Klasik müziğin yeni harika çocuklarının çoğu Asya’dan

Decca Classics, 90 yıllık tarihinde ilk kez 12 yaşındaki bir çocukla sözleşme imzaladı. Avustralyalı-Çinli kemancı Christian Li’nin geçen ay Decca’dan ilk CD’si çıktı.

MERAL TAMER & KLASİK MÜZİK

Decca Classics, 90 yıllık tarihinde ilk kez 12 yaşındaki bir çocukla sözleşme imzaladı. Avustralyalı-Çinli kemancı Christian Li’nin geçen ay Decca’dan ilk CD’si çıktı. Hafta sonu YouTube’dan Li’yi epeyce dinledim. Arşeyle kemanının yaylarına dokunduğu anda normal çocukluktan çıkıp süperstara dönüşüyor. Decca yetkililerinin verdiği bilgiye göre keman çalmadığı zamanlarda ise meraklı cingöz bir okul çocuğuymuş. Sözleşmeyi imzalamak için Londra’ya gittiğinde ilk iş olarak King Cross’taki Harry Potter mağazasına gitmek istemiş.

Li, iki yıl önce, 10 yaşındayken, 22 yaşından küçük genç yetenekler için düzenlenen Yehudi Menuhin Uluslararası Keman Yarışması’na katılmıştı. Vivaldi’den Dört Mevsim’in Yaz bölümüyle birinciliği paylaşan Li, bu ödülün 35 yıllık tarihinde ipi göğüsleyen en küçük yetenek olmuştu. Bu parçayı Li’den YouTube’da mutlaka onu izleyerek dinleyin. Genç yaşına rağmen olgun yorumu, müzikalitesi, orkestrayla etkileşimi ve uyumu hayranlık verici. Sahnede kendine güveniyor ve birlikte çaldığı orkestraya liderlik ediyor. Dinlemenizi önerdiğim bir diğer parça da Li’nin Decca sanatçısı olarak medyaya tanıtılırken çaldığı, keman repertuarının en zor eserlerinden Antonio Bazzini’nin Dance of the Goblins‘i (Cinlerin Dansı).

6 finalistten 5’i Asya kökenli, çekik gözlü

Li’nin birinciliği paylaştığı 2018 Menuhin Yarışması’ndaki 6 finalistle çektirdiği fotoğraf. 6 finalistin 5’i Asya kökenli (Çin, Singapur, Japonya, Güney Kore), Almanya’dan katılan bile çekik gözlü. Tek istisna Brezilyalı yarışmacı –ki bu da şaşırtıcı değil.

Melbourne’da yaşayan Christian Li, Avustralya’nın üç senfoni orkestrasıyla da konserler vermiş. Decca’dan geçen ay çıkan aynı adlı CD’sinde, Fishermans Harvest Song (Güney Çin Denizi’ndeki balıkçıların tekneleri balıkla dolmuş olarak eve dönerken söyledikleri geleneksel bir halk melodisi), çağdaş Çinli besteci Li Zili tarafından klasik müziğe uyarlanmış. Li, parça seçimini “Çinli mirasımla müzik yoluyla bağlantıya geçmek istedim,” diye açıklıyor.

Son bir not: Li’nin birinciliği paylaştığı 2018 Menuhin Yarışması’ndaki 6 finalistle çektirdiği fotoğraf, beni benden aldı. Bakar mısınız? 6 finalistin 5’i Asya kökenli (Çin, Singapur, Japonya, Güney Kore), Almanya’dan katılan bile çekik gözlü. Tek istisna Brezilyalı yarışmacı –ki bu da şaşırtıcı değil.

El Sistema’dan Lang Lang’a kelebek etkisi

Japonya’yı hariç tutarsak, Asyalı ailelerin çocuklarını klasik müziğe yöneltmelerinde, özellikle dünya nüfusunun neredeyse beşte birinin yaşadığı Çin’de Lang Lang faktörünü göz ardı edemeyiz. 2008’deki Pekin Olimpiyatları’na katılımı, asırlık piyano üreticisi Steinway’in, tarihinde ilk kez onun için özel piyano üretmesi, hemen ertesinde Çin’de 40 milyon çocuğu, ailelerinin piyano eğitimi için konservatuara yazdırmaları… Steinway’in Çinli çocuklar için çok sayıda ucuz piyano üretmesi… Klasik Batı müziği eğitiminin sadece piyano değil, yaylı çalgılardan şana uzanan geniş bir yelpazede Çin’de hızla yaygınlaşması… O fotoğrafta bu rüzgarın çocukları var.

