Messi, ‘gidiyorum’ dedi, bütün taşlar yerinden oynadı

CAN DURUKAN

80’lerin ikinci yarısının sonları… Liberya’da potansiyelli bir futbolcunun peşinden koşan yıldız avcılarından biri heyecanla Fransa’ya telefon eder. “Patron, sana bir iyi, bir de kötü haberim var” diyerek başlar söze… Karşıdaki ses soğukkanlı bir şekilde, “Önce kötü olanı söyle” diye karşılık verir. “Patron, izlediğimiz oyuncunun maçta kolu kırıldı!” Bunun üzerine “Peki, iyi haber nedir?” diye sorar ilk sakinliği biraz dağılmış şekilde. “Oynamaya devam etti…”

Fransa’da telefonun başındaki kişi Arsene Wenger’dir. Ona Liberya’dan telefon eden kişi ise onun yıldız avcılarından biridir ve izlemeye geldiği kişi George Weah’tır.

2000 yılında Barcelona için futbolcu keşfeden menajerlerden biri olan Josep Maria Minguella da Katalan kulübüyle benzer bir konuşma gerçekleştirmişti. Fakat durum biraz daha karışıktı. Henüz 12 yaşındaki bir çocuğu izlemesi için Arjantin’e davet edilmişti. Çocuğu izlediğinde kendi ifadesine göre “onun dünyanın en iyisi olacağını” hemen anlamıştı.

Ancak bir de kötü haber vardı. Büyüme hormonlarında sıkıntı olan bu küçük çocuğun tedavi edilmesi gerekiyordu.

Barcelona kulübü, tedavi masraflarını üstlendi ve çocuğun ailesini ikna edip, Barcelona’ya yerleşmelerini sağladı.

Messi hikayesinin ilk satırı böyle yazıldı. Lionel Messi, Barcelona’nın futbol akademisinde futbol oynamaya ve bir yandan da tedavi olmaya başlamıştı. Hikayenin gerisini hepimiz biliyoruz. Ancak bugün geldiğimiz noktada Messi ile Barcelona’nın yolu ayrılmak üzere.

Bu noktaya nasıl gelindiğini anlamak için hepimizin bildiği o tanıdık hikayeye yeniden göz atmak icap ediyor. Messi, Rijkaard yönetiminde Barcelona formasıyla sahayı ilk adımladığında yeteneği ışıldayan ancak olgunlaşması gerektiği de her halinden belli olan bir yıldız adayıydı.

Barcelona, Messi’nin yürümesini sağlamıştı, koşmasına da yardım edecekti elbette. O koşu sırasında Barcelona’nın önüne geçeceği akıllarına gelmiş miydi acaba? Bir keresinde “Tek amacım Messi’yi dünyanın en iyi futbolcusu yapmaktı. O beni dünyanın en iyi antrenörü yaptı” demişti Pep Guardiola.

Messi ve Barcelona, birbirini büyütüyor

Evet, Messi Barcelona’yı büyütmüştü. Ama Barcelona da onu büyütmüştü. Bir sağ açık, kenar forvet oyuncusundan sahanın serbest oyuncusuna, tek santrforuna dönüşmüştü.

Hatta bununla da kalmamış transfere, teknik direktöre, takımın nasıl oynaması gerektiğine karar veren bir üst akla evrilmişti.

Bir takımın en fazla gol atan, en fazla asist yapan, topla en fazla buluşan hedef oyuncusu, en yüksek maaşlı oyuncusu olmak elbette kendi kendine olmuyordu. Barcelona takımı, Messi’yi merkeze alacak bir oyun planı etrafında toplanıyordu.

Orta sahada Xavi, Iniesta gibi topu bıraksan sabaha kadar aralarında dolaştırabilecek kadar yetenekli orta saha oyuncuları da olunca Messi, giderek daha da yıldızlaşıyordu. Üstelik Messi, Barcelona’nın oyun kültürüyle büyümüştü. Ancak o oyun kültürü, onun büyüyen şöhreti karşısında Messi’yi büyütmek üzere evrilmişti. Sahanın kenarından merkeze geçişiyle takımın dümenine geçişi arasında paralel bağlantı vardı. Lider oluyordu.

