Metin Akpınar belgeseli “İyi ki Yapmışım”ın hikayesi

Sadece Metin Akpınar’ın değil Türkiye’nin öyküsü

"İyi ki Yapmışım"ın yönetmeni Selçuk Metin, "Bu bir ekip çalışması; Zeynep Miraç, Tilbe Saran, Uğur İçbak, Murat Evgin, Gökhan Çelem, Volkan Yıldız, Aydemir Yağmur, Serkan Köseoğlu yaklaşık 40 kişilik bir emek… Metin Akpınar’ın bize kattıklarına bir teşekkür edebildiysek ne mutlu bize,” diyor

ELİF TANRIYAR

Sanki her gün görürmüşüm gibi varlığına alışmış olduğum, hani yolda karşılaşsam selamlaşıp hal hatır soracağım birisi gibi… Bundan da öte bana çocukluğumu, geçmişin masumiyetini anımsatan, sırf attırmış olduğu neşeli kahkahalar için çoktan cennetlik olmayı hak etmiş bir isim. Üstelik bu ülkenin gelmiş geçmiş en önemli ve yetenekli sanatçılarından… Metin Akpınar’dan söz ediyorum. Ve bu cümleleri kurarken, sadece kendi adıma yazmadığımı, bu toplumdaki hemen herkesin ortak düşüncesini yansıttığımı da biliyorum.

Metin Akpınar’ın hayatına dair bir belgeselin hazırlanmakta olduğu haberini ilk duyduğum andan beri heyecanlıyım. Yönetmenliği Selçuk Metin’e, senaryosu ise Zeynep Miraç’a ait olan “İyi ki Yapmışım” adlı belgesel, geçtiğimiz günlerde, İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından düzenlenen 39. İstanbul Film Festivali’nin Ulusal Yarışma ve Ulusal Kısa Film Yarışması’nın ödül gecesinde, Metin Akpınar’ın da katılımıyla Sakıp Sabancı Müzesi’nde ilk gösterimini yaptı.

Belgesel fikrinin doğuşu

İki saatlik belgesel boyunca adeta bir zaman yolculuğuna çıktım ve kah gülüp kah hüzünlenerek, Akpınar’ın hikayesinin paralelinde, asıl olarak kendi çocukluğuma ve geçmişime dair bir seyahate çıktığımı fark ettim. Sanki toplumun da çok daha masum olduğu yıllara uzanan bir yolculuktu bu. İşte asıl o zaman farkına vardım; Metin Akpınar’ın nasıl da her gün görüyormuşum gibi alıştığım, son derece tanıdıklaşmış bir figür olduğunu benim için, bizim için…

Bu titiz çalışmanın öyküsünü dinlemek için yönetmeni Selçuk Metin ve senaryosuna imza atan gazeteci yazar Zeynep Miraç ile vakit kaybetmeden bir araya geldim. Selçuk Metin, İKSV’de toplamda 21 yıl çalışmış ve bu süre boyunca film festivali ve diğer festivallerde onur ödülü alan sanatçıların tanıtım filmlerini hazırlamış olan deneyimli bir yönetmen.

2015 yılında Haldun Taner “Ve Perde”, 2019 yılında da “La Diva Turca Leyla Gencer” belgesellerinin yönetmenliğini yapmış son olarak.

“İKSV’de büyüdüm, artık vakıfta olmasam da orası benim evim,” diyen Metin’e ilk sorum, “Metin Akpınar’ın hayatına dair bir belgesel hazırlama fikri nasıl doğdu?” oluyor.

“Teklifi ben yaptım kendisine,” diyor Metin. “Sebebi de ülkemizin en önemli değerlerinden biri olarak gördüğüm, en önemli tiyatro oyuncularından biri olan Metin Akpınar’ın yaşamının doğru şekilde genç nesillere aktarılmasıydı. ‘Doğru’ kelimesinin altını çizmek isterim. Bugün Metin Akpınar hakkında bir araştırma yapmaya kalksanız, çeşitli bilgilerin yanlış olduğunu veya evrildiğini görüyorsunuz. Az da olsa basılan kitaplarda dahi önemli hatalar mevcut. Yaşanmışlıkları kendisinden duymak, dinlemek ve geleceğe aktarmak için başladı bu çalışma. İstedim ki bu muhteşem hayat, ‘yaşarken’ kendi anlatımıyla bilinsin.”