Çekik gözlü olmayan tek finalist Brezilyalı çocuğa gelince… Venezüella’da eğitimci, müzisyen ve aktivist Antonio Abreu, suç oranının yüksek olduğu yoksul mahallelerdeki çocuklar için 40 yıl önce “klasik müzikle sosyal değişim” hareketi El Sistema’yı başlatmıştı. El Sistema, 2008’de uluslararası tanınırlık kazanan, Gustavo Dudamel gibi bugün dünyanın en önde gelen orkestraları tarafından aranan bir şefin yetiştiği El Sistema, sadece Venezüella’da değil, Latin Amerika’nın, hatta dünyanın pek çok ülkesindeki çocukları klasik müzikle buluşturdu. Ülkemizde de mimar Mehmet Selim Baki ve eşinin kurdukları Barış İçin Müzik’e ilham kaynağı oldu.

Beş yaşındayken konservatuara başlamıştım

O fotoğraftaki çocuklara dakikalarca bakakalmamın özel bir nedeni var elbette. Onları görünce, birden kendimi zaman tünelinden çocukluğuma ışınlanmış buldum. Kim bilir o yarışmaya hazırlanırken, sürekli egzersiz yaparken ne kadar bunalıyorlardır? Çocukluklarını gönüllerince yaşayabiliyorlar mıdır? Hiç sanmıyorum.

Tam bir Atatürk kadını olan annem, hayatını bana vakfetmişti. Daha beş yaşındayken İstanbul Konservatuarı’nın klasik müzik bölümünde piyano eğitimim başladı. Altı yaşında da ilkokula ikinci sınıftan başlayınca, “hayatımın en ağır işçilik dönemi”ne adım atmış oldum. Sabahın köründen gece yarılarına kadar çalışırdım. Hem okulda, hem de konservatuarda üstün başarılı olmalıydım. Başka şansım yoktu. İsyankar bir çocuk değildim; çok bunalınca ağlardım. Hem okul dersleri, hem piyanoda saatlerce egzersiz, defalarca tekrar ve yine de hocam Ferdi Statzer’e beğendirememe! Çok zordu çoook…

Annemin hayali, “harika çocuk” olmamdı

Sanırım annemin hayali benim, İdil Biret ya da Suna Kan gibi “harika çocuk” yasasıyla müzik eğitimi için Avrupa’ya gönderilmemi sağlamaktı. Onlar İsmet İnönü başbakanken çıkartılan yasadan yararlanmış, yıllarca konservatuarın küçücük öğrencilerine rol model olmuşlardı.

9-10 yaşına geldiğimde harika çocuk olamayacağım anlaşıldı, ama konservatuardan mutlaka mezun olacaktım; kaçışım yoktu. Annem ortaokul ve lise için, eğitimin yarım gün olduğu Alman Lisesi’ni tercih etmişti ki öğleden sonra da konservatuara gidebileyim, piyano eğitimim aksamasın. Ve 16 yaşıma kadar da ben gece yarılarına kadar çalıştım, bu ikili eğitim de tıkır tıkır yürüdü.

Anneciğim 45 yaşında kanserden ölmeseydi, hayatımın akışı mutlaka farklı olurdu; ama o gidince piyanonun kapağını kapattım, uzun yıllar da açmadım. Mezuniyetime iki yıl kala da konservatuardan kaydımı sildirdim. Bugünse tek yapabildiğim, bütün o emekleri ve disiplini için rahmetli anneciğime minnettar olmak. O zorlu yıllar sayesinde sonraki hayatım çok zenginleşti. Hatta son derece keyif aldığım bu yazıların ilk çıkış noktası bile – şu anda idrak ediyorum ki- annem. Nurlar içinde uyuyordur…

Raftakiler 4 Eylül 2020

Sahtekâr Javier Cercas Çeviren: Gökhan Aksay Everest Yayınları Roman 440 Sayfa “Sınırın Yasaları”, “Saplantı” ve “Kiracı” romanlarıyla tanıdığımız, çağdaş dünya edebiyatının usta kalemlerinden Javier Cercas; Sahtekâr’da, İkinci Dünya Savaşı sırasında Nazilerin toplama kampında kaldığını, ...

Henüz 29 yaşında dünyanın en prestijli edebiyat ödülünü kazandı!

Her yıl, Dünya edebiyatının İngilizceye çevrilen en iyi eserlerine verilen Uluslararası Booker Ödülü’nün 2020 yılı kazananı geçtiğimiz günlerde belli oldu. Marieke Lucas Rijneveld, ilk romanı “The Discomfort of Evening” ile Uluslararası Booker Ödülü’nü kazanan en genç yazar ...

Bu hafta kaçırmayın 4 Eylül 2020

4 EYLÜL CUMA 13.00 SERGİ Alexis Gritchenko: İstanbul Yılları Meşher, tekrar kapılarını açan bu sergisinde 1919-1921 yılları arasında Moskova’dan kaçıp İstanbul’a sığınan usta bir ressam, sanat eleştirmeni ve yazar Alexis Gritchenko’nun İstanbul günlerine odaklanıyor. Gritchenko’nun kariyerinde ...