Meclis'e sunulan baro tasarısı ne getiriyor?

İktidar barosu ve avukatı, muhalefet barosu ve avukatı gibi kavramlara hazır mısınız?

HAKAN ÇELENK

İktidar partisi, çoklu baro sistemini getirecek tartışmalı yasa teklifini Meclis’e sundu. Yapılacak değişiklik hemen “çoklu baro sistemi” diye adlandırıldı; haksız bir adlandırma değil. Eğer teklif yasalaşırsa dünyada sadece Türkiye’de aynı şehirde birden fazla avukat meslek örgütü olacak; bu da başlı başına tuhaf bir durum.

Büyük olasılıkla her bir baronun siyasi görüşü farklı olacak; hatta bir bakarsınız iyice marjinal bazı siyasi görüşlerin bile baroları olmuş. Olmaz olmaz demeyin, her şey olur.

Peki bütün bu değişiklik ne uğruna yapılıyor? Temelde iki amaç var gibi duruyor:

1- Genellikle kendini Atatürkçü olarak niteleyen avukat grupları tarafından yönetilen Ankara, İstanbul, İzmir gibi şehirlerde bu egemenliği kırmak; onu kıramasa bile “çok seslilik” adı altında farklı baroların çıkmasına imkan sağlayıp tek sesi dağıtmak.

2- Bu üç şehir, Türkiye Barolar Birliği seçiminde de etkili oluyor. O etkiyi kırmak.

İstanbul, Ankara ve İzmir barolarının ortak tavrı Barolar Birliği’nin yönetimi için yıllardır belirleyici oluyordu. İktidar bu durumun haksız bir temsil sisteminin sonucu olduğunu dile getiriyor hatta Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın deyimiyle ‘faşizan’ sonuçlar doğuran sonuçlar yarattığını öne sürüyordu. Şimdi temsilde adalet iddiasıyla yola çıkıyorlar.

Baroların öncelikle bir sivil toplum kuruluşu değil yarı resmi bir meslek örgütü olduğunu unutmamak gerekiyor. Yasalarla çerçevesi çizilmiş kendine özgü bir özerklik bu. Mesleki konularda yasama, yürütme ve yargı işlevi gören kurulları barındırıyor. Kuralı koyuyor, takibini yapıyor ve disiplin işlemi uyguluyor. Türkiye’nin en okumuş serbest meslek erbabı sayabileceğimiz avukatların çatı yapılanmasından bahsediyoruz. Barolar Birliği en üst denetim organı olarak bağımsız olması gereken yargı sistemi için kritik önemde.

Tartışmanın muhalefet cephesi boyutu vahim bir manzara çiziyor. Bakış açılarını tam anlayabilmek için  bugün kağıt üzerinde özerk olan Futbol Federasyonu’nun iktidarla ilişkilerinin aynısının barolara uyarlayıp düşünmek yerinde olur. Futbol federasyonunun  siyasetle ilişkisinin barolarda da yürümesine ne dersiniz?  Soruya ‘Hayır’ yanıtı verenlerin kaygıları haklı mı değil mi, burada onu çözmeye çalışacağız.

Teklif 5 binden fazla avukata sahip illerde 2 bin avukatla baro kurulabileceğini söylüyor.  Bugün için İstanbul, Ankara ve İzmir’i ve belki bu yıl içinde 5 bini geçmesi muhtemel Antalya’yı (2020 başı itibarıyla 4 bin 757 avukat var) ilgilendiriyor.  3-4 baro deyip geçmeyin, İstanbul Barosu dünyanın hali hazırda en büyük barosu.

Avukat sayısı 5 bini geçen il barolarında 2 biner avukat bir araya gelerek yeni bir baro kurabilecek. Her baro, Türkiye Barolar Birliği’nde 4 kişi (3 delege ve başkan) ile temsil edilecek. Avukat sayısı 5 bini geçerse her 5 bin üye için baroya genel kurulda 1 delegelik eklenecek.

Barolar Birliği’nin mevcut mevzuatında ise her il barosu Barolar Birliği’ne önce 2’şer üye veriyor, 100’den sonraki her üyeleri için genel kurula 1’er temsilci gönderiyor. Genel kurul son seçimde 504 delegeden oluşuyordu. Bunların  137’si İstanbul, 52’si Ankara, 29’u İzmir barolarından gelen delegelerden oluşuyordu. Üç baronun temsil oranı yaklaşık yüzde 43’tü.

Peki yüzde 43’lük temsiliyet adil mi değil mi? Fazla mı az mı?

Mevcut sistem adaletsiz mi?

