Sahi bu yaz herkes ne okuyor?

ELİF TANRIYAR - NAZLI BERİVAN AK

HaftalıkGazete olarak Türkiye’nin kültürsanat dünyasının önde gelen isimleri ile HaftalıkGazete yazarlarına sorduk; “Yaz tatillerinde ne tarz okumalar yaparsınız, yaz okuması sizin için ne anlama geliyor? Bu olağanüstü yaz mevsiminde elinizde, başucunuzda hangi kitap var, ne okuyorsunuz? Bu yaz mutlaka okuyun diyeceğiniz klasik ya da modern, o tek kitap hangisidir?” Ve işte cevaplar…

Ahu Somay – Beslenme Antropolojisi ve Yemek Yazarı

“Yaz aylarında okumak gibisi yok bence. Sanıyorum çoğu okur daha “hafif” bulduğu türlere öncelik veriyor, ben ise tam tersini yapmaya çalışıyorum. Daha az ve fiziksel olarak daha rahat çalıştığım özellikle temmuz ve ağustosta; beslenme antropolojisi ve etnoloji kitaplarına ve tezlerden kitaplaşmış saha çalışmalarına ilk sıralarda yer veriyorum. Bu çalışmalar Türkiye’de maalesef sınırlı sayıda. Eğer biraz rahatlamak, kuramlardan kafamı kaldırmak istersem, geçen yaz yaptığım gibi gazeteci anılarına bakıyorum ya da yemek tarifleri veren kitaplara. Whoopi Goldberg’in “The Unqualified Hostess” kitabını öneririm. Goldberg’ün sofraları meşhurmuş. Davetlerde fikir verebilir.

Covid-19’un en zor günlerinde hepimiz bir şeyleri sorguladık. Benim de uzak durduğum doğayla ne kadar hemhal olmuşuz meğerse. Sonuçta bir virüs de doğanın parçası. Doğanın farklı veçhelerini ve beslenmemize olan etkilerini anlatan iki kitaba bakıyorum bugünlerde. Biri yazılarını kaçırmamaya gayret ettiğim gazeteci Gürkan Akgüneş’in “Organik Gerçeği: Cadının Elmasını Yemeyin” isimli kitabı, diğeri ise bu sürecin ekşi mayalı ekmekten başka yaratımlara vesile olmasını dilediğim ve uygulamaya çalıştığım kompost üzerine: “Şehirde Kompost” – Rebecca Louie.

Okumayan var mıdır bilemiyorum ama Orhan Kemal’in kitapları benim için klasikten öte bir yerde… “72.Koğuş”u okumayanlar okusun isterim. Belki Orhan Kemal Müzesi’ne gitmek için de vesile olur.”

Algan Sezgintüredi – Yazar/ Editör/ Çevirmen

“Meslek icabı sürekli okuduğumdan, yazın ve/veya tatillerde, çalıştığım dönemde okuma fırsatı bulamadığım kitapları okuyorum. Dolayısıyla yaz okumaları benim için tümüyle kendi zevkim için yaptığım okumalar oluyor. Jüri başkanlığını yaptığım Kristal Kelepçe Ödülleri’ne aday kitapları okuyorum bu yaz. Hem görev hem de bir polisiye yazarı olarak zevk. Halen elimde Gülce Başer’in “Yanığı Bulmak” adlı romanı var. Başucu kitabım yok, hiç olmadı. Mutlaka okuyun diye önereceklerim; “Karanlığın Sol Eli” (Ursula K. Le Guin) veya “Gece Ana” (Kurt Vonnegut).”

Ali Arıkan – Sinema Eleştirmeni

“Doğrusu ben yaz okuması, kış okuması diye bir ayrım pek yapmam. O yaz ne çıkmışsa, yıl boyunca alıp bir türlü zaman bulamadığım ne varsa, ilgimi çeken ne görmüşsem alıp okurum. Tür filan ayırt etmem. Ama deniz kenarında tatildeyken iş biraz başka. Hiç unutmam, 1994 yazında Ibiza’da tatildeyken, A-Level’larım için Paul Kennedy’nin “Preparing for the Twenty-First Century”sini (Yirmi Birinci Yüzyıla Hazırlanırken) okumak zorunda kalmıştım, bir taraftan sıcak diğer taraftan adamın akademik ve sıkıcı dili, ruhumu teslim edecektim. Demek istediğim sıcağın altında daha rahat kitapları okumayı tercih ediyorum. Bunun için modern tarih veya sinemayla ilgili bir iki kitap olur hep yanımda. Kurmacadaysa bilim kurgu veya gerilim romanlarını tercih ederim.

Devam eden pandemi sürecinde evde normalden çok daha fazla zaman geçirdiğim için elimde epey kitap var. Alman tarihçi Volcker Ullrich’in epey ses getiren iki kitaplık Hitler biyografisine haziran ortasında başladım. İlk kitabı çabucak bitirdim, ikinci kitaba biraz ara verdim. Ullrich, yirminci yüzyılın belki de en büyük canavarını çok iyi analiz etmiş ama belli bir zamandan sonra insan ister istemez rahatsız oluyor. Elimin altında her zaman en azından bir tane film kitabı olmasını isterim, bu yaz da Sam Wasson’ın “The Big Goodbye: Chinatown and the Last Years of Hollywood”u (Büyük Veda: Chinatown ve Hollywood’un Son Yılları) var; Roman Polanski’nin klasik filminin yapımını nostaljik ve hüzünlü bir üslupla anlatıyor.

Kurmacaya gelince, şu anda elimden düşüremediğim şahane bir korku kitabı var. Nathan Ballingrud’ın birbirine bağlı altı kısa hikâyeden oluşan koleksiyonu “Wounds”, türünün son yıllarda çıkan en iyilerinden. Yazar, H. P. Lovecraft ve özellikle Clive Barker’dan aldığı ilhamı İngilizceye olan harikulade hakimiyetiyle birleştiriyor ve orijinal, stilize, ürpertici bir dünya yaratıyor. Son olarak Sue Burke’ün Semiosis adlı bilim-kurgu romanına başladım; Stanislaw Lem’in eserlerini andırıyor. Lem gibi Burke de zeki bir uzaylı ırkla karşılaşırsak aramızda nasıl iletişim kurabiliriz sorusunu işliyor. Bir klasik bir de modern kitap önereyim bari. Yoksa seçmem çok zor olur. Klasik olarak George Orwell’in “Down and Out in Paris and London”ı (Paris ve Londra’da Beş Parasız) şahane bir seçim olur. Türkçesi de var ama ben okuyabilecekler için İngilizce orijinalini okumalarını tavsiye ederim. Yazarın Paris kısımlarındaki eğlenceli tarzının ülkesine dönünce nasıl da kabuk bağladığını Orwell’in kendi dilinde okumanın tadı ayrı. İki yılda bir yeniden okurum. Zaten kısa bir şey, hemen biter. Modern kitap olarak da Lisa Halliday’in “Asymmetry”sini önermek isterim. Philip Roth hikayelerini andıran roman, ne tesadüf Philip Roth benzeri efsanevi bir yazarla, kitaplarını basan yayınevinde çalışan bir kadının ilişkisini anlatıyor. Fondaysa 2000’li yıllarda Amerika’yı değiştiren olaylar, özellikle de Irak Savaşı’nın etkileri var. İki yıl oldu çıkalı ama ben anca pandemi sırasında okuyabildim. Mükemmele yakın bir kitap.”

Amy Marie Spangler – Edebiyat Ajanı (Anatolialit Ajans Kurucusu)

“Açıkçası okuduğum kitapları mevsime göre ayırmam. Yıl boyu devam eden okumalarımın bir dönemini tekabül ediyor, benim için ayırt edici bir özelliği yok. Şu an eşzamanlı birkaç kitap okuyorum: Flannery O’Connor’ın “The Violent Bear It Away” (Türkçede Everest tarafından “Zorbaların Elinde” olarak yayımlandı) isimli romanını yeniden okuyup bölüm bölüm sesli kitap olarak da dinliyorum. “Hititler: Bir Anadolu İmparatorluğu” (Haz. Meltem Doğan-Alparslan – Metin Alparslan). Helîm Yusîv’in bir öykü kitabının Almanca çevirisini okuyorum, “Der Schwangere Mann”, Kürtçesi “Mêrê Avis”. Son olarak da Lydia Millet’in “The Children’s Bible” isimli romanını da okuyorum. Oğuz Atay’ın “Tutunamayanlar”ını yeniden okuyacağım, bölüm bölüm okuyup bölüm bölüm sesli kitabını da dinleyeceğim.”

Ani Çelik Arevyan – Fotoğraf Sanatçısı

“Mevsimlerin farklı yönlendirmeleri oluyor kitap seçimimde de. Sanatçıların yaşam hikayeleri hep ilgimi çeker ve yaz aylarında fazla ağır olmayan bu biyografik hikayeleri okumayı çok severim. Giorgio Vasari’nin “Sanatçıların Hayat Hikayeleri”, Raffaello, Fra Angelico gibi Rönesans dönemi sanatçılarını ele alıp, onların eserlerini yaşantılarıyla birlikte hikayeleştirerek akıcı bir dil ile anlatıyor. Aynı şekilde Calvin Tomkins’in “Lives of The Artists” kitabı Richard Serra, Cindy Sherman gibi çağdaş sanatın önemli isimlerini, hayat tarzlarıyla anlatıyor.