Yönetmen Selçuk Metin ve Metin Akpınar, Ses Tiyatrosu’nda gerçekleştirilen çekim esnasında…

Metin, ilk tanışmalarının öyküsünü ise şöyle anlatıyor: “İlk 2015 yılında Haldun Taner “Ve Perde” belgeseli çekimlerinde görüştük kendisiyle. Hani ilk görüşmenizde sanki çok eski dostmuşsunuz gibi bakarsınız ya birine, gözünün içine derin derin, işte ben de Metin Bey’e öyle baktım ilk seferinde. Herkes gibi. Herkes gibi diyorum çünkü, birkaç kez sokakta yürüme şansım oldu kendisiyle. Çocukluğunun geçtiği Aksaray’ın arka sokaklarında dolandık biraz. Dükkanını bırakıp çıkanlar, evlerinden fırlayanlar, 20-30 adım atmak mümkün değil. İnanın herkes gözünün içine bakıyor, 40 yıllık dostu gibi. Metin Akpınar beni ben yapan değerlerden biri, beni şekillendiren hayata doğru bakmamı sağlayan insanlardan. Üstelik 42 yıl hiç görüşmeden yaptı bunu, herkese yaptığı gibi.”

Belgeseli yapmayı Selçuk Metin teklif etmiş Metin Akpınar’a. “Metin Bey de -daha sonradan anladım ki her zaman yaptığı gibi- düşünmek için süre istedi benden. ‘Bir hafta sonra tekrar konuşalım,’ dedi. O bir hafta nasıl geçti anlatamam. Kararını duymak için saatleri saydım desem yeridir. Her gece başımı yastığa koyduğumda gelecek cevabı düşündüm,” diyerek anlatıyor Metin, bu başlangıç hikayesini.

Akpınar’ın “Tamam, yapalım,” demesinin ardından ise tüm çalışmalar Akpınar’ın evinde sürmüş. Bir ay kadar uzun uzun konuşup, kaydetmişler. Ardından Metin Akpınar’ın arşivini taramaya başlamışlar.

Metin o günleri şöyle anlatıyor; “1500’e yakın fotoğrafı tek tek birlikte taradık, üstüne konuştuk. O fotoğraflardan anılar canlanmaya başladı, yavaş yavaş hatırlandı yaşananlar. Bu çalışmalar devam ederken senaryoyu kimin yazacağı hep aklımızın bir tarafındaydı. Benim ilk günden beri aklımdaki isim belliydi aslında, ama o kişi o günlerde çok meşguldü ve ben teklif dahi edememiştim. Senaryoyu kimin yazacağı netleşmemiş de olsa bir anlatıcıya ihtiyacımız vardı, o da Tilbe Saran oldu. Mükemmel Türkçesiyle Tilbe Saran, ilk andan itibaren heyecan içinde bekledi. Türk Sineması’nın değerli isimlerinden görüntü yönetmenimiz Uğur İçbak’la zaten konuşmuştuk, çok heyecanlanmıştı. Kabul etmesi, bizimle olması hep bir güven verdi bize. Tüm yapı ortaya çıktıktan sonra da müzik için kendimizi yine başka bir önemli isme Murat Evgin’e emanet ettik.”

Şiir gibi akan bir kurgu

Belgesel çalışmasına ilk başlanılan o dönemde, Metin’in kafasındaki o senaryo yazarı ise Zeynep Miraç’tır. “Ancak o dönem Miraç’ın bir kitap çalışmasının yanı sıra başka meşguliyetleri de vardı. Aradan bir yıl geçtikten sonra biraz rahatlamıştı ve zamanıydı artık,” diyerek anlatıyor Metin, Miraç’ın da projeye dahil olma aşamasını. Bu noktada sözü Zeynep Miraç alıyor ve “Selçuk’un bir Metin Akpınar belgeseli hazırlığında olduğunu biliyordum, arada sırada sohbet ediyorduk.