Bazı takımların yıldızları vardır, yükünü sırtlayan cefakar kaptanları, topu kime vereceğinizi bilmediğiniz anlarda belirip, “Ne duruyorsun, hadi bana pas ver!” deme cesaretini gösteren figürleri vardır. Gerard gibi, Totti, Maldini gibi… Messi, onlardan farklı. Çünkü adını andığım isimlerin hiçbiri için bir takım, oyun anlayışını sadece o ismin daha verimli oynaması üzerine inşa etmedi.

Messi, bundan sonra nereye gider şimdilik bilmiyoruz ama nereye giderse gitsin, Barcelona’daki konfor alanını en azından ilk etapta bulması kolay olmayacak. Çünkü kendini yeniden ispat edeceği yeni bir oyuna başlayacak. Elbette yetenek olarak da kariyer olarak da ispat etmesi gereken pek bir şey yok. Ancak yeni geldiği bir takımda tüm oyun planının ona göre kurgulanması, saha içi liderliği alması için takımdaki diğer herkesi bunun işler bir plan olacağı noktasında ikna etmesi gerekecek.

Herkes gider Messi kalır!

Rijkaard ile temelleri atılan oyun, Barcelona’da Pep’in gelişi ile adeta zirve yapmıştı ve Messi de Barcelona da en iyi zamanlarını yaşıyorlardı.

Üst üste kupalar, her sene geliştirilen rekorlar, medyanın ilgisi, spor kamuoyunun Messi’li Barcelona’yı tarihin en iyisi ilan etmesi…

Her şey yolundayken kimse Messi’nin takımda giderek artan gücüne ses çıkarmıyordu. Zaten böyle olması da beklenmezdi. Pep’in ayrılığı sonrası da işler uzunca bir süre yolunda gitti. Nasıl olsa oturmuş bir sistem ve birbirlerini çok iyi tanıyan bir oyuncu grubu vardı. Derken Xavi gitti, Iniesta gitti, Neymar gitti…

Burada filmi durdurmak icap ediyor. 8 Mart 2017 gecesine gidelim. 1 hafta önce Paris deplasmanında Unai Emery’nin PSG’sinden 4 gol yemiş Barcelona, Camp Nou’da rövanş maçına çıktı. Maçın tartışmasız yıldızı Brezilyalı Neymar’dı. Maçta biri serbest vuruş, biri penaltıdan olmak üzere 2 çok kritik gol atmıştı. Özellikle serbest vuruştan attığı gol, çok dar açıdan ve ustalık isteyen bir vuruştu. Bununla yetinmedi. Uzatmaların ilk dakikasında penaltıda topun başına geçti ve ağlara gönderdi. Maçın sonuna eklenen süre 5 dakikaydı ve son düdüğe saniyeler vardı. Neymar, orta sahaya gidip topu aldı ve içeri doldurdu. Sergi Roberto ayağını soktu. Skor 6-1 oldu, Barcelona turladı.

Ertesi günün gazetelerinde Messi’nin takım arkadaşları ve taraftarların omuzunda bir komutan edasıyla zaferini kutladığı fotoğraflar vardı. Neymar, bunu görünce çok sinirlenmiş olmalı. Zira o an Barca’dan ayrılmaya karar verdiği söylenir. Neymar ne yaparsa yapsın Messi’nin Barcelonasının bir parçası olmaktan öteye gidemeyecekti.

Aynısı olmasa da benzer bir kararı Ronaldo Real Madrid’ten ayrılarak vermişti. Çünkü Katalonya’da doğan güneş, tüm İspanya’yı aydınlatıyor, geride kalan her ışıltı arka planda kalıyordu.

