Streaming platform gezgini

Soluk soluğa izlenen diziler!

‘The New York Times’, ‘Son 10 Yılın En İyi 30 Uluslararası Dizisi’ listesinde “Amerikan hapishane dizileri, ‘El Marginal’in yanında Disney’in aile filmleri gibi kalıyor” yorumuyla yer alan Arjantin yapımı ‘El Marginal için söylenenler az bile!

SEYHAN SEYİRCİ

Sløborn Geçen hafta hem yerli, hem yabancı basında şöyle bir haber vardı: “Koronavirüs salgınını öngördüğü iddia edilen ‘Sløborn’ dizisi, yayınlandığı Almanya’da sosyal medyada viral oldu.” Okuyup geçmek mümkün olmadı tahmin edersiniz, sekiz bölümlük diziyi internette (İngilizce altyazılı olarak) hemen buldum ve bir oturuşta izledim.

Kuzey Çin’de ortaya çıkan bir tür kuş gribi haberleri bütün dizi boyunca arka planda açık radyolardan, ekranlardan yayınlanıp dururken, bu haberlerle hiç ilgilenmeyen küçük, güzel ve hayali kasaba Sløborn’da herkes kendi derdinde. Kuzey Denizi kıyısındaki bu kasabanın adı, ‘slow burn’ deyiminden geliyor, yani olaylar yavaş yavaş yükseliyor. Aslında konu çok bildik; bir felaket yaklaşıyor, kimse farkında değil, fark etmemek imkânsız hale gelince de, kimi maddi çıkarları nedeniyle, kimi korkusundan olan biteni inkar ediyor, örtbas etmeye çalışıyor. Ancak bizim için artık bir film sahnesi değil de hayatın ta kendisi olan karantina, maske ve sosyal mesafe devreye girmekte gecikmiyor. İşte dizinin viral olmasının nedeni de bu. Çok yakında yaşadığımız her şeyi adım adım ekranda izliyoruz.

Fazlasıyla bol yan karakterli, ‘Jaws’dan ‘Euphoria’ya, tanıdığımız birçok film ve dizinin karışımı gibi olan hikâye, Covid-19’dan sonra ortaya çıkmış gibi görünse de aslında geçen yıl yazılmış ve çekilmiş. Diziyi yazan ve yöneten Christian Alvart, kontrol edemediğimiz bir felaket sonucu yerle bir olan medeniyetimizin nasıl da pamuk ipliğine bağlı olduğunu vurgulamak istediğini söylüyor. (Netflix’in ilk Alman dizisi ‘Dogs of Berlin’ de onun projesi. Bir de, dizinin bölümlerinden ikisinin senaryo yazarı, Berlin’de yaşayan Erol Yeşilkaya.) Tabii dizi yayına girmeden önce Covid-19 hayatımıza girince epey tartışmalı bir dönem geçmiş yayıncılar ve yapımcılar arasında. İnsanlar böyle bir dönemde bu diziyi izler mi, izlemez mi diye. Virüs ortaya çıkar çıkmaz bütün platformlarda ‘Contagion’ filmini en çok izlenen film yapan izleyici, tabii ki bu diziyi de kaçırmamış ve 22 Nisan’da yayına giren Sløborn, eleştirmenlerin hafiften dalga geçmesine rağmen, haber olacak kadar viral olmuş işte. Belli formüllerden şaşmayan sıradan hikâye ve doğru zaman meselesi.

“Koronavirüs salgınını öngördüğü iddiasıyla yayınlandığı Almanya’da sosyal medyada viral oldu” haberleriyle gündemde olan ve yaşadığımız her şeyi adeta adım adım izlediğimiz Sløborn’ dizisi, Covid-19’dan sonra ortaya çıkmış gibi görünse de aslında geçen yıl yazılmış ve çekilmiş.

El Marginal 

2019 sonunda 10 yıllık listeler bombardımanına tutulmuştuk ya, ‘The New York Times’, ‘Son 10 Yılın En İyi 30 Uluslararası Dizisi’ (yani ABD’de yapılmamış diziler) listesinde yer alan Arjantin yapımı ‘El Marginal’ için “Amerikan hapishane dizileri, ‘El Marginal’in yanında Disney’in aile filmleri gibi kalıyor,” demiş. Abartmış mı diye düşündüm izlerken ama yok, şiddet bir yana buradaki hapishane o kadar pis ve eski ki, bir Amerikan dizisinde göremeyiz böyle bir yer herhalde. Yolsuzluklar ülkesinin yolsuz savcılarından birinin kızı kaçırılıyor, o da kızını kaçıran çetenin bulunduğu hapishaneye mahkûm gibi girip kızı bulması için bir eski polisle anlaşıyor. Ajan mahkumumuzun, Arjantin’in en namlı hapishanesini kontrol altında tutan çete içinde adım adım yükselişini izlerken, elbette şiddetin 50 tonuna da vakıf oluyoruz. ‘Oz’ ve ‘Prison Break’ hayranlarını pek memnun edecek, onları izlememiş olanları da hemen kendine bağlayacak ‘El Marginal’in üç sezonu var BluTv’de ve bu ay sonuna doğru da yayından kalkacak, haberiniz olsun. Bir de ‘El Recluso’ / ‘The Inmate’ isimli bir Meksika uyarlaması var, ki o da tek sezon olarak Netflix’de mevcut.