Yaşadığımız gerçekten bu olağanüstü zamanda özellikle fotoğraf kitapları karıştırmak bu dönemin en iyi ilacı gibi geliyor bana. Bu aralar, Aperture yayınlarından Hiroshi Sugimoto’nun “Black Box” fotoğraf kitabına sıklıkla bakıyorum ve röportajlarını okuyorum.

Kakuzo Okakura’nın “Çay Kitabı”… Çay felsefesinden yola çıkarak sanattan, çiçeklerden, insanlıktan, Taoculuk ve Zen’den bahsediyor. Yaşam sanatına uzanan bu harika kitabı içtenlikle tavsiye ederim.”

Aslı Perker – Yazar

“Bu yaz başucu kitabım “The Essential Epicurus, Letters. Principal Doctrines, Vatican Sayings and Fragments” oldu. Aslına bakacak olursanız bu bütün karantina boyunca elimin altında bulundu, döne döne okudum. Çünkü her bir söylediğini öyle hap gibi yutmak mümkün değil. Tam olarak ne demek istediğini anlamak insanı da hem felsefeyi hem de hayatı ve en önemlisi mutluluğu anlamaya çalışmaya itiyor. Ve korona sanırım hepimize az çok bunu yaptırdı. İşin en güzel yanı bütün bunları bir bahçenin içinde yapmış olmam manidar, çünkü Epikür felsefesini anlattığı, konuştuğu yere Bahçe demişti. Peki neden bahçe? Çünkü üzerinden iki milenyum geçmiş olmasına rağmen insanlar hâlâ doğaya kaçmak ister ve düşüncelerini orada daha iyi toparlarlar. Bahçeler güzeldir. Hatta bazen fazla güzeldir; insanı sarhoş edecek kadar. İnsanı teskin edebilir, sakinleştirebilir ya da onlara ilham verebilirler. İnsan ruhuna iyi geldikleri kesin. Ama aynı zamanda insana bir huzursuzluk verip dürterler de. Düşünün… Her bir bitkinin, çiçeğin büyüdüğüne tanıklık etmek. Bir gülün en güzel çağını yaşadıktan sonra solduğuna şahit olmak. Kurumuş olanın başını koparmak. Bir ağacın üzerinde yol almış giden karıncayı seyretmek, bir kayısının dalında çürüdüğünü, bir zeytinin dalında olgunlaştığını seyretmek. Bir bahçede ne kadar çok doğum varsa o kadar da ölüm vardır. Bir bahçede hayatın bütün zıtlıkları vardır. Bir bahçe mikrokosmosdur. Oraya dikkatle bakan bütün bir evreni görür. Anlayacağınız böyle bir dönemde okunacak daha iyi bir kitap düşünemiyorum.”

Ayça Güçlüten – Yazar

“Tesadüf herhalde, yazmakta olduğum metin için araştırmalarım genelde yaz mevsimine denk gelir. Bu yaz da öyle geçiyor ama ek olarak, Shakespeare oyunlarını tekrar okur buldum kendimi. Oyun okuyunca senaryo okumak da eşlik etmeye başladı; “Korkuyorum Anne”yi bir daha okudum yakın zamanda mesela, çok iyi bir metin. Çok planlı programlı gitmiyor yani. “Yaz okuması” yazma sürecine hazırlık okuması demek galiba benim için, kendiliğinden.

Bu aralar Joseph Campbell’in “Kahramanın Sonsuz Yolculuğu”nu tekrar okuyorum. Sonra Serol Teber’in karantina günlerinde bence hızlı okuduğum “Bilimsel bir peri masalı: Freud’un aile ve tarihsel romanı” adlı kitabını daha ağırdan alarak okuyacağım. Stephen King’in “Yazma Sanatı” ve Ursula K. Le Guin’in “Yazma Üzerine Sohbetleri” de sıradakiler. Sonrasına bakacağız… Robert Walser’den “Jakop von Gunten”i de okumanız için öneririm.”

Bülent Erkmen – Grafik Sanatçısı

“Yaz okuması” ya da “kış okuması”nın bir anlamı, bir ayrımı yok benim için. Ancak başlayabildiğim Nabokov’un “Konuş Hafıza” (İletişim) ve Sedef Betil’in “Parçalar ve Zerreler”ini (İletişim) yeni bitirdim. Elimde Olga Tokarczuk’un “Koşucular” (Alabanda) ve “Sekizinci Cadde’ye Selamlar/Morton Feldman’ın Yazıları” (Lemis) kitapları var. Yaz/kış fark etmez, önerim “Yapıtsız
Sanatçılar/ Yapmamayı Yeğlerim” (Corpus) kitabı, yapmaya odaklı günümüz dünyasının tamamen dışında, nesli tükenmiş bir yazar/ sanatçı “türü” üzerine bir araştırma!”

Cem Alpan – Yayıncı (Can Yayınları)

“Yaz tatili gibi bir ayrım asla yapmıyorum. Yaz okuması, kumsalda güneşlenirken sürükleyici ve hazmı kolay bir kitap seçmek anlamına geliyor. Ama açıkçası deniz kıyısında olsam bile boş bir kitap okumayı tercih etmem. Şu ara McKenzie Wark’ın “Moleküler Kızıl” adlı kitabını bitirmek üzereyim. İçimde Platonov romanlarını yeniden okuma isteği uyandırdı. Ayrıca Terry Eagleton’ın henüz yayımlanmamış “Trajedi” adlı çalışmasını çevirdiğim için trajediler ve hakkındaki kuramsal metinler etrafında okuma yapıyorum. Didier Anzieu’nun psikanaliz üzerine kitapları da listemde. Ve bir de Max Porter’ın “Lanny” adlı romanını elime aldım.  Bu yaz mutlaka okuyun diyeceğim klasik: “Middlemarch” – George Eliot, modern: “Berlin Alexanderplatz” –  Alfred Döblin. Ama ille de tek bir seçenekse “Middlemarch”…

Cem Erciyes – Gazeteci/ Yayıncı (Doğan Kitap)

“Yaz okuması tanımına kızanlar biliyorum. Benzer soruşturmalar yaptığımızda kimileri ‘okumanın mevsimi mi olur’ diye bizi azarlardı. İşin aslı biraz olur. Evet sıcaklıkla ilgili değil bu belki ama gündelik hayat değişimleriyle ilgili. Yazın kendinizi daha kaygısız, daha sakin hissediyorsanız, gündelik hayatın yoğun temposundan uzak durup kendinize daha fazla vakit ayırabiliyorsanız, uzun tatiller yapabiliyorsanız okuma listenizi de ona göre hazırlarsınız. Kimisi akıcı polisiyeleri katar yaz okumalarına, kimi keyif verici denemeleri, kimi de en kallavi siyasi araştırmaları, tarih kitaplarını… Herkesin meşrebine göre değişir. Çoğumuz daha önce vakit ayırıp da okuyamadığımız kitapları okumayı tercih ederiz. Ben de birikmiş kitapları gözden geçirir, epeydir bekleyenleri öne alırım, tatile gidiyorsam seyahat bavuluna koyarım. Bir de uzun zamandır aksatmadığım bir kuralım var, her yaz en azından bir tane 19. yüzyıl romanı okumak…

Bu yazın klasiği “Jane Eyre” olacak, Charlotte Bronte’nin romanını sanıyorum okumadım. Çocukken okuduğum sayısız klasikten biri de bu olabilir belki, ama zaten onların hiçbiri tam metin değildi, bir takım inceltilmiş, özet çevirilerdi. O nedenle güzel bir macera olacak gibi görünüyor. Bir süredir, gerçekten denize ulaşamadığım, tatile gitmediğimiz için mi bilmem, denizcilik konulu kitaplar okuyorum. Ama tarihi, hepsi de yelkenli. Önce “Amat”la başladım, İhsan Oktay Anar… Sonra William Golding’in “Deniz Üçlemesi”nin ilk iki kitabını “Geçiş Ayinleri” ve “Yan Yana”yı okudum. Bir yandan İş Bankası’nın o nefis biyografi dizisinden bir kitabı bitirdim: “Macellan” (Laurence Bergreen, çev: Ebru Kılıç). Sonra karaya çıktım ve Murat Uyurkulak’ın eğlenceli ama insanın içine de işleyen yeni romanı “Delibo”yu okudum. Şimdi Halikarnas Balıkçısı ile deniz yolculuğuna devam edeceğim, sırada “Aganta Burina Burinata” var…

Bu yaz mutlaka okuyun diyeceğim “Benim Adım Kırmızı” – Orhan Pamuk. Bir çağdaş klasik. Pamuk’un en sevilen romanı sanırım bu. Hem kurgusu harikadır, hem tarihidir, hem polisiyedir hem de resim sanatı, batı resmi ve geleneksel sanatlar üstüne şahane bir tartışma içerir. Okumayanlar bence bu yazı, “Benim Adım Kırmızı”ya ayırsın. Böylece sonbaharda çıkacak, yine benzer dönemlerde geçen “Veba Geceleri” adlı yeni Orhan Pamuk romanı için de idman yapmış olurlar.”

Coşkun Ören – Yayıncı (İthaki Yayınları)

“Yaz okumaları benim için yoğun okuma dönemlerini ifade ediyordu genellikle. İş yoğunluğunun biraz azalması, günlerin uzunluğu, evin ve sokağın daha fazla alanının kullanılma ihtimalinin olması (balkonlar, çimenlikler, parklar) her zaman daha konsantre bir okuma dönemi sağlamıştır bana. Dostoyevski’yi, Orhan Pamuk’u, Tolstoy’u, Oğuz Atay’ı hep yaz dönemlerinde okumuşumdur. Bu yaz ise edebi ve toplumsal açıdan çok değer verdiğim bir tür olan polisiye edebiyata ağırlık veriyorum. Şu an kısa zaman önce kaybettiğimiz Philip Kerr’in muhteşem karakteri Dedektif Bernie Günther’in son macerasını okuyorum. Kitabın adı “Bir Yunan Hediyesi”, serinin 13. kitabı. Tarih ve polisiyenin iç içe geçtiği harika bir seri. Ray Braudbury’nin “Karahindiba Şarabı”nın ise mutlaka okunmasını isterim.”