Messi ile Barcelona sürekli birbirlerini büyüten 2 mitolojik kahraman gibiydi. Ne yaparsan yap, nerede durursan dur gölgelerinde kalıyordun. Neymar’ın gölgeye değil, güneşli pazartesilere ihtiyacı vardı. O güneşi de o gün turdan ettiği PSG’de buldu.

Artık sorgulanıyor

Şimdi Barcelona’da Messi kimsenin gölgesinde kalmıyor. Çünkü sorun bundan çok daha fazlası; Katalonya’da artık güneş batıyor! Messi, artık adı zaferlerle, rekorlarla, galibiyetlerle anılan bir süper kahraman olmaktan çıktı.

Bayern Münih’ten 8 gol yiyen takımın saha içi lideri, kaptanı, yıldızı, başarıyı taşıdığı gibi mağrur bir şekilde başarısızlığı taşıyamıyor. Kendine göre de çok haklı. İşler yolunda gitmiyorken liderliğiniz acımasız şekillerde sorgulanır. Messi, sorgulanıyor.

Bayern yenilgisi Barcelona’da bütün taşları birden yerinden oynattı. İlk giden teknik direktör Quique Setién ve sportif direktör Eric Abidal oldu. Kulüp, teknik direktörlüğe Barcelona’nın eski bir oyuncusunu, Hollandalı Ronald Koeman’ı getirdi.

Koeman gelir gelmez, kulüpte daha önceden alt yapısının oluşturulduğu anlaşılan bir operasyon başladı. Takımdan Samuel Umtiti, Arturo Vidal, Ivan Rakitic ve en önemlisi Messi’nin en yakın arkadaşı ve komşusu Luis Suárez gönderildi.

Koeman, Messi ile de bir görüşme yaptı ve ona İspanyol basınının yazdığına göre bundan böyle “özel muamele” görmeyeceğini söyledi.

Bu görüşmenin ertesi günü Messi’nin menaceri ve avukatı, Barcelona kulübüne, İspanya’da bir çeşit resmi tebligat yapma yolu olan ve nedense “bürofax” diye adlandırılan bir yöntemle bir çeşit ihtarname gönderdiler.

Messi, normalde 2020-21 sezonunun sonuna kadar uzayacak olan sözleşmesini uzatmıyor, onu tek taraflı fesih hakkını kullanıyordu.

Tabii ortada bir hukuki tartışma var: Barcelona kulübüne göre 2019-20 sezonu çoktan bitti ve Messi’nin sözleşmeyi sona erdirme hakkı sona erdi. Bu saatten sonra sözleşmeyi sona erdirmenin tek yolu, sözleşmede yazan 700 milyon Euro’yu ödemek.

Buna karşılık Messi’nin menaceri ve avukatları sezonun bu yılın özel şartlarından ötürü henüz bitmediğini, dolayısıyla fesih maddesinin geçerli olduğunu söylüyor.

Bu hukuki tartışmanın nereye varacağını, bir takımda artık oynamak istemeyen bir oyuncunun orada zorla tutulup tutulamayacağını, hele bu oyuncu Messi gibi Barcelona’nın sembolü bir isimse ne gibi gelişmeler yaşanacağını hep birlikte göreceğiz.

Ama daha şimdiden şehir de kulüp de Messi’yi kaybetmemek için bir arayışa girmiş durumda. Bulunan formüllerden biri, kulübün başkanı Josep Maria Bartomeu’nun istifasının sağlanmasıydı.

Messi, daha önce defalarca futbol kariyerini Barcelona’da bitirmek istediğini söylemişti ama son iki sezon kulüp öyle bir kaos yaşadı ki, Barcelona’da 10 lig şampiyonluğu, 4 Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu, 6 “Dünyada Yılın Futbolcusu” ödülü kazanan oyuncu, takımını bırakmayı düşünür oldu, hatta bunun için resmen harekete geçti.

Messi’yi biraz 90’lı yılların Amerikan basketbol efsanesi Michael Jordan’a benzetmek mümkün. Chicago Bulls ile 6 NBA şampiyonluğu yaşayan Jordan, bir “kazanma makinesi” olarak takımın tartışmasız lideriydi, bütün takım onun etrafında kuruluyordu.

