Korona olmasaydı Ai Weiwei , Puccini’yi siyasete karıştıracaktı

Çin’in dünyada en çok tanınan sanatçısı olan Ai Weiwei, Puccini’nin klasik operası Turandot'u yönetecekti ancak koronavirüs izin vermedi. Roma Operası perdelerini açtığında ilk sahnelenecek opera Turandot, geçtiğimiz yıl ise Ankara Devlet Opera ve Balesi'nce sahnelenmişti.

MERAL TAMER & KLASİK MÜZİK

Klasik müzik dünyası zor günler yaşıyor. Seyircisinin yaş ortalaması yüksek. Diyelim ki kültür-sanat kurumları sonbaharda perdelerini açtı; 2020 sonuna kadar kaç kişi cesaret edip de uçağa biner, konsere gider?

Cumartesi gecesi Metropolitan Opera için bağış toplama konseri düzenlendi. Renee Fleming’den Jonas Kaufmann’a, Diana Damrau’dan Joseph Calleja’ya birbirinden ünlü 40 opera sanatçısı, kendi evlerinden canlı bağlantılarla ünlü aryaları seslendirdiler. 12 Mart’ta kapılarını kapatan Met-Opera’nın, iptal edilen biletler nedeniyle zararı 60 milyon dolar.

Caz sanatçıları için durum daha da vahim; çünkü en ünlülerin dışında kalan geniş kesim parça başı çalışıyor. Louis Armstrong Vakfı, bu kesim için 1 milyon dolar bağışladı.

Ai Weiwei’in ilk operasıydı

Bu arada Puccini’nin klasik operası Turandot, günümüzün siyasi olaylarına karışacaktı, ama koronavirüs izin vermedi. Çin’in dünyada en çok tanınan sanatçısı Ai Weiwei, ilk kez opera yönetecekti. Temsiller, Turandot’un 1926’da ilk sahnelendiği Roma Operası’nda 25 Mart’ta başlayacaktı. Ne var ki provaların ikinci gününde İtalya’da tüm sanat faaliyetleri durduruldu.

Ai Weiwei “opera yöneteceğim hiç aklıma gelmezdi; zaten Turandot olmasaydı kabul etmezdim” diyor.

80’li yıllar… Ai Weiwei sanatçı olabilmek için beş parasız New York’ta yaşıyor; karın tokluğuna değişik gündelik işlerde çalışıyor. Arkadaşı genç koreograf Chiang Ching, 1987’de Metropolitan Opera’da Franco Zeffirelli’nin sahneye koyduğu Turandot için çağırmış onu, çünkü figüran Çinlilere ihtiyaç var. Erkek kardeşiyle birlikte darağacını sağlamlaştıran figüranlar olarak deneme çekimlerine katılmışlar.

Hong Kong krizi Turandot’ta!

33 yıl sonra yine bir Turandot, yine arkadaşı koreograf Chiang Ching; bu kez New York’ta değil Roma’da ve Ai Weiwei yönetmen koltuğunda. Sanatçılığı kadar aktivist kimliğiyle de öne çıkan Ai Weiwei, tabii ki Turandot’u günümüze adapte ediyor ve Hong Kong’da giderek derinleşen siyasi krizle bütünleşen Turandot, yepyeni bir içerik kazanıyor.

Ai Weiwei zaten ilk günden beri Hong Kong’daki protestocuların hararetli destekçisi; onları yüreklendiren demeçler veriyor. Operada kullanmak için Hong Kong’a bir video ekibi göndermiş; protestocularla söyleşiler yapmıştı. “Bu öyle bir opera olacak ki Puccini’nin 100 yıl önce bestelediği bir eser aracılığıyla bugünün kültürel ve siyasi çatışmalarını anlatacağız” diyordu. Roma Operası perdelerini açtığında ilk sahnelenecek opera. Bizler de gelişmeleri merakla takip edeceğiz.

Turandot Çinli bir prenses

Bu opera için 33 yıl önce Metropolitan Opera gibi bugün Roma Operası’nın da Çinli bir koreografla çalışmasının sebebi var elbet. Çünkü Turandot bir Çin prensesi ve olay Pekin’de geçiyor. Puccini’nin ilk ilham kaynağı, Friedrich Schiller’in “TurandotÇin Prensesi” adlı eseri olsa da, operanın ana teması 1001 Gece Masalları’ndan alınmış.