Çelenk Bafra – Küratör / SAHA Derneği ve SAHA Studio Direktörü

“Yaz tatilleri ve yolculuklar, benim işim ve görsel sanatlar dışında bir şeyler okumak için zaman bulabildiğim yegâne dönem, bu nedenle her zaman çok beslendiğim edebiyata vakit ayırmak isterim. Farklı bir yere gidiyorsam oranın tarihine ve kültürel bağlamına cevap veren bir yazarın edebiyatını keşfetmeyi tercih ederim, inzivaya çekiliyorsam bol vakit gerekecek uzun bir romana ya da tek bir yazarın birden çok kitabıyla külliyatını tanımaya fırsat yaratırım. Başladığım hikâye beni içine çekerse, nerde olduğumu ne yaptığımı unutur elimden bırakamadan uykusuz kalıp bitirene dek okurum. Öykü, tiyatro metinleri ve mektup da vazgeçemediğim türler arasında. Bu yaz ailemle biraz dinlenmek tek dileğim. 2000 yılında kaybettiğimiz Giorgio Bassani’yi daha önce okumamış olmaya hayıflanıyorum, YKY’den birkaç romanını birden edinip onlara odaklanabilirim. İtalyan yeni gerçekçiliği sinemada da beni cezbeder, her yıl mutlaka bir imkân yaratıp gitmeye çalıştığımız İtalya’dan, politik olarak da güçlü bir hafızaya sahip Ferrara ve Bologna bölgesinden anti-faşist bir yazar Bassani. Bu yıl İtalya’ya gidemeyince kendimi romanlara bırakacağım. Okuyuculara tavsiyem ise okumadılarsa Milan Kundera’dan “Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği”, okumuş olanlar içinse aynı yazardan “Şaka”. Başlıkları bile yeterince manidar içinde bulunduğumuz süreç göz önüne alınırsa…”

Çiler İlhan – Yazar

“Ben kendime gece gündüz, yaz kış rahat vermeyen bir tip olduğumdan yaz okuması benim için pek bir şey ifade etmiyor. Masamın üstünde sırada ne varsa, o. Bir gün yağmur bir gün güneş, bir gün 18 bir gün 28 derece Hollanda yazında şu an, bir geç ayıbı örtmek üzere Thomas Mann’ın “Buddenbrooklar, Bir Ailenin Çöküşü”nü okuyorum. Bu yaz mutlaka okuyun diyeceğim kitap ise “Tyll” (Türkçede “Gitmeliydin”, Can Yayınları). Man Booker Uluslararası 2020 Ödülleri’nde finale kalan kitaplardan. Ama Man Booker’da finale kaldığı için değil. Yazarı Daniel Kehlmann ile geçen yıl Viyana’da bir etkinlikte tanışmıştım. Birkaç ay sonrasında ise Hollandalı yazar arkadaşım Marente de Moor ile Den Haag’da bir festivalde aynı sahneyi paylaşırken dinlemiştim onu. Ne yazmış diye çok merak ettiğimden; bence delinin teki. (Elbette iyi anlamda.)”

Defne Suman – Yazar

“Yaz kış ayrımı yapmıyorum. Nasıl olsa her mevsim günlerim aynı rutinde geçiyor. Deniz tatiline çıkacaksam yanıma o anda elimde olan romanı, biterse diye bir başka roman ve bir tane de öykü kitabı alırım. Kindle’ım da daima yanımdadır. Gittiğim yerde karşıma çıkan kitapları da alır, eve öyle dönerim. Şu anda “Algernon’a Çiçekler” – Daniel Keyes, “Parfümün Dansı” – Tom Robbins, “Benden Önce Bir Başkası” – Nurdan Gürbilek, “Tutunamayanlar” – Oğuz Atay, “Flurya ve Antilop” – Margaret Atwood, her birini farklı projeler için okuyorum. “Algernon’a Çiçekler” dışındaki kitapları ikinci hatta üçüncü defa okuyuşum.   Mutlaka okuyun diyeceklerim, Margaret Atwood’dan “Damızlık Kızın Öyküsü” ve devamı olan “Ahitler”. Bu senenin Booker ödülünü de “Ahitler” aldı. Orijinalinden okuyacaklar için Arundathi Roy’un “Küçük Şeylerin Tanrısı”nı öneririm.”

Deniz Alphan – Gazeteci/ Yemek Yazarı

“Ben kitapları yazlık kışlık değil de, ev içi ve ev dışı diye ayırırım. Kalın kitapları evde okurum, kısa bölümlü kolay okunan kitapları da dışarıda beklemem gereken yerlerde okumak üzere çantamda bulundururum. Film ve dizi platformları ile sosyal medya insana pek fazla kitap okuma vakti bırakmıyor maalesef. Çok ender edebiyat kitapları okuyorum. Seçimlerim genellikle yakın tarih, biyografi ve mutfak kültürü kitaplarından yana. “Evde kal” günlerinde eskiden okuyup da sevdiğim, hem eğlenceli hem bilgilendirici birkaç kitabı raflarından indirip bölüm bölüm tekrar büyük zevkle okudum ve okumaya devam ediyorum. “Memleket Yazıları 1- Hep İstanbul” / Refik Halid Karay; “Memleket Yazıları 4 – Mutfak Zevkinin Son Günleri” / Refik Halid Karay; “Osmanlı Hanımları Mutfakta” / Derleyen: Abdullah Uğur, Çevrim Yazı: Meral Nayman Demir; “Dersim’in Kayıp Kızları”/ Nezahat Gündoğan, Kazım Gündoğan. Bu günlerde Woody Allen’ın otobiyografisi “Apropos of Nothing” i okuyorum. Özellikle Allen filmlerinin tiryakilerine hararetle öneririm. Bir çırpıda okunacak kitaplardan.”

Doğu Yücel – Yazar/ Müzik, Sinema ve Kitap Eleştirmeni

“Yazları genelde o sırada üzerinde çalıştığım kitap için beni besleyecek kitaplar seçmeye çalışırım. Ama bu sene koronavirüs yüzünden takvimim epey şaştı. Bavulumda yeni kitap çalışması için seçtiğim kitaplar da var, epeydir okumak istediğim kitaplar da… En son Ayhan Koç’un “Kara Havadisler Kervanı”nı okudum, çok beğendim. Şu an, baskısı tükendiği için sahaftan bulduğum Berkun Oya’nın “Esneyen Boşluk”u başucumda duruyor. Steven Millhauser’in “Ağaçtaki Kral”ı, Demokan Atasoy’un “Ölümlüler, Deliler, Yalnızlar”ı, Richard Brautigan’ın “Kürtaj”ı, Gündüz Öğüt’ün “Acayiplikler Kapısı” sıradaki diğer kitaplardan bazıları… Bu yaz mutlaka okuyun diyeceğiniz klasik ya da modern, o tek kitap hangisidir? Çok zor bir soru, çünkü “o tek kitap” herkes için her an değişebilir. Ben bir öykü seçkisi söylemek istiyorum, böylece her başka okur için “o tek kitap”ı değil de “o tek öykü”yü bulabiliriz belki. Guy de Maupassant’ın “Horla ve Diğer Fantastik Hikayeler” isimli seçkisindeki öykülerden biri, bu yazın o “iz bırakan” okuma deneyimine sebep olabilir.”

Ece Erdoğuş Levi – Yazar

“Açıkçası ‘yazın okunacak kitaplar’ ya da ‘plaj kitapları’ ayrımı bana biraz suni geliyor, öte yandan yaz mevsiminin benim için diğer zamanlardan bir farkı var, çünkü daha uzun saatler okuma imkânı buluyorum. İlk tercihim de okumak isteyip de ertelemek zorunda kaldığım kitaplarla sevdiğim yazarların yeni çıkan kitapları oluyor. Başucumda Murat Uyurkulak’ın yeni romanı “Delibo” var. Henüz başlamadım, çok merak ediyorum. Bu yaz mutlaka okuyun diyeceğim kitap ise George Perec’in diğer kitaplarının yanında biraz gölgede kaldığını düşündüğüm, yazı yolculuğumda benim için çok özel bir yerde duran “Uyuyan Adam” romanı.”

Elçin Yahşi – Gazeteci/ Televizyon Eleştirmeni

“Benim için yaz okuması diye bir şey yok özel olarak. Ama tatilde hiçbir şeyle bölünmeden okumak var, onu seviyorum çok. Pek tanımadığım genç Türk yazarların kitaplarını götürürüm mutlaka tatile, bir de son birkaç yıldır, The New York Times ‘yaz okumaları’ listesinde olan gerilim romanlarını.  Bu yaz tatile gitmeyeceğim ama yine de TNYT listesindeki kitapları aldım bile: “The Last Flight” – Julie Clark, “This is How I Lied” – Heather Gudenkauf, “The Guest List” – Lucy Foley,  “The Choice” – Gillian McAllister, “These Women” -Ivy Pochoda,  “A Good Marriage” – Kimberly McCreight, “Clean Hands” – Patrick Hoffman. Gamze Güller’in bütün kitaplarını da aldım: “En Çok Onu Sevdim”, “Beşinci Köşe”, “İçimdeki Kalabalık”, “Durmuş Saatler Dükkânı”. Mahir Güven’in “Ağabey”, Murat Uyurkulak’ın “Delibo” romanları, Zehra İpşiroğlu’nun “Televizyon Dizi Pusulası” ve Sema Karabıyık’ın “Gerçeğin Ortasında” kitapları da, başucumda yerini aldı. Eylül başı Elena Ferrante’nin yeni kitabı çıkacak, onu bekliyorum. Bu yaz mutlaka okuyun diyeceğim kitap ise “Bir Alman’ın Romanı” – Sebastian Haffner.”