Üç dev baronun toplam üye sayısının tüm ülkedeki avukatların yaklaşık yüzde 58’ini oluşturduğunu söylemek gerekiyor.  Açıkça söylemek gerekir ki temsiliyetleri büyüklüklerine oranla düşük. Mevcut sisteme karşı çıkanlar ise üç baronun tüm delegelerinin yönetimden yana seçildiği, o nedenle diğer grupların nispi olarak da temsil edlilemediği görüşünü savunuyor. Eleştiriye yanıt olarak baro yönetimleri, seçimlerin blok değil çarşaf listeyle yapıldığını söylüyor. Çarşaf liste ile yapılan seçimler, iyi organize olunursa yönetim listelerinin delinebileceği anlamına geliyor.  Ama pek teşebbüs edilmiyor. Üç büyük ilde önde gelen grupların yüzde 50’leri bulan ezici çoğunlukla seçim kazanması bir yılgınlığa yol açıyor.

Sözün burasında tüm baro ve Barolar Birliği seçimlerinin aynen genel seçimler gibi, nispi temsil sistemine göre inşa edilmesi gibi parlak bir fikir gibi aklınıza gelebilir. Aslında o parlak fikir daha önce birçok hukukçunun aklına geldi ama iktidar hiç oralı olmadı, Meclis’e sunduğu teklifte de yakınından bile geçmedi. Çünkü mesele temsilde adalet değil.

Gelen sistem adaletli temsil mi sağlıyor?

AK Parti Grup Başkan vekili Cahit Özkan’ın Meclis’e sunduğu teklifin getireceği yeniliğin temsil adaletini sağlayıp sağlayamayacağını bir de şöyle bakalım: Teklif aynen yasalaşırsa 42 üyeli Tunceli Barosu ile 4 bin 757 üyesi Antalya Barosu’nun Barolar Birliği seçiminde oy kullanacak delege sayısı eşit olacak, yani 4 kişi. Keza 48 üyeli Ardahan Barosu ile 3 bin 757 üyeli Bursa Barosu, 71 üyeli Yozgat Barosu ile 3 bin 589 üyeli Adana Barosu da tamamen eşit olacak.

Dünyanın en büyük barosu İstanbul Barosu’nun durumu iyice vahim. Bugün 46 bin 52 olan üye sayısıyla tek bir baro halinde kalırlarsa ancak 13 delegeyle 3 Anadolu barosu kadar güçleri olabilir. Grubun içinden teorik olarak 23 baro çıkarsanız ancak 92 temsilciyle Barolar Birliği Genel Kurulu’na giderler. İstanbul’da yüzde 50’nin üstünde oy potansiyeliyle açık ara yönetime seçilen Önce İlke Çağdaş Avukatlar Grubu (o kadar açık ara kazanıyorlar ki en son iki grup halinde seçime girip rahatça ilk iki sırayı aldılar)  için tek başına baro olarak kalmak hiç mantıklı görünmüyor. Belki de dünyanın en büyük avukatlık organizasyonu olan  ‘Önce İlke Çağdaş Avukatlar’dan detaylı bir matematikle 11 baro çıkarsanız Barolar Birliği’nde 44 temsilcileri oluyor.

Muhalefet neden kaygılı?

Muhalefet, iktidarın nüfuz edemediği Barolar Birliği’ni bu yöntemle ele geçireceğini düşünüyor. Burada asıl kaygı duyulanın Barolar Birliği yönetiminin kısa vadede iktidarın eline geçmesi ihtimali olmadığının altını çizelim. Çünkü son baro eyleminde 55 baro başkanının Ankara’ya yürüdüğü,  15’inin de Anıtkabir’de iktidar yanlısı olarak suçlanmakla birlikte çoklu baroya karşı çıkan TBB Başkanı Metin Feyzioğlu ile beklediğini düşünürsek kısa vadede bir iktidar egemenliği mümkün görünmüyor. Toplamda 70 baro az ya da çok iktidara karşı tutum alıyor.

Elbette sözünü ettiğimiz ‘bugün seçim olursa’ durumu. Yasa, gelecekte avukatların baroya aidiyet tercihini meslekte var olma kaygısıyla kökten değiştirebilecek bir değişiklik yapıyor. Muhalefet, çoklu baro sisteminin kutuplaşmayı meslek örgütlerine taşıyacağı endişesini dile getiriyor. Feyzioğlu etnikçi, mezhepçi baroların kurulacağından dem vuruyor.