Save Me ve Save Me Too

Aslında ‘Save Me’ dizinin adı ama ikinci sezona ‘Save Me Too’ demişler. Çünkü kahramanımız bir baba ve bu baba, kızını kurtarmak için mücadele ederken bir yandan da kendini kaybedenler kulübünden kurtarıyor. Kategorik olarak polisiye diyebiliriz dizi için, fakat ortada çok nadir gördüğümüz ve gidişattan habersiz bir memur dışında polis yok, bütün işi anti-kahraman baba yapıyor. Başroldeki babayı oynayan Lennie James, dizinin fikir sahibi ve bölüm senaryolarının hemen hepsinin de yazarı. Kendisini ‘Line of Duty’nin ilk sezonunun odağındaki komiser olarak, ya da belki daha çok The Walking Dead’in (sonra da ‘The Fear of Walking Dead’in) Morgan Jones’u olarak hatırlarsınız. Konu şöyle: Nellie, güne sabah kahvesine eklediği konyakla başlayan, geceyi dizinin de merkez üssü olan

“Save Me” için kategorik olarak polisiye diyebiliriz, fakat ortada bir memur dışında pek polis yok, bütün işi anti-kahraman baba yapıyor. Başroldeki kayıp kızını arayan babayı oynayan Lennie James ise, hem dizinin fikir sahibi hem de bölüm senaryolarının hemen hepsinin yazarı ve aynı dizideki karakter gibi sempatikliğiyle de gönülleri fethediyor.

mahalle barında kapayan, güler yüzlü, esprili, birkaç kadını aynı anda idare eden ama kendisinde şeytan tüyü olduğu için de hepsinin kovup kovup geri aldığı, evi barkı olmayan, kendi halinde bir ‘loser’. Bir sabah polisler kaldığı evlerden birini basıp kızını kaçırdığı iddiasıyla gözaltına alıyorlar Nellie’yi. Çünkü en son 10 yıl önce bir kez gördüğü 13 yaşındaki kızı; şık bir mahallede, güzel bir evde, varlıklı kocasıyla yaşayan annesine, biyolojik babasıyla buluşmaya gittiğini söyleyen bir mesaj bırakarak ortadan kaybolmuş. Birisinin internette Nellie rolü yaparak kızı kaçırdığı, fazla gecikmeden ortaya çıkıyor. Nellie de kendini kızının peşine düşmekten alamıyor fakat fazlasıyla sıradan bir insan olduğu için, izlediği yollar da artık hepimizin ezberlediği ve itiraf edelim biraz da sıkıldığı geleneksel polisiye yollar değil doğal olarak. Sanmayın ki gerilim az; bol sürpriz, bol ters köşe, bol insan hikayesi ve çok ağır bir ana mesele: Seks kölesi olarak kullanılan çocuklar. Bu çok hassas konu özenle ve tamamen kurbanlar üzerinden konu ediliyor. Konuyla ilgili doğrudan hiçbir görüntü yok, bu anlamda rahatsız edici değil. Araya çok ilginç ve düşündürücü bir aşk hikayesi de sığdırmış dizinin kadrosu usta oyuncularla dolu. Kızın annesini canlandıran Suranne Jones’u ‘Doctor Foster’dan, ‘Gentleman Jack’ten hatırlarsınız. Neyse ki, beInConnect’de iki sezon birden yayına giriyor da, ilk sezonun çok tartışılan sonu bizi meşgul etmeden ikinci sezona geçebileceğiz hemen.

Sinemada bir yazı burun kıvırarak geçirdikten sonra bu hafta iyi filmler var!

Bütün yaz boyunca sinemalar kapalı olduğu için yeni filmleri streaming platformlarından izledik. Yazdıklarıma şöyle bir bakınca büyük çoğunluğuna burun kıvırdığımı gördüm. Bu benim suçum değil, filmler iyi olsaydı tabii ki överdim ama heyhat: sinema için iyi bir yaz olmadı. Yine de insan her ...

Christopher Nolan’ın dev yapımı Tenet gösterimde!

Salgın süresince kapalı olan sinema salonları, dünyanın pek çok yerindeki gibi ülkemizde de tekrar açılmaya başladı. Son birkaç haftadır aylar öncesinin filmleri vizyondaydı, ilk defa geçen cuma yeni bir-iki film daha piyasaya sürüldü. Hasılat bilgilerinden anlıyoruz ki seyirci yine de evinde ...

İşte yine bir süper kahraman filmi: “Project Power”

Netflix, işi artık iyice otomatiğe bağladı. Salgın sürecinde süper kahramanlı, sisteme başkaldıran polisli, büyümüş de küçülmüş zenci çocuklu elli film izledim gibi geliyor bana. Ya gerçekten böyle bir furya var, ya da artık bu filmler iyice birbirlerine girmeye başladı. Daha önce de yazmıştım; ...