İmparatorun kızı Prenses Turandot, yıllar önce Tatar erkekler tarafından öldürülen ninesinin intikamını almak için, kendisiyle evlenmek isteyen asilzade gençlere 3 soru sorar; bilemeyenlerin de başlarını kestirir. Halk bu idamları kanıksamış, hatta törenselleştirmiştir. Bu idam törenlerinden birinde, sürgündeki Kral Timur ve oğlu Prens Calaf da izleyiciler arasındadır. Turandot’un tanrısal güzelliğinden etkilenen Calaf, ölüm riskine karşın aşkın sınır tanımazlığıyla mücadeleye katılır. Tüm soruları yanıtlayan prens, karşı oyunlarla prensesi etkilemeyi başarır ve kimliğini de açıklayarak Turandot’la evlenir.

Picasso’dan Willam Kentridge’e

Şimdi bu masalımsı öykü, Hong Kong’daki kanlı protestolarla nasıl bütünleşir diye soracak olursanız… Güçlü bir aktivist ve yaratıcı bir sanatçı olan Ai Weiwei bence mükemmel yapmıştır.
139 yıllık geçmişi olan Roma Operası’nın çağdaş sanatçılarla işbirliği konusunda köklü bir geçmişi var. Hugo Wolf’un operası Üç Köşeli Şapka’yı sahnelerken Pablo Picasso, 1968’de Sibyl’i Beklerken balesi için ise Amerikalı heykeltıraş Alexander Calder ile işbirliği yapmışlar. Mobil heykelleriyle ünlü Calder’in Roma Operası için yaptığı Work in Progress,
sanatçının bir opera için yaptığı yegane eser.

Roma Operası geçen yıl yine aynı bale için Güney Afrikalı sanatçı William Kentridge’le anlaşmış ve tek şart olarak da Sibyl’i yeniden sahnelerken Calder’in eseriyle diyalog kurmasını istemişti. Ve Sibyl’i Beklerken, Calder’inkinden 51 yıl sonra yine Calder’le Roma Operası’nda 2019 eylül
ayının yıldızıydı.

Kentridge’in sahnelediği operalar

Çok yönlü sanatçı Kentridge, son yıllarda opera yönetmenliğinde de epey aranan bir isim. Yönetmenliğini yaptığı operalar arasında Monteverdi’den Ulis’in Vatanına Dönüşü, Mozart’tan Sihirli Flüt, Alban Berg’den Lulu, Şostakoviç’ten Burun ilk aklıma gelenler… Biz 3 yıl önce Salzburg’da William Kentridge’in sahneye koyduğu ve Matthias Goerne’nin başrolde olduğu Alban Berg’in Wozzeck operasını izlemiştik. Müthiş yaratıcıydı.

Film yönetmenleri ve opera

Film yönetmelerinden opera sahneye koymayı deneyenler de oldu tabii. Çoğu pek başarılı olamadı. Sofia Coppola’nın La Traviata’sı fazla geleneksel ve klişe bulundu. Andrey Tarkovsky’nin 1983 Royal Opera House’daki Boris Godunov’u hiç beğenilmedi. Woody Allen de Puccini’den Gianni Schicchi’de çok başarısızdı.

Ferzan Özpetek, İtalya’da bu alanda belli bir başarıyı yakaladı ki La Traviata ve Aida’nın ardından geçen yıl Madam Butterfly da kendisine teslim edildi. Abbas Kiarostami de Mozart’ın Così Fan Tutte’sinde beğenilmişti.

Raftakiler 4 Eylül 2020

Sahtekâr Javier Cercas Çeviren: Gökhan Aksay Everest Yayınları Roman 440 Sayfa “Sınırın Yasaları”, “Saplantı” ve “Kiracı” romanlarıyla tanıdığımız, çağdaş dünya edebiyatının usta kalemlerinden Javier Cercas; Sahtekâr’da, İkinci Dünya Savaşı sırasında Nazilerin toplama kampında kaldığını, ...

Henüz 29 yaşında dünyanın en prestijli edebiyat ödülünü kazandı!

Her yıl, Dünya edebiyatının İngilizceye çevrilen en iyi eserlerine verilen Uluslararası Booker Ödülü’nün 2020 yılı kazananı geçtiğimiz günlerde belli oldu. Marieke Lucas Rijneveld, ilk romanı “The Discomfort of Evening” ile Uluslararası Booker Ödülü’nü kazanan en genç yazar ...

Bu hafta kaçırmayın 4 Eylül 2020

4 EYLÜL CUMA 13.00 SERGİ Alexis Gritchenko: İstanbul Yılları Meşher, tekrar kapılarını açan bu sergisinde 1919-1921 yılları arasında Moskova’dan kaçıp İstanbul’a sığınan usta bir ressam, sanat eleştirmeni ve yazar Alexis Gritchenko’nun İstanbul günlerine odaklanıyor. Gritchenko’nun kariyerinde ...