Sinemada bir yazı burun kıvırarak geçirdikten sonra bu hafta iyi filmler var!

Palm Springs, aynı günü tekrar tekrar yaşayan Nyles ve Sarah'nın hikayesini anlatıyor. Başrolleri ise Brooklyn Nine-Nine ve Saturday Night Live’dan tanıdığımız Andy Samberg ile How I Met Your Mother’ın annesi Cristin Milioti oynuyor.

ALİ ARIKAN

Bütün yaz boyunca sinemalar kapalı olduğu için yeni filmleri streaming platformlarından izledik. Yazdıklarıma şöyle bir bakınca büyük çoğunluğuna burun kıvırdığımı gördüm. Bu benim suçum değil, filmler iyi olsaydı tabii ki överdim ama heyhat: sinema için iyi bir yaz olmadı. Yine de insan her hafta her hafta olumsuz görüş vermekten de sıkılıyor. Bir eleştirmenin ana görevi seyirciye iyi film tavsiye etmektir, tersi belli bir yerden sonra zihinsel mastürbasyona girer. İşte geçen hafta sonu, bu gibi düşüncelerle boğuştuğum günlerde (“Allah daha büyük dert vermesin, Ali” dediğinizi duyar gibiyim), üç gayet güzel film izledim. Zil takıp oynamama ramak kaldı, “yaşasın, iyi film önerebileceğim” diye.

Aynı günü tekrar tekrar yaşayan bir kadınla erkeğin hikayesi

İlki Palm Springs. ABD’de Hulu’da gösterilen film, geçen hafta ülkemizde sinemalarda vizyona girdi. Geçtiğimiz ocak ayında Sundance’ta büyük sükse yapan filmle ilgili festival sırasında “aman, hakkında hiçbir şey okumayın” diye çok yorum yapıldı. Oysa filmi izleyince öyle beklenmeyen sürprizler filan yok aslında. Film, aynı günü tekrar tekrar yaşayan Nyles ve Sarah’nın hikayesi. Brooklyn Nine-Nine ve Saturday Night Live’dan tanıdığımız Andy Samberg’ün oynadığı Nyles ve How I Met Your Mother’ın annesi Cristin Milioti’nin canlandırdığı Sarah, çölün ortasındaki Palm Springs’de bir düğünde karşılaşıyor. İçki ve şehvetin çağrısına mağlup geldikten sonra girdikleri bir mağarada her şey alt üst oluyor, ikisi de her sabah bir önceki günün başında uyanıyor.

Yüzeysel olarak Bill Murray’nin klasikleşmiş Groundhog Day filmiyle aynı mantık var burada. Yalnız o film, batı felsefesinin sonsuz dönüş kuramıyla, doğunun karma kavramını bir araya getiriyordu. Bu filmin ise o kadar uhrevi fikirleri yok. Klasik bir romantik komedi gibi gelişen filmde, beklenmedik anlar olsa da, Palm Springs’in en ilginç tarafı salgın günleri için bir metafor sunması. Tabii ki filmin yapımcıları bunu tahmin edemezlerdi ama kahramanlarımızın hiç değişmeyen, her günün birbiriyle aynı olduğu bir kısır döngüde takılıp kalmaları ister istemez Covid günlerini andırıyor. Morrissey şarkısında “her gün pazar gibi, her gün sessiz ve gri” der. Palm Springs’de her gün apaydınlık ve gürültülü ama yine de her gün aynı ve her gün sıkıcı. Böyle tekdüze hayatları yaşanabilir kılan tek şeyse aşk diyor film. (Bu paragraf film sanki depresifmiş gibi bir intiba bırakabilir sizde, kesinlikle değil, çok eğlenceli)

Birbirlerinden bihaber üçüzler…

Genetik miras yani doğa mı ağır basar yoksa yetiştirilme şekli mi? Three Identical Strangers, temelinde bu varoluşsal soruya cevap arayan, Sundance’ta ödül de kazanmış bir belgesel.

Netflix’te geçen Cuma gösterilmeye başlanan Three Identical Strangers, Palm Springs gibi Sundance’ta (ama iki yıl önce) çok beğenilmiş, en iyi belgesel ödülünü kazanmıştı. Malum yaramaz yollardan film izlemeyle benim pek işim olmadığı için filmi izlemeyi çok istesem de bir türlü denk gelememiştim. Kısmet bu haftasonunaymış—danke schön, Netflix.