Bugün Messi de, şikayetini anlatırken “kazanan takım”dan söz ediyor, Barcelona’nın son birkaç sezonda bu özelliğini kaybettiğini söylüyor. İddia o ki, Messi yakın arkadaşı Neymar’ı aramış, “Seninle oynamayı özledim, gel ikimiz birlikte Pep’in takımına gidelim” demiş.

Pep’in takımı, yani Manchester City. Futbol dedikodusuna bakılırsa, zaten Pep de Messi’yi aramış, konuşmuşlar.

Bir zamanlar birbirlerini büyüten iki futbol adamı, başka bir şehrin güneşi olabilirler mi? Bence zor. Bir defa Barcelona Messi’yi o kadar kolay bırakmayacaktır. Ama diyelim ki bıraktı, Messi için doğup büyüdüğü ve bunca zamandır liderliğini yaptığı bir kulüpten diğerine gitmek kolay olmayacaktır.

Messi, Katalan değil ama 12 yaşında sırtına geçirdiği Barcelona formasına ve o şehre hayatını borçlu. Bunu da fazlasıyla ödedi. Barcelona’nın efsane futbolcusu olması yetmezmiş gibi efsane teknik adamı da olmayı başaran Pep Guardiola da City’de Messi’yi takımın lideri yapabilecek mi sorusu olanca ağırlığıyla ortada duruyor.

Messi, kulüp kariyeri boyunca adı başarısızlıkla anılmamış bir yarı tanrı. Milli takımdaki “başarısızlığı” yüzünden ülkesi Arjantin’de Maradona’nın hayaleti hep peşinde koşuyor. Ama Barcelona forması, onun süper kahraman kostümü gibi. Onu giydiğinde dokunulması ve hatta ulaşılması dahi mümkün olmayan bir deve dönüşüyor. Aynı dokunulmazlık zırhını İngiltere’de kuşanması için 33 yaşında yeniden tarih yazması gerekiyor. Ya da kaderine razı gelip, Guardiola’nın takımının kusursuz bir parçası olmayı kabullenmek zorunda. Her ikisi de kendi içinde oldukça zor duruyor.

Bir askerden komutana dönüşmek ile bir komutandan askere dönüşmek aynı şey değil. Messi, Barcelona’da kalırsa herkesin saygı duyduğu bir komutan olabilir ama üst üste gelen kayıplar onun apoletlerinden götürmeye çoktan başladı. City’de onu muzaffer bir komutan edasıyla karşılanacağı elbette kesin. Ancak geldiği yerde komutan olan Messi, City’de komutayı almak için birkaç zafer kazanmalı. Pep’in Barcelona’dan sonra yüzünü hiç göremediği Şampiyonlar Ligi Kupası, yeni bir güneş krallığının sembolü olarak Manchester şehrinde yükselebilir.

Messili, Ronaldolu Manchester düşleri

Bir ihtimal daha var ki, Cristiano Ronaldo Juventus’tan ayrılıp, eski takımı United’ın yolunu tutarsa, şehrin kırmızı ve mavi formalı çocukları için bambaşka bir rekabetin kapıları açılabilir. Neresinden bakılırsa bakılsın son 20 yılın tartışmasız en iyi 2 futbolcusundan biri olan Messi’nin yeni bir yolculuğa çıkma ihtimali bile ortalığı ayağa kaldırdı. Üstüne bir de Ronaldo eklenirse Manchester şehrinin üzerinde birden fazla güneş olacağı ve o parlaklığın tüm futbol dünyasını aydınlatmaya yeteceği kesin.

Beşiktaş efsanesi Baba Hakkı’nın sözleri yakışır bunca güneş aforizması içeren bir yazıya; “Herkese hizmet ettim ben. Gerek saha içinde gerekse saha dışında. Ama kendim selvi gibi kaldım ortalıkta. Selviler dibine ışık salmaz. Selviler öyledir…” Messi, dibine ışık saçmayan bir selvi olup Barcelona’da kalmak varken kendi ışığını parlatmak üzere başka bir kulübe giderse üzülecek insan sayısı az değil. Ama bu yeni olası macera da tüm sezonu ilk günden bitirilmek istenen bir dizi gibi çok cazip duruyor.