Eray Ak – Gazeteci/ Kitap Eleştirmeni

“İşin aslı “yaz okuması” diye bir kavrama pek inanmıyorum. Benim için yaz, genelde yayıncıların az sayıda kitap ürettikleri bir dönem olduğu için o sene atladığım, ıskaladığım kitapların peşine düşme fırsatı daha çok. Elim bu dönemde sıklıkla şiir kitaplarının olduğu raflara kaydı. Edip Cansever hep kurtarıcı oldu benim için, bu dönemde de… Mutlaka okuyun diye önereceğim kitap ise; Abdülhak Şinasi Hisar’dan “Fahim Bey ve Biz”.”

Ertuğ Uçar – Mimar/ Yazar

“Benim için yaz tatili, kesintisiz bir-iki hafta süresince bir veya iki kitaba rahat, uzun vakitler ayırabilmek demek. Genelde iki tip kitap seçerim tatil için. Biri atmosferine girebileceğim, okumadığım zamanlarda okuduğum kısmını düşünebileceğim, dönüp bazı kısımlara tekrar göz gezdirmeyi isteyeceğim, karakterleri evirip çevirebileceğim, beni içine alacak bir roman… Bir de kışın okuduğum, ama bir daha okuyayım diye kenara ayırdığım kitaplardan biri… Aylardan sonra ilk kez geçen cuma kitabevine gidip yeni bir kitap aldım. Deborah Levy’den “Sıcak Süt”. Okudum, sevdim. Levent Cantek-Berat Pekmezci’nin “Ankara Üçlemesi”ni geçen hafta bitirdim, çok beğendim. Bir de Aziz Nesin’in kitaplarını tekrar okuyorum. “Zübük” ve “Bir Koltuk Nasıl Devrilir”. Temmuzun ilk yarısındaki tatil için de Buzzati’den “Tam O Anda” ve Yasmina Reza’nın “Babil” kitaplarını ayırdım. Bu yaz mutlaka okuyun diyeceğim kitap ise John Fowles’dan “Büyücü”. Özellikle Akdeniz güneşi altında olacaksanız…”

Ferhan İstanbullu – Gazeteci/ 1777 Markası Kurucusu

“Yaz okuması denince akla ilk gelen plajda salim kafa okunabilecek, sizi derin düşüncelere zerk etmeyecek, kolay ilerleyecek bir kitap seçmekse, tercihim hep biyografilerden yana oluyor. Henüz okumadığım, aklımdaki okunacaklar listesinde yeri olan, kütüphanemde yerini bulmuş lakin elimin henüz var(a)madığı bir kitap geliyor aklıma: Boğaziçi Üniversitesi’nin 21 yıl İngiliz Dili ve Edebiyatı’nın bölüm başkanlığını yapmış, kahkahasıyla bile şöhret kazanmış ikonik öğretim üyelerinden Oya Başak hakkında İzzettin Çalışlar’ın yazdığı “Oya Başak: Kahkahanın Derinliği” adlı kitabı bir solukta okuyacağıma inanıyorum. Başak’ın tam 61 yıl süren eğitimci kariyerinin müthiş hikayeler barındırdığını tahmin ediyor, kendisinin anlatacak hikayesi bol bir karakter olduğunu düşünüyorum. Ayrıca İstanbul’un şimdi tukaka ilan edilen elit tabakasının hep adı geçmiş bir figürü olan Oya Başak’ın hayatının sosyal zenginliği de kitaba olan merakımı körüklüyor, birkaç entelektüel dedikodu da duyacağım için içten içte keyifleniyorum.  Zaten biyografi okurken bir yandan eğlendiğimi de itiraf etmeliyim. Sayfalarda denk geldiğim, adı geçen isimler bazen beni farklı okumalara itiyor, kendimi sevgili google’a yeni sorular sorarken buluyorum. Bunca detayın ardında sende esas ne kalıyor derseniz her hayat hikayesinin barındırdığı ayrı dersler, bakış açıları olduğunu deneyimlemek bazen hayata daha az önyargılı bakmama yetiyor diyebilirim.  Yine nehir söyleşiler de benzer okuma deneyimi yaşattığından ilgi alanıma giren bir diğer janr. Burada kişisel bir merak daha giriyor okuma sürecinin içine: Kitabın kahramanıyla onu sorularıyla yönlendiren editörün dansının niceliğine de kafa yoruyorum. Bu alanda çıkmış hemen her esaslı kitabı okuru olarak editörü fazla cici bulduğum anlar da oluyor. Bazen de bilakis balıklama dalmaları gereken, kitaba samimiyet katacak konulara karşı kahramanı ‘koruduklarını’ görüp bozuluyorum. Karşısındaki, belli ki hakkında nehir söyleşi yapmaya değecek bir hayat deneyimi olan bu karakteri zapturapta alamadığını düşündüğüm ama hikayenin sonunu da merak ettiğim için bırakamadığım çok nehir söyleşi olmuştur. İştahla bir alttaki satıra geçerken aklımın bir köşesinde editörün metni hunharca kesip biçmeyi de gerektiren temel pratiği kitabın ‘yıldızının’ dev egosunun karşısında hayata geçiremediğini düşündüğüm anlar da çoktur. Lüzumundan fazla uzun tutulmuş nehir söyleşiler de nasıl desem, damağımda paslı bir tat bırakır. Hiç unutmadığım iyi bir örnek ise, vakti zamanında Atilla İlhan ile Zeynep Aliye’nin yaptığı “Mavi Adam: Atilla İlhan ile Söyleşiler” adlı kitaptır. Onca yıla rağmen aklımda yer etmiş. Çıkalı çok olmasına rağmen hala gerekli ehemmiyeti gösteremediğim ama bu yaz buluşmamızın mutlaka gerçekleşeceği kitap ise dünyaca ünlü tarihçimiz Halil İnalcık ile Emine Çaykara’nın hazırladığı “Tarihçilerin Kutbu Halil İnalcık Kitabı”… 100 yaşında kaybettiğimiz bu abide insanın hem hayatına dair detayları merak ediyor, hem de konusunda çok başarılı bulduğum Emine Çaykara’nın moda tabirle ‘süreci nasıl yönettiğine’ şahit olabilmeyi merakla bekliyorum.”

Fuat Sevimay – Yazar/ Çevirmen

“Yaz kitabı kış kitabı gibi bir ayrımı pek doğru bulmuyorum. Bu mevsime ve mevsimde okunacak eserlere “light” muamelesi yapılması biraz garip sanki. Oysa yazın dinginliği ile pekâlâ iyi ve derin okumalar yapabiliriz. Şu an elimde iki kitap var. Birincisi Homer Kitabevinin yayınladığı “Aziz Nikolaos Kilisesi Kazıları” diğeri de İthaki Yayınlarından çıkan “Eric Cantona” kitabı. Şu ana dek sıra gelmediyse bile, edebi zevkinize göre bu yaz, “Bir Düğün Gecesi” -Adalet Ağaoğlu veya “Bozkırkurdu”- Hermann Hesse kitaplarından birini okumanızı ve sonra dostlarınızla üstüne konuşmanızı tavsiye ederim. Çünkü edebiyat üstüne konuşulunca güzelleşiyor.”

Gül İrepoğlu – Yazar/ Sanat Tarihçisi

“Doğrusu yaz okuması diye bir ayrım yapmayı düşünmemiştim. Yaz demek Büyükada demek benim için, öte yandan da çalışma tempomu sürdürmek demek, bu kez farklı ortamda…  Her zaman aynı anda birkaç kitap okurum ve bunlar genellikle o sırada üzerinde çalışmakta olduğum konuyla bağlantılı olur, mevsime göre değişmez. Hatta belki kışın yazı çağrıştıran bir şeyler okumayı tercih edebilirim, şimdi düşününce… Epeydir aşk ve yemek ile bu birleşimin görselliği üzerine bir kitap hazırladığım için Andrew Dalby’nin “Bizans’ın Damak Tadı” kitabını tekrar okuyorum bu ara. Mutlaka okuyun diye önereceğim ise Refik Halit Karay’dan “Mutfak Zevkinin Son Günleri” tam bir klasiktir, her koşulda zevkle okunur.”

