldı. Partinin ülke içindeki saflarını sıklaştırma politikasının sahibi gibi bir görüntü veriyordu. O politikalar MHP ile yürütülen fiili koalisyonda tutkal işlevi gördüğü için de ayrı bir önem taşıyordu.

Berat Albayrak’la Süleyman Soylu arasındaki sorunlar, yaklaşık iki yıldır konuşuluyor. Bugüne kadar sıkıntı ne itiraf edildi ne de net bir dille yalanlandı. Yukarıdaki fotoğraf ikilinin pek rastlanmayan sıcak görüntülerinden biri.

Albayrak-Soylu meselesi

Bir kurmayının öne çıkmasına Erdoğan’ın bu kadar müsaade etmesini başka bir örnekte hatırlamıyoruz. Soylu’nun elini tutmadı. Öyle ki damadı bakan Berat Albayrak’la Soylu arasında başlayan tartışmada konuya girmeyerek tarafsız bir görüntü sergilemeyi tercih etti. Buraya bir patrantez açalım; Damat Albayrak’la çatışmanın yaşandığından kuşku duymak gelinen şu aşamada çok yanlış. Kulis bilgilerini sıralamaya gerek bile yok.

Soylu’nun yükseliş döneminde Albayrak’a bağlı gazetelerin Soylu’ya karşı ketum ve zaman zaman eleştirel tavrı, omuz atmaya kadar varan görüntülerin açıklanamaması, yıllardır sorun yazılıp çizilmesine rağmen şeklen birlik beraberlik görüntüsü vermek adına bile yalanlama yapılmaması çatışmanın su götürmez kanıtlarıdır.

Gücü MHP’den mi geliyor?

Soylu’nun becerikli bir siyasetçi olarak kendisini MHP ile ittifakın bağ noktasına yerleştirmesi belki de işin sırrıydı. MHP lideri Bahçeli’nin kendisinden övgüyle söz etmesi, Soylu’nun kullanılması son derece faydalı bir enstrüman olarak Erdoğan’ın yıldızları arasına girmesi sonucunu doğurdu. Erdoğan gibi parti siyasetinde hep faydacı davranmış bir politikacı, neden ikame etmenin bedelini ödesin ki… Öyle ki geçmişte Ertuğrul Günay gibi CHP liderliğine oynamış bir ismi, Numan Kurtulmuş gibi en ağır eleştirileri kendisine sıralamış bir muhafazakarı o saiklerle partisine katmıştı. Temel Karamollaoğlu’na bile davet çıkarması, Meral Akşener’le temas araması ayrı bir konu.

Soylu’nun hakarete varan ağır sözler sarf ettikten sonra DP liderliğinden AKP’ye transferi de aynı rasyonalitenin sonucudur.

Erdoğan, siyasetine yaradığı sürece geride kalmayı da bilen bir isimdir. Katkısı olacaksa sineye çekmeyi, olanı sindirmeyi bilir.

2000’lerde askerlerle yaşanan sorunlar için o dönemde nasıl yokmuş gibi davranmıştı. Türban meselesinde nasıl geri durup ancak iktidarının 9’uncu yılında harekete geçtiğini unutmamak gerekiyor.

Abdullah Gül’le rekabetinde yıllarca cepheden taarruza geçmemesi, Ahmet Davutoğlu’nu görevden alırken bile açık kavga etmemesi akıllarda. İkisine de parti kurma aşamasında, yani en zayıf anlarında hücum etti.

Kürsüde siyaset taktiği gereği sergilediği celallenmiş görüntü, gerektiğinde duygularından tamamen arınıp gününü beklemeyi bildiğini galiba herkese unutturuyor.

İstifanın şifreleri

Şimdi Soylu’nun son durumuna gelelim. 10 Nisan gecesi hayatının hatasını yaptı. Bugün hala o geceki bulaşının 10 gün sonra yukarı doğru dalgalanan koronavirüs salgınına etkisini tartışıyoruz. Bu arada kabul etmek gerekir ki Soylu o gece elbette Beştepe’nin talimatı dışında bir işlem yapmadı. Zaten sokağa çıkma yasağına karşı olduğunu ilan etmişti. Hatta yasak talebinde bulunan CHP’nin DHKP-C ve PKK ile bir kumpas kurduğunu söyleyerek geleneksel parti politikalarıyla konunun önünü aldı. Soylu’nun sözleri elbette içinde bulunduğu günün iktidar politikasıyla uyuşuyor olmalı. Tavrın Soylu’dan bağımsız değiştirilmesini bile kendisine atılan bir kazık olarak görmek mümkün.