Bundan sonrası siyaset, Türkiye’nin toplumsal dinamikleri ve biraz niyet okumakla ilgili.  Hayat pratiğiyle ilgili öngörülere girdiğinizde, Türkiye siyasetinin doğasının yani yasaya nasıl tepki göstereceği kaygı uyandırıyor.

İstanbul’dan 5 ayrı baro çıkması 5 ayrı protokol koltuğu demek. Protokolde bakana yakın koltukta oturan baronun başkanı olmak için 2 bin avukat yeterli olabilir. Kira anlaşmazlığına düştüğünüz ev sahibinizi dava ettiğinizde karşı tarafta iktidara yakın koltukta oturan başkanın barosundan bir avukatın olduğunu gördüğünüz zaman kaygılanır mısınız?

Denebilir ki “Zaten şimdi de iktidara yakın olanlar işini bağlayabilir..” Ama üzerinde doğrudan etiket olan bir avukatın yargıyı hiç uğraşmadan etkilemesine bu düzenlemeyle imkan tanınmaz mı? Avukatın niyeti olmasa bile silsiledeki savcı ve hakimin etkilenme ihtimali yok mudur? Avukat polise, cezaevi görevlisine iktidara yakın baronun kartını gösterse, hiç kimseyi araya sokmadan,  hiç zahmetsizce nüfuz kullanmaz mı? Yoksa Türkiye’de mümkün değil midir bunlar?

Peki ev sahibinizle davanızda çok sinirlenip gözünüz dönse, fikirleriniz muhalif bile olsa karşı tarafın barosundan bir avukatı tercih eder misiniz?

“En çok dava kazanan baroyuz” diye reklam olmasa bile propaganda yapan çıkmaz mı?

Avukatlık üzerinden büyük bir para dolaşım kavşağını tutmak da yeni baro oluşumlarının cazip tarafı haline gelebilir.

İşsiz avukatlar ordusu

Meselenin bir boyutu da avukatlık mesleğinin biriken sorunları.  Atanamayan öğretmenler gibi, fiilen işsiz avukatlar ordusuyla karşı karşıyayız . 1 Ocak 2010’da resmi veriler Türkiye’de  66 bin 250 avukatın kayıtlı olduğunu gösteriyordu. Türkiye Barolar Birliği’nin rakamlarına göre Türkiye’de 2019 sonu itibarıyla 127 bin 691 avukat bulunuyor.  Sayı sadece 10 yılda ikiye katlandı.

Türkiye’de ve KKTC’de toplam 89 hukuk fakültesi bulunuyor. İstanbul Baro Başkanı Mehmet Durakoğlu’nun yaptığı tahmine göre  2024 yılında 220 bin avukat olacak.

Meslekte ekmek aslanın ağzında. Sonunda konu ekmek parası meselesine bağlanabilir.  İşsiz avukatlar ordusunun mensupları, çoklu baro sisteminde kendilerine kolay yoldan iş alma fırsatı vaat eden baroyu tercih edebilir. Bugün yasayı Meclis’e indiren iktidarın bu tercih meselesine kafa yormamış olması mümkün müdür?

Geçmişte kamuda iktidar yanlısı sendikaların bürokrasinin yapısı bile değişmeden nasıl hızla iktidar yanlısı hale geldiğini hatırlamak gerekiyor.

Yaşadığımız sarsıntı, ekonomik değil siyasi

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan Mayıs 2018’de İngiliz Bloomberg televizyonuna Londra’da verdiği mülakatta “Sebep netice ilişkisine baktığımız zaman faiz sebep enflasyon neticedir. Faiz ne kadar düşük olursa enflasyon da o kadar düşük olur” diyordu. Londra’da bulunma ...

Ak Parti’nin kadınları bir tarafta, erkekleri öteki tarafta

Türkiye, karpuz gibi ortadan ikiye bölünecek, yüksek düzeyli siyasi kutuplaşma yaşayacak konu sıkıntısı çeken bir ülke değil. Hepimiz burada yaşıyoruz; bu kutuplaşmadam hepimiz kendimizce nasibimizi alıyoruz. Ama galiba ilk kez, bu kutuplaşma, ayrışma, ikiye bölünme Ak Parti’nin kendi içinde de ...

Doğu Akdeniz ve Libya’da iki büyük geri adım

Haber ajanslarından “Türkiye Akdeniz’de Navtex ilan etti” cümlesi geldiğinde gazete ve televizyonların haber merkezleri heyecanlandı. Çoğu bu tabiri ilk kez duyuyordu, ne demekti acaba Navtex ilan etmek? Kısa sürede ne demek olduğu anlaşıldı: Türkiye, Akdeniz’de Antalya’nın Kaş ilçesine ...