Modern futbolun tarihini değiştiren kağıt peçete

Yıl 2000, aylardan eylül. 13 yaşındaki Leo Messi, anne babasıyla birlikte Barcelona’ya gelmiş, futbol topuyla nasıl mucizeler yaratabildiğini göstermiş ve sonra da ailesiyle birlikte Rosario’ya geri dönmüştü. Onu temsilen Arjantin’den gelen Fabian Soldini ve Martin Montero ile İspanya’daki menacer Horacio Gaggioli, Messi için bir kontrat imzalama peşindeydi. Ama o sırada Barcelona’nın başkanı olan Joan Gaspart, 13 yaşında bir çocukla mukavele imzalama konusunda hayli tereddütlüydü. İspanyol menacer Gaggioli onu tehdit etti, “Çocuğu alır Real Madrid’e götürürüm” dedi. Ama o an hiçbir şey olmadı.

14 Aralık 2000 günü Horacio Gaggioli, Barcelona’daki Pompeia del Montjuic adlı kulüpte Barcelona’nın eski futbolcusu ve kulübün “teknik sekreteri” olan Carles Rexach ile tenis oynadı, ardından ikili yemeğe kaldılar kulüpte. Onlara Josep Maria Minguella adlı ünlü menacer de katıldı. Minguella ve Gaggioli yemek boyunca Rexach’a Messi konusunda bir karar verilmesi için bastırdı.

Bunun üzerine Rexach uzandı ve bir kağıt peçeteyi önüne çekti, cebinden kalemini çıkardı, aynen şunları yazdı:

“Barcelona’da 14 Aralık 2000 tarihinde, Minguella ve Gaggioli’nin şahitliğinde Barcelona Futbol Kulübü Teknik Sekreteri Carlos Rexach, bazı karşıt görüşlere rağmen bütün sorumluluğu üzerine alarak Lionel Messi ile üzerinde anlaşılacak bir para miktarı üzerinden kontrat imzalamayı kabul eder.”

Peçeteye masada oturan üç isim, Rexach, Minguella and Gaggioli imzalarını attılar.

İşte bu kağıt parçası Messi’yi Barcelona’ya getiren ilk resmi belge. Bir hafta sonra Gaggioli ve Rexach peçeteyi notere de onaylatarak resmiyeti tamamladılar.

Peki nerede duruyor bu belge? Artık Andorra’da yaşayan Gaggioli’nin banka kasasında.

NBA’de müthiş heyecan

Futbolda ana gündem UEFA Uluslar Ligi. Organizasyonda ilk sınavını Macaristan karşısında veren Türkiye, ikinci maçında deplasmanda Sırbistan ile karşılaşacak. A Milli takım, bu mücadelede büyük ölçüde beğenilen ancak üretici firmanın logosunun yeri nedeniyle eleştiri alan yeni formalarıyla ...

Dolu dolu bir spor haftası

Müthiş maçlara sahne olan UEFA Şampiyonlar Ligi ve UEFA Avrupa Ligi’nin sona ermesinin ardından futbolda tempo biraz düştü. Menüde A Milli Takım’ın Macaristan ile oynayacağı UEFA Uluslar Ligi karşılaşması, Fransa Ligi ile Süper Lig takımlarının hazırlık maçları var. Bir de tabii Messi’nin ...

Futbolda pas oyunu öldü yaşasın alan oyunu

Marco Polo, Kubilay Han’a tek tek taşlarla örülmüş bir köprüyü anlatır. “Peki, köprüyü taşıyan taş hangisi?” diye sorar Kubilay Han. “Köprüyü taşıyan herhangi bir taş değil, taşların oluşturduğu kemerin kavisi” diye yanıtlar Marco Polo. “Neden o halde bana ...