Ancak gece belki de aniden kafasına düşen talimatı çok kötü uyguladı. Bilgi, İçişleri Bakanlığı’nın genelgesinden önce Whatsapp’ta gazetecilere iletildiği için ilerisi gerisi belli olmadan haber yapıldı. Hazırlıksızdı. Tepkiler doğal olarak işin uygulayıcısı Soylu’ya yöneldi. Albayrak ekibiyle çatışmasından olsa gerek parti içinde sahip çıkanı da olmadı. Tek çare olarak AKP ve MHP tabanındaki prestijine tutunmak olduğunu düşünerek istifa etti.

Erdoğan neden istifayı geri çevirdi?

İstifanın Erdoğan için iki handikapı vardı. Birincisi Erdoğan güçlü imajının zedelenmemesi adına yakın çevresinden kolay kolay kelle vermez.

İkincisi ve daha önemlisi Soylu ayrılıp da konuşacak olsa bunun siyasi riski var…

Risk yarım puan için bile olsa 50-50’lik oy dengesinde çok şey fark edebilir.

Soylu’nun kendisini parti içinde yıkacağı gibi bir endişesi olduğunu düşünmek ise pek mümkün değil.

Geçmişte cumhurbaşkanlığı yetkileri bulunan parti kurucusu Gül’e yaptığını hatırlamak gerek. Önce yanını yöresini budadı, etkisiz elemana çevirdi. Davutoğlu başbakanken hükümet politikalarından bağımsız hareket etmesi de akıllarda. Dolmabahçe mutabakatı bir sabah baktık, tuzla buz olmuştu. Yarın bir de bakarsınız fiilen İçişleri Bakanlığını da yürütmeye başlamış…

Soylu’nun tabanı

Doğrudur, Soylu’yu seven ciddi bir kitle var.

Metropoll’ün Nisan anketinde AKP-MHP tabanında beğenilme oranı Erdoğan’ın sadece 5-7 puan altında çıkmış. Bu, Bahçeli’den bile yüksek bir oran. Şaşırtıcı değil.

Soylu’nun siyasette bir karşılığının olup olmadığını soranlara hep bir test yapmalarını öneriyorum. 10-13 yaş erkek çocuk gruplarından iktidardan bir siyasetçi adı söylemelerini isteyin. Ezici çoğunluğu Erdoğan, Bahçeli ve Soylu diyecektir.

Ancak o popülerlik bağımsız zemine geçtiği an duvara toslayabilir. Şu unutulmamalı: Bu anketler Soylu’nun muhafazakar-milliyetçi siyasette Erdoğan’ın alternatifi olmadığı düşünülen bir ortamda yapılıyor. Gül’ün, Davutuğlu’nun kavga çıkmadan önce muhafazakar tabandaki beğenilme oranları da benzer seviyedeydi.

O anketin dışında Soylu gündeminin Nisan’ın ikinci yarısında esamesi okunmadı. Dikkat çekmenin sakıncasını mı gördü, talimat mı aldı bilinmez; öne çıkmıyor. Yüksek perdeden konuşmuyor. Mesajlarına bakarsanız, Diyanet İşleri Başkanı’na partisinin diğer üyeleri gibi sahip çıkmak dışında iç siyasete girmiyor. O da üst perdeden değil. Bunların dışındaki mesajlar 23 Nisan kutlamaları, sosyal teşekkür mesajları, şehit taziyesi gibi protokol şartları…

Soylu’nun hatalı olduğu bir skandal sonrası istifa edip güçlenerek döndüğünü söyleyenlerin bir kez daha aynı yönde yazacak malzeme bulamadığı bir sessizlik bu. Ara sıra şunu diyenler çıkıyor: “Bakın o gece AKP cephesinden siyasiler, Soylu’yu sevmediği söylenen yazarlar bile sahip çıkan açıklamalar yaptı. Güçlenmesinin kanıtı değilse olan nedir?”