Gündüz Vassaf – Düşünür/ Yazar

“Belki iki yıldan fazla artık neye elimi atsam yazmakta olduğum kitapla ilgili. Birkaç mutlaka okunmasını önereceğim kitap; “Gılgamış”, türümüzle ilgili hemen her şeyi bildiğimiz ilk efsane olduğu için… “Memleketimden İnsan Manzaraları” – Nazım Hikmet, Türkçe güzelliğinde memleketin insanını tanıttığı için… “Godot’yu Beklerken” – Samuel Beckett, evrenin anlamsızlığında yaşamın gücünü gösterdiği için…”

Hakan Bıçakcı – Yazar

“Okuduğum kitaplar, izlediğim filmler, dinlediğim müzikler mevsime göre değişmez. En azından şimdiye kadar hiç böyle bir ayrım yapmadım. Dolayısıyla “yaz kitabı” diye bir kavram yok benim için. Yakın zamanda okumak için ayırdığım kitaplar sehpanın üzerinde üst üste duruyor: Çehov öykülerinin İletişim Yayınları’ndan yeni çıkan 6. cildi “Düello”, Aylin Kuryel’in hazırladığı, çok beğendiğim kalemlerin sıkıntı kavramı üzerine denemelerinden oluşan “Sıkıntı Var”, büyük bir zevkle takip ettiğim Wolfgang Schorlau’nun polisiye serisinin yeni kitabı “Büyük Plan” ve Wilhelm Genazio’nun Jaguar Kitap’tan yeni çıkan romanı “Elden Düşme Dünya”. Şu an içinse Ayhan Geçgin’in “Uzun Yürüyüş” romanını okuyorum. Çok da iyi gidiyor, şimdiden tavsiye edebilirim. Bu yaz mutlaka okumanız için Macar yazar Sandor Marai’nin “İşin Aslı, Judit ve Sonrası” romanını öneririm.”

Haldun Dostoğlu – Galeri Nev İstanbul Kurucusu

“Ben yıllardır 12 ay süreyle düzenli kitap okuduğum için tatil okuması, yaz okuması gibi tanımlara hiç aşina değilim. Yaz da gelse kış da gelse okumaya devam ettim.  Yaşadığımız olağanüstü durumlar okuma ritmimi hiç değiştirmedi, yani ne daha çok ne de daha az kitap okudum. Defne Suman’ın “Kahvaltı Sofrası” yeni bitti. Elimde ise dostum Cem Erciyes’in gönderdiği iki biyografi var. Şaziye Karlıklı’nın kaleme aldığı “Emine Adalet” ve “Benli Belkıs”. Başucumda sırada bekleyen kitap ise Amin Maalouf’un “Uygarlıkların Batışı”. Henüz okumamış olan varsa şiddetle tavsiye edeceğim kitap ise Haruki Murakami’nin “Kumandanı Öldürmek” kitabı olacaktır.”

Hülya Çelik – Kitap Eleştirmeni/ Çevirmen

“Yaklaşık dört ay önce başlayan ve ne zaman biteceğini kestiremediğin zorunlu pandemi tatilini elimden geldiğince okuma kampına çevirmeye çalıştım. İş-güç derken okumaya fırsat bulamadığım bütün kitapları yığdım masamın üstüne. Bu zorunlu tatil yaz tatilini de yutunca, bugüne kadar yaz okumalarımda tercih ettiğim, kumların üstünde kolayca okunacak, akıcı, yılın zihin yorgunluğunu alacak kurgu kitaplar yerini kendi içime dönmemi sağlayan, beni iç hesaplaşmalara ve öz farkındalığıma yönelten, psikoloji ağırlıklı kurgu dışı kitaplara bıraktı. Tatile çıkmayı tercih etmediğim için evde bolca okuyarak ve yazarak geçirdiğim bu günlerde, elimde Walter Isaacson imzalı “Steve Jobs” biyografisinin İngilizce orijinali var. Üzerinde çalıştığım bir çeviriye başvuru kaynağı olarak alıp, çeviriyi bitirdiğim halde elimden bırakamadığım bir kitap oldu. Steve Jobs’ın hayatı tam bir başarı öyküsü; kendimizi tükenmiş, sıkışmış hissettiğimiz, kimimizin işsiz kaldığı, kimimizin çıkmaza girdiği şu günlerde yeni atılımlar için ilham verici olabilir. Türkçe okumak isterseniz Domingo Yayınevi imzalı çevirisi de mevcut. Her ne okuyor olursam olayım yanı başımdan hiç ayırmadığım bir kitap var ki bana bu tuhaf süreçle baş etmeyi, öze dönüşün tek yolu olan iç monologlarıma kulak vermeyi, iç dünyamda sığınabileceğim bir iç kale kurmayı öğretti: Mine Özgüzel’in Kafka’dan Dostoyevski’ye, Virginia Woolf’tan Simone de Beauvoir’a uzanıp varoluşu sorguladığı “Edebiyat Terapi-Yoksunluktan Varoluşa”. Ruhunuz özgürlüğüne kavuşsun istiyorsanız mutlaka okuyun.”

Hülya Ekşigil – Gazeteci/ Yemek Yazarı

“Yıl boyu kütüphanemin raflarından bakışıp durduğum, henüz kapağı açılmamış kitapların çoğunu okuyabileceğimi sanarak çıkıyorum yaz tatillerine. Ama ruhumu internete sattığım için yarısını bile okuyamadan geri dönüyorum. Kışın çoğunlukla yaptığı işle ilgili kitaplar okuyor insan. Yaz tatili ise sadece sevdiğim yazarlara zaman ayırmak ya da yeni bir yazarı keşfetmek demek. Öykü özellikle sevdiğim bir tür olduğu için tatil çantamda bir- iki yeni öykü kitabı olur genellikle.  Bu yazın ‘olağanüstü’ bir yaz olduğunu aklıma getirmeyecek kitaplar okumayı tercih ediyorum. Şu anda dönüşümlü okuduğum iki kitap var: Tim Parks’ın “Europa”sı ve Natalia Ginzburg’un “Aile Sözlüğü”. Onları bitirince sırada Oğuz Haluk Alplaçin’in (Hayalet Oğuz) hayatını anlatan, “O Pera’daki Hayalet” var. Ara ara öykü antolojilerinden birer, ikişer hikâye okurum. Saul Bellow’un “Collected Stories”i ve “Çağdaş Arap Öyküleri” bu aralar en sık elime aldığım öykü kitapları.  Bu yaz okumak için önereceğim kitabı, edebi değeri kadar iç açıcı olmasını da hedefleyerek seçtim. Refik Halit Karay’ın “Mutfak Zevkinin Son Günleri” olağanüstü esprili dili, mutfak kültürümüz üzerine eşsiz hikayeleri ve daima tebessüm ettiren hınzır tespitleriyle benzersiz bir kitap. Yemek konusuyla ilgisi olmayanların bile ellerine aldıkları anda bir daha bırakamayacakları lezzette. Hani bir yandan yutar gibi okurken, bir yandan da ‘bitmesin, bitmesin’ diye sayıkladığınız o çok özel kitaplardan.”

İnci Aksoy – EKAV/ Eğitim Kültür ve Araştırma Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı

“Genel olarak işim icabı sanat ile ilgili kitapları okumayı severim! Yaz veya kış kitap okuma zevkim pek değişmez! Uyumadan önce mutlaka kitap okurum. Bu aralar başucumda, okuduğum üç kitap var. Alistair Hicks’in yazdığı “Küresel Sanat Pusulası, 21. Yüzyıl Sanatında Yeni Yönelimler”. Kitap günümüz sanatını çözmemize yardımcı oluyor. Yine Hıfzı Topuz’un yazdığı “Paris Sürgünü”, Avni Arbaş, Zerrin ve Derya’nın öyküsünü anlatıyor.  Tavsiye edeceğim kitap ise; Amerikan psikolojisi ve varoluşçu psikoterapinin önde gelen ismi Rollo May’in “Yaratma Cesareti”. Felsefe ve sanatla yakın ilişkisinden ötürü, Rollo May yaratıcılık konusunu ilginç bir perspektiften inceliyor! ‘Yeni olan’ın her yerde fışkırdığı bir dünyada, insanın bilinçdışı kaynaklara güvenmesi gerektiğini savunuyor. İlham verici bir kitap!”

İrem Uzunhasanoğlu – Yazar/ Çevirmen/ Kitap Eleştirmeni

“Yaz veya kış diye ayrım yapan bir okur değilim ama bazen yaz ayları okumayı ertelediğim romanlar için bir fırsat da olabiliyor. Kendi romanım için okumam gerekenler, çevirisini yaptığım yazarlarla ilgili dönem okumaları, yazacağım makaleler için teknik okumalar fazlalaşınca kişisel zevkim için okumak istediğim romanları erteliyor ya da bekletiyorum. Sevdiğim arkadaşlarımın, heyecanla takip ettiğim dünya yazarlarının romanları çıkıyor ve bazen birkaç ay masamın üzerinde kalabiliyor. İşte yaz aylarında tüm bu birikmiş okumaları yapmak için uygun zamanlar yaratabiliyorum.  Bu ay çok güzel kurgu kitaplar okudum. Her biri kurmaca ve anlatım tekniklerinde uzmanlaşmış harikulade yazarlardı.  Deborah Levy, Julian Barnes, Lydia Davis, Jesmyn Ward, Olga Tokarczuk bunlardan birkaçı. Sırada bekleyen üç tane de Mehmed Uzun romanı var. Bu yaz mutlaka okuyun diyeceklerim; “İşin Aslı, Judith ve Sonrası” – Sandor Marai (YKY) ve eğer ikinci bir roman önerme şansım varsa Margaret Atwood’un “Damızlık Kızın Öyküsü”ne otuz beş yıl sonra yazdığı devam romanı ”Ahitler” (Doğan Kitap).”