Ve itiraf edeyim, içim gidiyordu. Keşke ben yazsam diye düşünüyordum, ama belgesel deneyimim hiç olmadığı için ben teklif etmeye de çekiniyordum,” diyerek anlatıyor projeye dahil olma sürecini. Ardından ekliyor; “Neden bu kadar istiyordun dersen, Metin Akpınar’ın benim hayatımda çok kıymetli bir yeri var. Bazen yüz yüze gelmediğin insanlar sana bir karatahtanın önünde duranlardan çok daha fazla şey öğretebiliyor. Metin Bey de benim için böyle… Bu belgesele kadar hiç tanışmadık, hatta ben onu sahnede bile seyredemedim. Ama kasetlerden seyrettiğim Devekuşu Kabare oyunları benim dünya görüşümü, mizah duygumu şekillendirdi. Biz 12 Eylül sonrası büyüyen bir kuşağız, evlerimizde hep ‘Aman evladım’larla büyütüldük. Ama ben Devekuşu Kabare sayesinde ‘başka bir dünyanın mümkün olduğunu’ öğrendim. Bu nedenle de ‘İyi ki Yapmışım’ belgeseli benim için bir borç ödeme vesilesi…”

İzleyince sizler de göreceksiniz ki belgeselin en önemli başarılarından biri tam da Devekuşu Kabaresi’nin unutulmaz oyunlarını anımsatan kurgusal zamanlama konusundaki ustalığı. Metin’e buna dair “Üslubu nasıl belirlediniz? Ben tüm belgeseli izlerken adeta bir Metin Akpınar filmi ya da oyununu izliyor duygusuna kapılıp, aynı hisleri hissettim. Demet Akbağ bir yerde ‘Komedide en önemli öge zamanlamadır’ diyor. Ben de sizin kurgunuzda en çok tıkır tıkır bir şiir gibi akan o zamanlamadan etkilendim. Adeta belli bir koreografi var. Bunu nasıl belirlediniz? Nasıl başardınız?” diye soruyorum. “En başından bu yana Türkiye tarihi ile günümüze gelmek fikri vardı aslında aklımda,” diyerek anlatmaya koyuluyor yönetmen. “Zeynep’le de aynı fikirde örtüşünce belkemiğimiz ortaya çıktı. Zaten Devekuşu Kabare’nin ilk dönemi hariç malzememiz boldu. İlk dönemi de zorladık elbette, Demet Taner arşivini açtı bize, Arif Erkin’den 1964 yılından ilk gecenin kaydını aldık örneğin. Devekuşu’nun ikinci döneminden kaydı olmayan ama çok önemli oyunlardan biri olan ‘İnsanlığın Lüzumu Yok’ oyunun kaydını ise yeniden canlandırdık neredeyse. Profesyonel kayıt olmasa da bir düğün kameramanının çektiği kasedin orijinalini bulduk ve temizlettik, teknik açıdan yüksek kalitede bir sonuç alamasak bile, o kayıt çok değerli oldu bizim için.”

“Anıları elemek en zoruydu!”

“İyi ki Yapmışım”ın senaristi Zeynep Miraç (soldan ikinci), yönetmeni Selçuk Metin, ekip arkadaşları ve belgeselde röportaj yapılan isimlerden biri olan Demet Akbağ birlikte… Üç gün süren çekimlerde, toplam 25 kişiyle röportaj yapılmış.