Sahip çıkılmasını Beştepe istedi

İyi, güzel deniyor da o sözler Beştepe’nin istifayı reddederken yaptığı güzellemelerin ardından geldi. İktidar cenahında her iş bir talimat ile yapılıyor. Beştepe’den önce atılsaydı ya bu destekler? Erdoğan öyle istemeseydi bir iki marjinal milliyetçi-muhafazakar dışında kimsenin konuşmaya cesareti olmazdı. Gül ve Davutoğlu’na parti içinde sahip çıkılmama sürecini burada bir kez daha hatırlayalım. Bugün ikisi de küskünlerle yola devam ediyor.

Öte yandan Soylu sessizken Erdoğan’da ise bir uyanış var. Salgının başlamasından bu yana ortada görünmemesine dikkat çekiyorduk. Salgında işlerin düzelmesinin de etkisi olabilir ama aktifleşmesinin Soylu’nun kabuğuna çekilmesi sonrasına denk gelmesi dikkat çekici. Hele CHP’li belediyelerin ekmek dağıtmasını FETÖ meselesine bağlama işini de uzun süre sonra kendisinin devraldığını düşünürsek…
O işi de Erdoğan yürütürse Soylu’nun pek bir esprisi kalmayabilir.

Albayrak’ın kazancı

AKP içi çatışmada ise Berat Albayrak cephesinin kazandığını söylemek gerekiyor. Sözün burasında “Erdoğan’ın damadı olarak kaybetmesi mümkün müydü?” sorusunu soranlara da hak verilmeli.

“Erdoğan kendisinden sonrası için partide halef olarak Soylu’yu mu, yoksa Albarak’ı mı düşünür?” sorusuna kafa yoranlar da az değil. Bu, tamamen enerji kaybı. 65 yaşında, sağlığı yerinde bir politikacı olarak Erdoğan’ın bunu düşünmesi imkansız. İlla kafasının içini okumaya çalışıyorsanız, Bilal Erdoğan’a bakın.

“Anketleri gören Erdoğan, 1-2 puan oy kaybetmemek için Soylu’yu kontrol altına almayı düşünür mü?” Evet, bu akla yakın. Tek tek oy sayan bir siyasetçidir.

Böyle giderse, Soylu’nun yumuşak şekilde pasifize olacağı bir süreci izleyeceğiz.

Bitirirken bir muhalefet şerhi düşelim: Erdoğan kendi kendine iktidardan gitmeyecek. İç bölünmelere karşı bağışık. Dar siyaset hesapları üzerine oyun kurmak enerji kaybı. Düşünülmesi gereken, yüzde 50’ye çıkmak için hangi gelecek projeksiyonu ile seçmenin karşısına çıkılacağı.

 

Konusu ve zamanını iktidarın seçtiği bir polemik başladı

Salgının yan etkisi: Kan sıkıntısı başlayabilir, sağlıkçılar bağışa çağrıldı

ABD ve Rusya yeniden nükleer savaş diliyle konuşuyor

 

İmamoğlu Kanal İstanbul’a karşı astığı afişlerden sorgulanacak

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu hakkında Kanal İstanbul projesine karşı çıkması nedeniyle soruşturma açıldığını açıkladı. İmamoğlu, konuyla ilgili kamu kaynakları kullanarak afiş astığı suçlamasıyla ilgili müfettişler tarafından ifadeye ...

Cumhurbaşkanı adaylığı yarışı CHP’de erken başladı

Bu kadar spekülasyon canımıza tak etti. Bütün amaç bizim içimizde bir tartışma yaratıp moralimizi düşürmek CHP’nin gündeminde Abdullah Gül diye bir isim olmadı, şimdi de yok, olmayacak da…” 25 Nisan 2018’de CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel, 11. Cumhurbaşkanı Abdullah ...

Yanlış zamanda yanlış politikanın bedelini ağır ödeyeceğiz

Korona virüs salgını, dünya ekonomisine bir “ani duruş” yaşattığında dünyanın dört bir yanında hükümetler, parlamentolar ve merkez bankaları hep birbirine benzer tepkiler verdi. Türkiye’de de. Merkez Bankası para basmaya başladı. Hükümet bütçe açığını düşünmez oldu. Evet ama Türkiye’nin ...