İsmet Berkan – Gazeteci

“Ben yaz okuması ne demektir bilmiyorum. Okumak hem merakım hem de işimin bir parçası olduğu için bende mevsime bağlı değil. Tek fark belki şöyle olabilir bende: Artık daha çok geceleri okuyorum ama bana kendini gündüz de okutmak isteyen kitapları çok daha fazla seviyorum. Halen elimde John Bolton’un “The Room Where it Happened”i var, ama bitmek üzere. Bir yandan da mükemmel bir Keynes biyografisi okuyorum, “The Price of Peace.” Arkada daha hafif okumalar da beni bekliyor, artık aramızda olmayan Philip Kerr’ın son Bernie Günter polisiyesi mesela. Yine kuyrukta bekleyen Adam Becker’ın “What is Real”i, ilk seferinde yeterince nüfus edemediğim için ikinci kez okunmak isteyen James Gleick’ın “The Information”ı ve uzun yıllardır okuduğun en iyi bilim kurgu olan Cixin Liu’nun “The Three-Body Problem”ının üçüncü ve son kitabı da vicdan azabı gibi duruyor. Yıllardır “Savaş ve Barış” elimin altında duruyor, her boş kaldığımda ondan birkaç sayfa daha okurum. Bir roman gibi değil de daha çok bir yazma dersi gibi okuyorum sanırım. Amatörce bilim felsefesiyle ilgileniyorum. Bence 20. yüzyılın en önemli bilimsel/felsefi tartışması Albert Einstein ile Niels Bohr arasında başlayıp bugün dahil devam eden ve kuantum mekaniğinin temelinden başlayarak fiziki evrenin varlığını sorgulayan tartışma. Bu konuda benim okuduğum en güzel kitaplardan biri “The Age of Entanglement” adını taşıyor; dönüp dönüp bazı bölümlerini yeniden okuduğum kitabın yazarı Louisa Gilder. İki yıl önce, bir sebeple döndüm, Isaac Asimov’un Robot, Vakıf, İmparatorluk serilerinin tamamını yeniden okudum. Çok eğlendim, Asimov’a olan hayranlığımı da bir kez daha hatırladım.”

Koray Gürtaş – Spor Yazarı

“Açıkçası mevsimlerin okuma dünyamda özel bir etkisi yok. Sadece tatil nedeniyle yaz döneminde süre artışı var. Bir de nadiren seyahat yapacağım yerlere dair bilgi almak için ilgili bölgelere dair kitaplar okuyabiliyorum. Şu an Ken Kesey’in “Guguk Kuşu” adlı romanını okuyorum. Bu eserden sinemaya uyarlanan filmi ve tiyatroya uyarlanan oyunu izlemiştim. Kitapla olayın kaynağına dönüp üçlemeyi tamamlayacağım. Beni bu kitabı okumaya 13 yaşındaki oğlumun yönlendirmesi ise benim için ayrı bir motivasyon kaynağı. Bu yaz mutlaka okunması için çok yaratıcı bir cevap olmayacak belki ama İhsan Oktay Anar’ın “Puslu Kıtalar Atlası”nı öneriyorum. Bir kitaptan çok ötesi… Anlattıkları bambaşka ufuklar açıyor zihninizde. Ayrıca “Puslu Kıtalar Atlası”, kelime dağarcığınızı ciddi biçimde zenginleştiriyor.”

Meral Tamer – Gazeteci/ Klasik Müzik Yazarı

“Yaz tatillerinde özellikle ciddi ve derin okumalar yaparım. Üzerine uzun düşünmek istediğim, okurken dallanıp budaklanan araştırmalar yapabileceğim kitaplar seçerim. Çünkü vaktim vardır ve ben her zaman öğrenmeye açımdır. Okuduğum son 3 kitap: Andrey Platonov’dan “Can”: Stalin dönemiyle ilgilenenler için. Emile Ajar’dan “Onca Yoksulluk Varken” ve Haruki Murakami’den “Kumandanı Öldürmek”. Hararetle tavsiye edeceğim kitaplar ise; Amor Towles’ten “Moskovada Bir Beyefendi”, Emre Caner’den “Kaplumbağa Terbiyecisi” (Osman Hamdi Bey’in hayatı), Muriel Barbery’den “Kirpinin Zarafeti.”

Nazlı Pektaş – Sanat Tarihçisi/ Eleştirmen

“Yaz okuması, kışın okumaya vakit ayıramadığım ya da yarım bıraktığım kitapların sonuna ulaşmak demek benim için. Özellikle bir başlık vermem çok zor. Türkçeye yeni çevrilmiş kitapları takip etmeyi seviyorum. Ferah bir yaz geçiriyorsam öykü okumaktan vazgeçmiyorum. Yazın içinde, yaz gibi olmayan bir zamandayız. Mart ayından beri tüm dünyayı kilitleyen salgın sebebiyle evde olmak epeyce eve dair düşünmemi ve yaşadığım tüm eski evleri hatırlamamı, okuduğum kitaplardaki evleri yeniden hayal etmeme sebep oldu. Bu süreçte kütüphanemde olan ama daha önce hiç başlamadığım bir kitaba başladım: “Üst Kat Komşusuna Mektuplar”. Marcel Proust’un, Haussmann bulvarı 102 numaralı evin üçüncü katında oturan komşusu Madam Williams’a yazdığı 26 mektup… Mektuplardan üçü kadının Amerikalı diş hekimi kocası Charles D. Williams’a yazılmış. Muayenehane, gürültü fobisi olan Marcel’in üst katında. Mektuplar şikayetler eşliğinde gürültüyü oturduğunuz odaya kadar getiriyor… Kitap Elif Gökteke çevirisiyle 2015 yılında Yapı Kredi Yayınları tarafından yayınlanmış. Victor Hugo’nun “1871 Paris Komünü Günleri” bu yaz listemde ilk sırada. Kitap, Hugo’nun 1871 yılını anlatan günlüğü. 26 Mart 1871’de kurulan Paris Komünü, ilk işçi iktidarıdır ve Fransız hükümeti 30 Mayıs 1871 yılında komünü dağıttıktan sonra 30.000’den fazla insanı öldürecek 7000’den fazla işçiyi sürgüne gönderecektir. 72 gün iktidarda kalan komün iki ay sonunda dağılsa da tarihteki ilk proleter devrim olarak kayıtlara geçecektir… Paris’in ve Victor Hugo’nun kayıpları üst üste biniyor iç içe geçiyor… Kitap Ekin Özlü Akseki’nin çevirisiyle Kırmızı Kedi Yayınları tarafından klasikler serisi içinde geçtiğimiz ay yayınlandı.”

Necmi Sönmez – Küratör/ Sanat Eleştirmeni

“Yaz ya da kış aylarında yaptığım okumaları kesin çizgilerle birbirinden ayırmanın mümkün olmadığını düşünüyorum. Normal zamanlarda da, tatil dönemlerinde de kendime belirlediğim bir okuma temposu var: Her hafta bir kitap. Bunları asıl uğraşı alanım olan sanat, sanat tarihi dışından seçmeye çalışırım. Ancak elime aldığımda, bunu belki yaz tatilinde okurum diye ayırdığım kitaplar da oldu. Bunlar okurken not almamı gerektirmeyen, günlük, biyografi, mektup, tarihsel roman türlerinde kaleme alınmış olan kitaplardır. Yaz aylarında havanın geç kararması nedeniyle özellikle akşam vakitlerinde başlayan okumaların çok keyifli bir hale geldiğini hep yaşadım. Yaseminli yeşil çayın eşlik ettiği okumaların tadı deniz kıyısında ya da orman kenarında her zaman başkadır. Yolculuk yapmanın kolay olmadığı bu yaz dönemi için kendime aşağıdaki kitapları ayırdım, yavaş yavaş onları okuyorum: Tomris Uyar, “Bir Uyumsuzun Notları”, 2 Cilt, YKY; Erhan Altan, “Bu Gece Neden Uyuyamıyorum Evimdeki Yatağımda, Garip Üzerine Yepyeni Tezler”, Turkuaz Yayınları; Stefan Zweig, “Rausch der Verwandlungen”, Fischer Verlag; Quentin Bell, “Virgina Woolf A Biography”, Harvest Book. Bu yaz mutlaka okuyun diyeceğim kitap ise Siri Hustvedt, “What I Loved”. Bildiğim kadarıyla henüz Türkçeye çevrilmedi.”

Nermin Mollaoğlu – Edebiyat Ajanı (Kalem Ajans Kurucusu)

“Mevsimlere göre okuduğum kitapların türlerinde bir değişiklik olmuyor. Sadece havalar güneşliyken oluşan farklılık olarak şunu söyleyebilirim. Son birkaç yıldır sesli kitaplarda daha fazla seçeneğe ulaşabilmemiz şahane oldu. Yazın daha uzun yürüyüşlere çıkıyorum ve kulaklarımda sevdiğim bir kitapla kilometrelerce adım atıyorum. Eskiden sadece çok satan kitaplar, geniş kitlelerin seçimi olacak kitaplar sesli kitaba dönüşüyordu, şimdi seçeneklerin daha fazla olmasından mutluyum. Fuat Sevimay’ın yeni romanı “Bendeniz James Joyce” ile Salih Seçkin Sevinç’in Epsilon’dan çıkacak yeni romanını heyecanla okumayı bekliyorum. Üstün Dökmen’i temsil etmeye başladık. Bir kurgu bir de kurgu dışı kitabını bitirmek üzere, onları da bekliyorum. Önceki romanlarını da okuyacağım. Bence herkesin okumuş gibi yaptığı klasik eserler vardır, çoğunu da alıp kitaplığımıza koymuşuzdur. Ben onlara -mış eserler diyorum. Çoğu da mis gibi edebiyat oluyorlar. İşte kendimizi kandırmadan o kitapların kapaklarını açmayı öneriyorum, devamı gelecektir.”