Yine de zorlandıkları konular da olmuş elbette. Metin, “Katılan sanatçıların anılarını seçmek-elemek çok zor oldu. Almış olduğumuz 26 saat kaydı bir saate indirmek, birçok güzel anıyı kullanamamak hep bir yanımda kaldı. Belki ilerleyen zamanda 3-4 bölümlük bir dizi haline getirebiliriz. Belki de bir kitaba dönüşür, bilinmez” derken, Zeynep Miraç ise bir parça buruklukla ekliyor; “Bir başka zor konu da Zeki Alasya’nın eksikliğiydi tabii. Onsuz Zeki-Metin anlatmaya gayret ettik.” Belgeselin üslubunu ise bir portre çıkarmak üzere belirlemişler. Miraç, “Üslup da zaten bununla geldi. Ama bu yalnızca Metin Akpınar’ın portresi değil, aynı zamanda Türkiye’nin de portresi. Bir insanın -hele ki bir sanatçının- yaşam öyküsünü ülkesinde olup bitenlerden bağımsız anlatmak mümkün değil. En büyük ilham, Devekuşu Kabare’nin oyunlarının bugün yazılmışçasına taze olmasıydı,” diyor. Belgeselin isminin belirlendiği anın da bir öyküsü var. Onu da şöyle anlatıyor Miraç; “Belgesel için yaptığımız söyleşinin birkaç yerinde ‘İyi ki yapmışım’ diyordu Metin Bey… Bir isim aradığımız zaman diliminde, gecenin bir vakti, Metin Bey’e o güne kadarki çalışmamızı seyrettirirken ‘İyi ki yapmışım’ı duydum. Selçuk’la birbirimize baktık, bum! Metin Bey’in de içine sindi.”

“Ona hayranlık duyanları hiç hayal kırıklığına uğratmamış biri”

Peki acaba her ikisi için de Metin Akpınar’la birlikte çalışmak nasıl bir duygu? Zeynep Miraç, “Özü sözü bir, ona hayranlık duyanları hayal kırıklığına uğratmamış biri… Buna hepimiz şahidiz bence. Yakından tanıyınca eklenenler, çalışırken çok müşfik ve birikimini paylaşmakta çok cömert olması… İkramseverliği zaten hepimizin malumu!” diyerek anlatıyor. Selçuk Metin de şunları ekliyor; “Bir defa her an yeni bir bilgi, yeni bir şey öğreniyorsunuz. Ama bunu hissettirmeden öğretiyor size. Metin Bey’le çalışmaya başlamadan önce ne düşünüyorsam, şimdi de aynısını düşünüyorum. Onu tanımadan nasıl göründüyse bana bugüne kadar, ne söylediyse, ne söylüyorsa hep aynı. Çalışırken öncelikle çok titiz, yaptığı işe saygısı olan aynı zamanda çalıştığı kişilere de saygısı ve kuralları olan ve onların dışına çıkmayan biri. Ancak hep zirvede yer almış bir sanatçının bu kadar mütevazı oluşu sizde ayrıca bir saygı ve hassasiyet uyandırıyor.”

Zeynep Miraç, tüm bu süreçte hem Metin Akpınar hem de diğer katkıda bulunan kişilerle (Ses Tiyatrosu’nda üç gün süren çekimlerde, toplam 25 kişiyle görüşülmüş) birebir röportajları da yapan isim. “Metin Bey ile çekimimiz sekiz buçuk saat sürdü. Ses Tiyatrosu sahnesi üzerinde aralıksız konuştuk. Bana ise sekiz buçuk dakika gibi geldi! Selçuk şahane bir ekip kurdu ve uzun metraj film ekipmanıyla çekildi belgesel ve elbette o ciddiyetle. Ama konuk ettiğimiz insanlar hepimizin hayatında öyle kıymetli bir yerde duruyorlar ki, çekim bitince boyunlarına sarılıp fotoğraflar çektirdik. Onları sahnede ne kadar özlediğimizi hatırladık, sohbete doyamadık. Her şeyden önce şunu söyleyeyim, bu belgesel Selçuk Metin sayesinde yapıldı. Sadece yönetmen olarak değil, yapımcı olarak da her işin başında o vardı. Bizimki gibi arşiv konusunda zayıf ülkelerde böyle büyük bir aktörün hayatını belgesele aktardığı için müteşekkirim ona.”

Ve neticede bütün süreç toplam iki yıl sürmüş. Ancak uzun araları da olmuş. En son arayı ise salgın döneminde vermişler. “Nisanda galayı yapacakken malum, bu günlere kadar geldik,” diyen yönetmen, “Metin Bey’in de hayalleri devam ediyor, birini sanırım biz gerçekleştirdik. Diğeri de bir Devekuşu Müzesi. Bu isteği de gerçekleşmek üzere. Koronavirüs olmasaydı müzede de hayli ilerlenmiş olunacaktı,” diyerek ekliyor. Son olarak “Peki,” diyorum her ikisine de “İyi ki yapmışım diyor musunuz? Bu proje sizin için ne ifade ediyor?” İlk sözü alan Selçuk Metin, “Hem de nasıl ‘İyi ki Yapmışız’ diyorum. Bu bir ekip çalışması; Zeynep Miraç, Tilbe Saran, Uğur İçbak, Murat Evgin, Gökhan Çelem, Volkan Yıldız, Aydemir Yağmur, Serkan Köseoğlu yaklaşık 40 kişilik bir emek… Metin Akpınar’ın bize kattıklarına bir teşekkür edebildiysek ne mutlu bize.”

