Covid ve sinemanın geleceği...

Sinema tam olarak ölür mü?

Sinema salonları ne kadar tedbir uygularsa uygulasın, seyirciyi çekmek için hala zorlanıyorlar. Geçtiğimiz aylarda tüm dünyadaki film ve televizyon prodüksiyonları yapıma ara vermiş olsa da genel olarak baktığımızda son on yılda vizyona giren filmlerde muazzam bir artış var. Ancak seçenek artsa da pandemi öncesi dahi seyirci seçimini ev için kullanıyordu. Peki, pandemi sonrası sinemanın geleceğini ne bekliyor?

ALİ ARIKAN

Konuştuğum pek çok kişinin de yaşadığı bir durum var. Gün içinde, arada sırada, spor yaparken veya yemek yerken veya herhangi bir işle meşgulken, içime garip bir his geliyor. Budistlerin bodhi dediği, aydınlanma gibi bir şey bu. Her şeyin değiştiğini fark ediyor insan, daha birkaç ay öncesine göre çok farklı bir dünyada yaşadığı aklına geliyor. Covid’in hayatımıza ve hatta uygarlığa bahşettiği bu “yeni normal” –hatta “yeni anormal”— bilim kurgu filminde figüranmışım gibi bir duygu. Yok virüsmüş, yok karantinaymış, hiçbirimizin tecrübe etmediği bir garip olay bu. Sosyal, ekonomik ve psikolojik etkilerini tam anlayamıyoruz, hatta tahayyül bile edemiyoruz. Ama bir şeylerin değiştiği ve bir daha hiçbir zaman eskisi gibi olmayacağında hepimiz üş aşağı beş yukarı hemfikiriz.

Sinemalar açılsa da gösterecek yeni film yok

Tüm sektörler gibi sinemanın da bu işten etkilendiği açık. Sadece ülkemizde değil tüm dünyada sinemalar aylardır kapalıydı; İngiltere, Yeni Zelanda, Almanya gibi belli yerlerde yavaş yavaş açılmaya başladı. Yalnız hala gösterecek yeni bir iş yok gibi. Mesela geçen hafta sonu Russell Crowe’un son filmi “Unhinged” birkaç uluslararası pazarda vizyona girdi (Türkiye vizyon tarihi 1 Eylül) ama yaptığı hasılat gülünç. Sinema salonları ne kadar tedbir uygularsa uygulasın, seyirciyi çekmek için hala zorlanıyorlar. Bunun yakın zamanda değişeceği kanısında değilim; ne dünyada, ne de sinemaya gitme alışkanlığı salgın öncesi bile hızla düşüşte olan Türkiye’de…

Aslında tüm dünyada son yıllarda iyice yaygınlaşan bir alışkanlığı salgın iyice kireçlendirdi, yerine oturttu. Seyirci uzun zamandır streaming platformlarının sunduğu kolaylıktan zaten faydalanıyordu. Evden çıkmak için hazırlan, çocukları giydir, arabaya at, sonra sinemaya git, fiyatı hızla artan biletlerin üstüne onların iki katı fiyata mısır, cola vs al, sonra da filmi izle (Türkiye’de bu sürece kalitesiz projeksiyon, bitmek bilmeyen reklamlar ve on dakika arayı da eklemek lazım). Buna alternatif olarak normal seyirci için, evde rahat rahat oturup televizyonda herhangi bir platformdan film bulmanın rahatlığı “sinemaya gitme eziyetiyle” covid öncesi günlerde bile mukayese edilemezdi. İşte sinemaların kapalı olması ve eve tıkılıp kalmak bu alışkanlığı “kabul edilen norm” haline getirdi. Pandemiden sonra, küçük veya orta ölçekli filmler için insanların sinemaya gitmesini beklemek bence komik. Stüdyolar da bunun farkında.

İşin çelişkili yanıysa şu. Tabii ki geçtiğimiz aylarda tüm dünyadaki film ve televizyon prodüksiyonları yapıma ara verdi ama genel olarak baktığımızda son on yılda vizyona giren filmlerde muazzam bir artış var. 2009-2019 arasında sadece Hollywood’un bir yılda yaptığı film sayısı 500’e yakın artmış. Bunun yanında platformların sunduğu seçenekleri, dizileri, uluslararası yapımları da eklersek neredeyse üç katı daha fazla seçeneği var seyircinin. Seçim yapması ne kadar zorlansa da, izleyici bunun için sinemaya gitmek istemiyor. ABD’de ortalama bir kişi yılda sinemaya dört kere gidiyormuş. Yapılan gişe rakamlarına bakarsak böyle bir seyircinin seçimini büyük filmler için kullandığına kanaat getirebiliriz. İş böyle olunca da seçenek artsa da seyirci seçimini ev için kullanıyor. Pandemiden önceki bu trendin devam edeceği şüphesiz.