Nihan Bora Sapmaz – Gazeteci/ Tiyatro Eleştirmeni

“Yaz tatili için yolda, kumsalda okuyacağım kitapları ayrıca seçiyorum. Çok risk almıyorum ve mümkünse kalemini bildiğim yazarların, varsa yeni çıkan ya da okumadığım kitaplarını tercih ediyorum. Bir de bir haber veya röportajın içinde bir detayıyla beni etkisi altına alan kitapları da yaz okumaları için ayırıyorum. İçerik olarak da, mümkün olduğunca tatlı bir hikayesi olan veya psikoloji ağırlıklı kitaplar benim yaz tatilinde önceliklerim arasında bulunuyor. Yaklaşık iki yıldır anne olmanın heyecanıyla doğuma, anne / ebeveyn olmaya, çocuk yetiştirmeye dair çok fazla kitap okudum. Hatta o kadar çok okudum ki, bir noktada başa döndüm ve durdum. Bu kitapların büyük çoğunluğu, halihazırda içimde var olan bilgilerle karşılaşmamı sağladı. Sadece bu yüzden bile çok kıymetliler. Bunlardan birkaçı hala başucumda; “Işığın Yolu”, “Bütün-Beyinli Çocuk”, “Zen Ebeveynliği”, “Konuş ki Dinlesin Dinle ki Konuşsun” ve “Geliştiren Anne-Baba”. Bunların dışında yeni çıkan kitaplardan, her zaman yazdıklarına hayran olduğum Murat Uyurkulak’ın “Delibo”su ve ilk kez okumaya başladığım Robert Seethaler’ın “Toprak”ını okuyorum şu sıralar. İkisi de sanırım en sevdiklerim sıralamasına şimdiden girdiler bile. Bir de sık sık oğlum Deniz Bora’ya Linda Sarah’ın yazdığı “Sıkı Dostlar” kitabını okuyorum. Onu da başucu kitabımdan sayabiliriz sanırım  Klasik ya da modern kitaplardan değil belki ama benim son yıllarda okuduğum ve herkesin okumasını dilediğim iki kitap var. Birincisi; yazılarını, konuşmalarını yakından takip ettiğim Prof. Dr. Selçuk Şirin’in “Yetişin Çocuklar” kitabı. Sadece oğluma ve onun geleceğine bakmamı sağladığı için değil, ebeveyn olarak kendimize de bakmamızı da sağladığı için bence muhteşem bir kitap. Bir diğer önereceğim kitap da, zaman kavramıyla derdi olanların kafasındaki soru işaretlerinin hepsini cevaplayacak nitelikte olan “Hissedilen Zaman”. Marc Wittmann’ın, hissedilen ve yaşanan zamana dair kaleme aldığı bu kitabın en vurucu cümlelerinden biri de buydu: “Yaşanmış bir olayı değiştiremeyiz, ama deneyimlerimiz sayesinde şimdiki zamanla ve gelecekle daha iyi yüzleşebiliriz.”

Sedat Demir – Yayıncı (Othello)

“Açıkçası bu biçimde bir okumam yok. Hatta daha çok vakte sahip olduğum için genellikle bitiremediğim hacimli kitapları yaz tatillerinde tamamlarım. Yakınlarım şikâyetçi olabiliyor bundan: hem daha az kulaçlı hem de daha karışık bir bavul ortaya çıkıyor. Evde bulunduğum süreç ise, profesyonel yaşama yazları daha az vakit ayırdığım için daha çok okuyabiliyorum. Hem böylesi mesleğim için de ilham verici. Evet, haklısınız, bu yaz diğer yazlarımıza benzemiyor. Alışık olduğumuz her şeyin ötesinde görünüyor, bizzat ben bir gün sonrasını bile tahmin edemiyorum. Ben de bu belirsizlikte yarım bıraktığım J. Safran Foer’i tamamlayayım diyorum. Bir de “Yapraklar Evi” – Mark E. Danielewski var masada. Bu yaz mutlaka okuyun diyeceğim iki kitap aklıma geliyor. İlki favorilerim “Gecenin Öteki Yakasına Yolculuk” – Van Mersbergen ve “Teneke Trampet” – Günter Grass. Bir de Homeros’un “İlyada ve Odysseia”sı. Bu ikisi ile Madeline Miller’ın “Ben Kirke” ve “Akhilleus’un Şarkısı” birlikte güzel olur.”

Selahattin Özpalabıyıklar – Editör/ Yazar/ Çevirmen

“Benim okumalarım düzensizdir, programsızdır. Dolayısıyla “yaz okuması” diye bir şeyim de yok. Tatilde deniz kıyısında (zaten yüzmem) Adorno, Benjamin (anladığım kadar) okuduğum gibi, kışın sıcak salonda bulabildiğim en hafif kitabı okuduğum da olur. Şu sıralarda daha çok “profesyonel okuma”lar yapıyorum. İş için okuyorum yani. Uzun zamandır Brian Dillon’ın “Essayism”ini çeviriyorum, bitmek üzere. Kitapta Montaigne’den bugüne pek çok denemeci geçiyor, alıntılar, göndermeler vs. Dillon’ı doğru anlayıp doğru çevirmek için, bu metinleri ve varsa çevirilerini bulmam gerekiyor. Yüzlerce sayfa okudum, bir o kadar da okuyacağım. Ama hiç sıkılmıyorum, aksine hem eğlendirici hem de öğretici oluyor benim için. Bu vesileyle Dillon’ın değindiği kitaplardan Joan Didion’ın “Mavi Geceler”ini bu yaz mutlaka okuyun diyebilirim, özellikle de ana babalara. (Hiç beklemiyordum ama, 2014’te Püren Özgören çevirisiyle Domingo’dan çıkmış.) Üstüne de bir Netflix belgeseli seyredin: Joan Didion: “The Center Will not Hold”.”

Selçuk Demirel – Çizer/ Düşünür

“Kitap okumalarımın rengi ve içeriği mevsimlerin değişimi ile bir farklılık göstermiyor. Mutlaka yazın içini püfür püfür serinleten, kışın ise bir yün kazak gibi saran, içini dışını ısıtan kitaplar vardır. Çok önceden yaz-kış demeden seçip aldığım kitapları, zamanım yettiğince okumaya çalışıyorum. Koronavirüs salgını öncesi başladığım Albert Camus’nün “La Peste” (Veba)’sını karantinanın ilk haftalarında bitirdim. Daha sonra John Le Carré’nin “L’Heritage des Espions” romanı ile Column McCann’ın harika romanı “Et que le vaste monde poursuive sa course folle” ve bugünlerde de İhsan Oktay Anar’ın “Efrasiyab’ın Hikayeleri” kitaplarını okudum. Robert Walser’in iki küçük kitabını yeni satın aldım. “Seeland” ve “Petite Prose”. Sanırım önümüzdeki günleri bu iki kitabı okumaya ayıracağım. Bu son 2-3 ayda birkaç kitap projesi üzerinde çalıştım. Daha önce çizdiğim İstanbul resimlerimi “Birdenbire İstanbul” adı altında bir kitap projesine dönüştürdüm. Bu kitaba İstanbul üzerine yazılmış metinlerden alıntılar yapabilmek için yukarıda sözünü ettiğim kitapları okurken paralel bir okuma daha yaptım. Abidin Dino’nun “Pera Palas”ı, İlhan Berk’in “Galata”, “Pera” ve “İstanbul” kitabı. Ahmet Hamdi Tanpınar’ın “Beş Şehir” kitabından sadece İstanbul, Fikret Adil “Asmalı Mescit 74”, Demir Özlü “Bir Beyoğlu Düşü”, Salah Birsel “Ah Beyoğlu Vah Beyoğlu, Murat Belge’nin “İstanbul Rehberi”, Gündüz Vassaf’ın “Boğaziçi’nde Balıklar” kitaplarını ve de Edip Cansever, Oktay Rifat, Melih Cevdet, Orhan Veli, Bedri Rahmi, Ülkü Tamer, Refik Durbaş, Turgut Uyar ve Ece Ayhan’ın şiirleriyle haşır neşir bir okuma dönemiydi. Bir çeşit özlem giderme de diyebiliriz. Okunmasını önereceğim tek kitap çok zor, ama her biri tek tek başyapıt olan birkaç kitap önerebilirim. Tolstoy “Diriliş”, Gabriel Garcia Marquez “Yüzyıllık Yalnızlık”, Yaşar Kemal “İnce Memet”, Fernando Pessoa “Huzursuzluğun Kitabı”, Orhan Pamuk “Kafamda Bir Tuhaflık”, İhsan Oktay Anar “Suskunlar”.”

Selin Söl – Daire Sanat Kurucusu

“Yaz tatillerinde belki alışılagelmişin dışında olacak ama “tam yaz okuması” diyebileceğimiz hafif ve sürükleyici romanlar yerine, kışın yoğunluktan okuyamadığım üzerinde zaman harcanması gereken çoğunlukla da uzun romanları tercih ediyorum. Böylelikle kafam işle güçle meşgul olmadan konsantre bir şekilde okumamı yapabiliyorum. Mayıs – haziran ayları boyunca okuma grubum Müşterek Okurlar’ın seçtiği, Louis-Ferdinand Celine’in “Gecenin Sonuna Yolculuk” isimli varoluşçu romanını okuduk. İki Dünya savaşını da deneyimleyen ve aynı zamanda hekim de olan yazar, insan kötücüllüğünün akıl dışılığını ve insan doğasına ilişkin hayal kırıklığını anlatıyor. Haziran ayı sonunda da bir zoom toplantısıyla kitabı tartıştık ve yorumladık. Farklı mesleklerden gelen okur arkadaşlarımla kitabı tartışınca, metinler bende çok daha derin bir iz bırakıyor. Bu yaz mutlaka okuyun diyeceğim kitap ise bu yaz okuma grubumuzla okumayı seçtiğimiz Robert Musil’in dört ciltten oluşan “Niteliksiz Adam” adlı kitabı. Oldukça zorlayıcı bir kitap olduğunun farkındayım ancak yaz dışında da vakit ayırılamayacak uzunlukta ve zahmetli bir okuma olacağı için önümüzdeki iki ayı bu kitabı okumakla geçirmeyi hedefliyorum.”