Zeynep Miraç da aynı duygu yoğunluğuyla “Sabah kalkarken, gece yatarken ‘İyi ki yapmışım’ diyorum. O kadar ki, beni bu belgesele taşıyan her işi ‘İyi ki yapmışım’ diyecek kadar,” dedikten sonra, bu projenin ona kişisel olarak da ne ifade ettiğini şöyle anlatıyor; “Ben Devekuşu Kabare seyrederek tiyatrocu olmaya karar verdim ve tiyatrocu olabilme hayaliyle çok okudum, çok seyrettim, çok öğrendim. Kendimi Devekuşu Kabare gibi bir tiyatroya hazırladım. Muhtelif nedenlerle sahneden ayrı düştüm ama antrenmanlar beni bugünkü ben yaptı. Bu nedenle de bir gönül borcum var, biraz olsun ödeyebildiysem ne mutlu.”

“Hala ‘Zeki-Metin’ filmleriyle gülüyorsak, bunun bir hikmeti var”

Selçuk Metin’in özellikle Metin Akpınar’a dair eklemek istediği birkaç şey daha oluyor. “Hayran olmamak, yeteneği önünde saygıyla eğilmemek mümkün değil. Onlarca televizyon kanalının, birçok dijital mecranın içinde izleyecek yüzlerce seçeneğimiz olduğu şu günlerde bile dönüp Devekuşu oyunlarını izliyor, Zeki-Metin filmleriyle gülüyorsak bunun bir hikmeti olmalı.”

Evet, gerçek anlamda iyi ki yapmışlar bu belgeseli! Ben kendi adıma bana çocukluğumu ve belki de hepimizin yaşamının en masum yıllarını yeniden anımsattıkları, o günleri yeniden armağan ettikleri için her ikisine de teşekkür ediyorum.

“İyi ki Yapmışım” belgeseli, bu ilk gösteriminin ardından ekim ayındaki İstanbul Film Festivali programında Ulusal Belgesel Yarışması bölümünde yarışma dışı yer alarak izleyicilerle buluşacak. Ayrıca şu anda duyuru aşamasında olan birkaç festival ve etkinlikte de gösterimleri olacak.

Raftakiler 4 Eylül 2020

Sahtekâr Javier Cercas Çeviren: Gökhan Aksay Everest Yayınları Roman 440 Sayfa “Sınırın Yasaları”, “Saplantı” ve “Kiracı” romanlarıyla tanıdığımız, çağdaş dünya edebiyatının usta kalemlerinden Javier Cercas; Sahtekâr’da, İkinci Dünya Savaşı sırasında Nazilerin toplama kampında kaldığını, ...

Henüz 29 yaşında dünyanın en prestijli edebiyat ödülünü kazandı!

Her yıl, Dünya edebiyatının İngilizceye çevrilen en iyi eserlerine verilen Uluslararası Booker Ödülü’nün 2020 yılı kazananı geçtiğimiz günlerde belli oldu. Marieke Lucas Rijneveld, ilk romanı “The Discomfort of Evening” ile Uluslararası Booker Ödülü’nü kazanan en genç yazar ...

Bu hafta kaçırmayın 4 Eylül 2020

4 EYLÜL CUMA 13.00 SERGİ Alexis Gritchenko: İstanbul Yılları Meşher, tekrar kapılarını açan bu sergisinde 1919-1921 yılları arasında Moskova’dan kaçıp İstanbul’a sığınan usta bir ressam, sanat eleştirmeni ve yazar Alexis Gritchenko’nun İstanbul günlerine odaklanıyor. Gritchenko’nun kariyerinde ...