Sinema filmleri de artık evde streaming platformlarından izlenebilecek

Elimizde katı kanıtlar da var. Mesela geçen haftalarda Hollywood’un en haşmetli stüdyolarından Universal, sektöründe en azından onun kadar büyük sinema salonu zinciri AMC’yle bir karara vardı. Bundan böyle sinemalarda gösterilen filmlerini şirket 17 gün sonra streaming platformlarına satabilecek veya blu-ray’ini çıkartabilecek.
Bu da demek oluyor ki en azından orta ve küçük ölçekli filmler için insanlar iki hafta bekleyip evde seyretmeyi tercih edecektir.

Büyük Hollywood filmlerine hem yapım hem gösterim aşamasında etkisi bu kadar fazla olacaksa, yeni dönem bağımsız filmleri şüphesiz daha kötü vuracak. Daha farklı yollardan kişisel anlamda finansman bulup, filmleri çekip, festivallerde alıcı arama dönemi bu gibi “indie” filmler için bitti. Zira artık festivallerin de eskisi gibi “sinema panayırı” şeklinde devam etmesi beklenemez.

Şimdiye kadar ekonomik anlamda sinema şirketlerini sırtında taşıyan gişe devlerine geri dönelim. Christopher Nolan’ın yeni filmi “Tenet”ın vizyon süreci de sinemadaki yeni normali destekliyor. Temmuz ortasında tüm dünyada aynı anda vizyona girmesi planlanan film üç kere ertelendi ve en sonunda, ilk önce Türkiye dâhil Avrupa’nın birkaç ülkesinde, daha sonra da ABD’nin belli başlı pazarlarında gösterilmesi kararına varıldı. New York ve Los Angeles gibi iki en büyük sinema şehrinde tam olarak ne zaman seyirciyle buluşacağı ise hala meşkûk. Stüdyoların bir şekilde büyük filmlerini bile çok daha farklı sistem ve yollarla izleyiciye sunacak olması bu garip geleceğin bir işareti.

Bu satırları yazarken haberi gelen son gelişme de yazıyı sonlandırırken ileriye sürülen tezimi destekliyor. Disney’nin salgın nedeniyle 31 Mart’tan beri ertelenen ve büyük gişe beklediği Mulan filmi, 4 Eylül’de henüz Türkiye’de olmayan şirketin streaming kanalı Disney+’ta 30 dolar’a seyirciyle buluşacak. Film, ülkemiz gibi Disney+’ın olmadığı ülkelerdeyse önümüzdeki ay vizyona girecek. Yakında aynı taktiği neredeyse bir buçuk senedir gösterime girecek ilk Marvel filmi olan Black Widow için de görürsek şaşırmayın. Şirket bunu neden yaptı? Çünkü bu şekilde hem pazarlama masraflarını kısmış hem de gösterim anlaşmalarından kurtulmuş olacak. Hayat bir nebze normalleşene kadar “en büyük” filmlerin bile vizyon tarihlerinde veya onlara çok yakın bir zamanda streaming platformlarına düşmesi kaçınılmaz gibi görünüyor.

Yazıyı biraz da iyimser bir tahminle bitirelim. Sinema tam olarak ölür mü? Yani sinema salonları kapanıp, vodvil gibi eski çağın eğlencesi olarak kalır mı? Sanmıyorum (ama Türkiye’de bu kadar fazla salonun ayakta duracağını da beklemek naiflik olur). Çünkü sinema hala tiyatrodan, konserlerden, spor müsabakalarından daha ucuza geliyor. Bu iş bitince insanlar eski normal hayatlarına dönmek isteyecek. Böyle bir zamanda da onları sinema salonları bekleyecek.

Sinemada bir yazı burun kıvırarak geçirdikten sonra bu hafta iyi filmler var!

Bütün yaz boyunca sinemalar kapalı olduğu için yeni filmleri streaming platformlarından izledik. Yazdıklarıma şöyle bir bakınca büyük çoğunluğuna burun kıvırdığımı gördüm. Bu benim suçum değil, filmler iyi olsaydı tabii ki överdim ama heyhat: sinema için iyi bir yaz olmadı. Yine de insan her ...

Christopher Nolan’ın dev yapımı Tenet gösterimde!

Salgın süresince kapalı olan sinema salonları, dünyanın pek çok yerindeki gibi ülkemizde de tekrar açılmaya başladı. Son birkaç haftadır aylar öncesinin filmleri vizyondaydı, ilk defa geçen cuma yeni bir-iki film daha piyasaya sürüldü. Hasılat bilgilerinden anlıyoruz ki seyirci yine de evinde ...

İşte yine bir süper kahraman filmi: “Project Power”

Netflix, işi artık iyice otomatiğe bağladı. Salgın sürecinde süper kahramanlı, sisteme başkaldıran polisli, büyümüş de küçülmüş zenci çocuklu elli film izledim gibi geliyor bana. Ya gerçekten böyle bir furya var, ya da artık bu filmler iyice birbirlerine girmeye başladı. Daha önce de yazmıştım; ...