Sevengül Sönmez – Akademisyen Yazar/ Editör/ Küratör

“Merak ettiğim alanlarda bir okuma listesi hazırlayıp sistemli bir okuma yapmaya çalışıyorum. Bu listeleri kimi zaman tematik kimi zaman da türler üzerinden hazırlıyorum. Pandemi sürecini ve bu yazı uzun zamandır merak ettiğim sanat okumalarına ayırdım. Listem şöyle: Simon Houpt, “Kayıp Eserler Müzesi”, YKY; Amy Dempsey, “Sanatın Olmazsa Olmazları Modern Sanat”, Hep Kitap; Pieter Steinz, “Avrupa’yı Avrupa Yapan Değerler”, Alfa Yayınları; Marina Abramovic, “Duvarlardan Geçmek”, Everest Yayınları; Jean-Yves Jouannais, “Yapmamayı Yeğlerim”, Corpus Yayınları; Michael Wilson, “Çağdaş Sanat Nasıl Okunur?”, Hayalperest Yayınları. Philippe Sollers’in “Merkez ve Güzellik” (Alfa Yayınları) başucumda (ama hemen bitecek); Cyril Gély’in “Ödül” (Timaş Yayınları) adlı romanını da çok merak ediyorum, sırada o var. Çok sevdiğim iki kitabı anmak istiyorum: Robert Seethaller’in “Bütün Bir Ömür” (Timaş Yayınları) romanı ve Filiz Ali’nin anılarından oluşan “Yok Bi’ Şey Acımadı ki”, (YKY). Her ikisi de bir ömrü nasıl geçireceğimize dair şeyler anlatıyor.”

Tansa Mermerci Ekşioğlu – SPOT Projects Kurucu Ortağı

“Yaz aylarında kişisel gelişim üstüne kitapları tercih ediyorum. Klasik kitaplar da ilgimi çeker. Deepak Chopra “Meta Human”, Andrea Wulf “The Invention of Nature”, ve Krishnamurti “Freedom From The Known” kitaplarını okudum. Dr. David Permutter’in “Grain Brain” kitabı da sırada. John Steinbeck’in “Of Mice and Men”i ve Leo Tolstoy’un “War and Peace”i en sevdiğim klasik kitaplardan…”

Zeynep Güven Ünlü – Gazeteci

“Bu dönemde okuma alışkanlıklarımda iki değişiklik oldu: Le Book adlı dört kişilik bir kitap kulübüne katıldım ve e-reader’dan okumaya başladım. İkisi de hayatımı çok zenginleştirdi. Okumanın yazı kışı olmaz diye düşünüyorum. Plajda “hafif kitap” okunur, sinemaya kötü havada gidilir gibi önermeler de bana ters. Hangi kitap olursa olsun, yazın serin, kışın sıcak bir odada, tek başıma uzanarak okumayı seviyorum. Pandemi başladığından beri, roman, nehir söyleşi, biyografi, kurgu dışı… birbiriyle ilgisi olmayan kitaplar okudum. Beni en çok etkileyen, Sefa Kaplan’ın Ahmet Hamdi Tanpınar biyografisi “Geç Kalan Adam” oldu. Kaplan, çok emek vermiş, zaten “takıntılı” olduğu Tanpınar’ın hayatını ve yazdıklarını bu kitap için didik didik etmiş. Dahası, 1962’den beri Aşiyan’daki mezarında ebedi uykusunda olan yazara öldükten sonra da yazma fırsatı vermiş! Kitabın bazı bölümlerinde Ahmet Hamdi Tanpınar’la Sefa Kaplan’ın birbirlerine yazdıkları mektupları okuyoruz. Mektupların birinde, Tanpınar, Kaplan’a kitaplarının yalnızca Türkiye’de değil dünyada da bu kadar ilgi görmesine inanmakta zorlandığını söylüyor mesela. Tanpınar’ın geç gelen bu ilgiden haberdar olduğu yanılsaması bile beni mutlu etti. “Geç Kalan Adam”, Tanpınar’ın hayatı ve dostlarıyla ilgili pek çok ilginç detayı içeriyor. Sefa Kaplan, yine mektuplar üzerinden, övgüleri gibi eleştirilerini de Tanpınar’ın “yüzüne” söylüyor. Bir kitapsever olarak oya gibi işlenmiş bu özgün kitabın daha çok okunmasını ve konuşulmasını isterim.”

Zeynep Miraç Taner – Gazeteci

“Yaz okuması denince akla “daha hafif” okumalar geliyor belki ama Arnon Grunberg’in “Tirza”sını bir iskele üzerinde bitirdiğim düşünülürse, okumalarımı pek mevsimlere böldüğüm söylenemez. Şu anda birkaç kitap var başucumda: James Baldwin’in “Bir Başka Ülke”si (YKY), Selçuk Altun’un yeni kitabı “Ayrılık Çeşmesi Sokağı” (İş Bankası Kültür Yayınları) ve Ferhan Şensoy’un “Dündeste”si (Ortaoyuncular Yayınları). Kendime de “Mutlaka oku” diye not düştüğüm bir kitap var: Katherine Rundell imzalı “Neden Çocuk Kitapları Okumalıyız” (Domingo). (3,5 yaşındaki kızım sayesinde keşfettiğim çocuk kitaplarıyla çok mutluyum)”

Zeynep Tanbay – Dansçı/ Koreograf

“Sadece total sessizlik, huzur ve ruh dinginliğinde kitap okuyabilen sorunlu bir insan olmam nedeniyle, yaz benim için kıştan elimde ve hep yarım kalmaya mahkum kitapların, elden bırakılmadan okunma zamanıdır. Elimde kıştan yarım kalan Şule Gürbüz’ün “Coşkuyla Ölmek” kitabı var. Her ne kadar dünya şu salgın sürecinde hiç de coşkulu ölümler yaşamadıysa da, Şule Gürbüz’ün öyküleri ilk okuduğum kitabından beri dili, kurgusu ve hayat felsefesiyle çok ilgimi çekti. “Zamanın Farkında” adlı kitabında hayata, ölmeden önceki yaşanan o hayata söyleyecek sözleri var Şule Gürbüz’ün. Hayatı ve ölümü anlamlandırmaya çalışıyor, yaşama telaşı içinde durup düşünülmeyenleri dillendiriyor. Ölüm hem bir tabu, konuşulmak, düşünülmek istenmeyen, hem de tüm ölümlere rağmen insanların hiçbir şey olmamış gibi yaşamaya, yaşamlarına devam etme halleri çok güzel tanımlanıyor. Pandemi süreci için de çok geçerli bir durum… Bir de müthiş bir kelime hazinesine sahip olması, onlarca hiç bilmediğim ve bir o kadar da bilip artık kullanılmayan kelimeleri hatırlatması, Şule Gürbüz’e ayrı bir hayranlık yaratıyor. İşte bu yüzden, bu yaz Coşkuyla Ölmek var! Bu yaz mutlaka okuyun diyeceğim kitaba gelince… Tek kitap zordur, çünkü o “tek” kitabına tutulduğunuz tüm yazarların “tüm” kitapları vardır sizin için. Orhan Pamuk’un tüm kitapları arasından bu soruya “doğru” yanıt verebilmek adına “Benim Adım Kırmızı” diyeceğim. Fikir, üslup, kurgusu ile inanılmaz yaratıcı bir roman. Sanki kitap bir nakkaşın resmettiği bir eser gibi. Yazı resim olsa veya nakkaşın resmi roman olsa “Benim Adım Kırmızı” olurdu.”

Raftakiler 4 Eylül 2020

Sahtekâr Javier Cercas Çeviren: Gökhan Aksay Everest Yayınları Roman 440 Sayfa “Sınırın Yasaları”, “Saplantı” ve “Kiracı” romanlarıyla tanıdığımız, çağdaş dünya edebiyatının usta kalemlerinden Javier Cercas; Sahtekâr’da, İkinci Dünya Savaşı sırasında Nazilerin toplama kampında kaldığını, ...

Henüz 29 yaşında dünyanın en prestijli edebiyat ödülünü kazandı!

Her yıl, Dünya edebiyatının İngilizceye çevrilen en iyi eserlerine verilen Uluslararası Booker Ödülü’nün 2020 yılı kazananı geçtiğimiz günlerde belli oldu. Marieke Lucas Rijneveld, ilk romanı “The Discomfort of Evening” ile Uluslararası Booker Ödülü’nü kazanan en genç yazar ...

Bu hafta kaçırmayın 4 Eylül 2020

4 EYLÜL CUMA 13.00 SERGİ Alexis Gritchenko: İstanbul Yılları Meşher, tekrar kapılarını açan bu sergisinde 1919-1921 yılları arasında Moskova’dan kaçıp İstanbul’a sığınan usta bir ressam, sanat eleştirmeni ve yazar Alexis Gritchenko’nun İstanbul günlerine odaklanıyor. Gritchenko’nun kariyerinde ...