Yıl 1980. Doğduklarında ayrı ailelere verilmiş birbirlerinden bihaber üçüzler, bir tesadüfler silsilesi sonrası New York’ta tanışıyor. Bir anda ABD gündeminin ortasına bomba gibi düşüyorlar. 18 yaşına kadar birbirlerini tanımamış olsalar da davranışları, alışkanlıkları, ilgi alanları neredeyse aynı. Çok iyi anlaşıyorlar, birlikte bir restaurant bile açıyorlar. Bir Hollywood rüyası gibi başlayan hikâye, olayın çok daha karanlık temelleri ortaya çıktıkça adeta kabusa dönüşüyor. Daha fazlasını anlatmak istemem çünkü en son sahneye kadar sürprizler, insanı şoke eden detaylarla örülü bir film.

Genetik miras yani doğa mı ağır basar yoksa yetiştirilme şekli mi? Three Identical Strangers, temelinde bu varoluşsal soruya cevap arıyor. Yalnız bunu yaparken akıl hastalıkları, bilimin ahlaki kayıtsızlığı, hırs ve kin gibi kavramlara da dokunuyor. Bilimsel gerçeklere ulaşmak için evrensel doğrulardan feragat edilmeli mi gibi çetrefilli bir soruya yanıt arıyor. Amatörce manipülatif olmadan hüznü yakalayabilen çok iyi bir belgesel.

Eski asker yeni CIA ajanı ile bir küçük kızın hikayesini anlatan bir aile komedisi

Netflix’teki bir başka yeni film; başrollerini Dave Bautista, Chloe Coleman ve Ken Jeong’un üstlendiği, eğlenceli aksiyon-komedi My Spy…

Netflix’teki bir başka yeni film; başrollerini Dave Bautista, Chloe Coleman ve Ken Jeong’un üstlendiği eğlenceli aksiyon-komedi My Spy. Koronavirüs yüzünden vizyon macerası arapsaçına dönen yapımlardan bir tanesi (normalde sinemalarda gösterilecekti ama salgından dolayı ertelendi de ertelendi). Sonra hakları Amazon Prime’a satıldı, ABD dışındaki pazarlardaysa gösterim haklarını Netflix aldı. Bir taraftan iyi de oldu çünkü gişede filmin iyi para yapabileceğinden şüpheliyim. Bu gibi filmler Netflix’te çok daha fazla seyirciye ulaşıyor.

Eski asker yeni CIA ajanı, çam yarması kılıklı JJ (Bautista), Rusya’da bir işi eline yüzüne bulaştırınca, uluslararası bir silah kaçakçısının eski karısı ve küçük kızı Sophie’yi (Coleman) gözetleme görevine veriliyor. Sophie, bizim izbandutun aslında casus olduğunu öğreninceyse işler değişiyor, ikilinin arasında bir dostluk başlıyor. Sadece konusuna bakıp yirmi bin kere izlediğiniz dandik çocuk komedisi diyebilirsiniz. Ama işte bir filmin neyle ilgili olduğu değil o konuyla nasıl ilgili olduğu önemlidir. Bautista’nın Galaksinin Gardiyanları’ndan da hatırlayabildiğimiz inanılmaz bir güldürü yeteneği var. Odun gibi suratı ve kas küpü vücuduyla komedi zaten mükemmel bir tezat oluşturuyor. Küçük kızla kimyaları da çok iyi zaten. İyi kalpli, gereğinde duygusal, hoş mu hoş bir aile komedisi.

Christopher Nolan’ın dev yapımı Tenet gösterimde!

Salgın süresince kapalı olan sinema salonları, dünyanın pek çok yerindeki gibi ülkemizde de tekrar açılmaya başladı. Son birkaç haftadır aylar öncesinin filmleri vizyondaydı, ilk defa geçen cuma yeni bir-iki film daha piyasaya sürüldü. Hasılat bilgilerinden anlıyoruz ki seyirci yine de evinde ...

İşte yine bir süper kahraman filmi: “Project Power”

Netflix, işi artık iyice otomatiğe bağladı. Salgın sürecinde süper kahramanlı, sisteme başkaldıran polisli, büyümüş de küçülmüş zenci çocuklu elli film izledim gibi geliyor bana. Ya gerçekten böyle bir furya var, ya da artık bu filmler iyice birbirlerine girmeye başladı. Daha önce de yazmıştım; ...

Ekranda dünyanın dört bir yanından kadınlar var

Bu hafta Fransa’dan, Şili’den, Filipinler’den, ABD’den kadın portreleri var. Kolay bir kız: An Easy Girl  2010’da Fransa Milli Futbol Takımı’nı sarsan seks skandalının tam orta yerindeki genç kızın adı Zahia Dehar. Kendisinin Franck Ribery’ye doğum günü armağanı olarak verildiği, doğum ...