Streaming platform gezgini

Televizyon ekranında yaz bereketi

Victor Hugo’nun beş ciltte topladığı 365 kısımlık romanına en sadık dizi 'Les Miserables' (Sefiller), tivibu’daki BBC First kanalında başlıyor. Altı bölümlük dizide, Dominic West, Olivia Colman, David Oyelewo, Lily Collins, her biri yıldız olan geniş kadronun öne çıkan isimlerini oluşturuyor.

SEYHAN SEYİRCİ

Çözülmemiş gizemli vakalardan Anne Frank’in hayatına dair belgesele, Sefiller’den sinemacıların pandemi kayıtlarına televizyon ekranında yine dikkat çekici yapımlar var.

Seyirciden yardım isteniyor

‘Unsolved Mysteries’in Fransa, Nantes’da geçen, anne ve dört çocuğun öldüğü ve babanın kayıp olduğu olay belki de en etkileyici bölüm…

‘Unsolved Mysteries’ aslında ABD’de 1988’den 2002’ye kadar aralıklarla yayınlanmış ve büyük başarı kazanmış televizyon programlarından biri. Her bölümde çözüme ulaşmamış kayıp, cinayet, paranormal aktiviteler gibi esrarengiz bir olay ele alınıyor, aile üyeleri, arkadaşlar, tanıklar gibi gerçek kişilerle yapılmış söyleşilerin yanı sıra canlandırmalara da başvuruluyor. Yapımcılardan Terry Dunn Meuer’in bir söyleşisinde belirttiğine göre de bugüne kadar 260’dan fazla esrarengiz olay izleyicilerden gelen bilgilerle (ve de mesela DNA analizini iyice detaylandıran bir takım teknolojik gelişmelerle) çözüme ulaşmış. Hatta geçen hafta Netflix’de altı bölümlük ilk kısmı yayınlanan yeni serinin yayına girdiği ilk gün bile epey bilgi akışı olmuş. Meurer, program sonunda verdikleri adrese gelen bilgileri vakit kaybetmeden yetkililere ulaştırdıklarını anlatıyor ve bu yeni bölümlerle ilgili epey tüyo gelmesini bekliyor. Sonuçlar web sitesinden izlenebilecekmiş, zaten dizinin web sitesinin ve Wikipedia sayfasının yayının bittiği 2002’den bu yana aktifliğini kaybetmemesi de bu gelişmelerin izlenmesine bağlanıyor. Bölüm süreleri 39 ile 52 dakika arasında değişiyor. Gerçek suç hikayelerinin bu kadar revaçta olduğu bir dönemde izlediğimiz pek çok sofistike dizinin, programın yanında belki biraz hafif kalıyor ama ele alınan vakalar hem gerçekten ilginç hem de gerçek oldukları için ürpertici. Fransa, Nantes’da geçen, anne ve dört çocuğun öldüğü ve babanın kayıp olduğu olay bana kalırsa en etkileyici bölüm. Grafik kullanımı çok başarılı, bu da döneme uygun yeniliklerden biriymiş. Altı bölümlük ikinci kısmın da sonbaharda platformda olması bekleniyor. Imdb puanı: 7.6

Anne Frank’in ne çok fotoğrafı varmış!

‘Anne Frank, Parallel Stories’ belgeselinin şaşırtıcı bir yanı da Anne’in kimileri ilk kez görülen, çok sayıda fotoğrafına yer vermesi.

Holokost’un 75. yılı nedeniyle düzenlenen anma programları arasında yer alan ve bu yılın ocak ayında gösterime giren ‘Anne Frank, Parallel Stories’, görebildiğim kadarıyla soykırımın bütün boyutlarını hakkıyla yansıtmadığı için epey eleştirilmiş. Eleştirilerin odağında, Belsen – Bergen’deki müzede Anne Frank’den haberdar olup, hikayesinin peşine düşen ve Amsterdam’a kadar Anne Frank’in tersten izini süren, bu süreçte hissettiklerini basit etiketlerle sosyal medyada paylaşan, Ugg botlu, burnunda piercing olan modern genç kız figürü var. Açıkçası beni pek rahatsız etmedi bu kız, hatta hoşuma bile gitti. Çünkü bu genç kız, Anne Frank’in aksine kamplardan sağ çıkmayı başarmış ve bugün yaşları 90 civarında olan son tanıkların anlattıklarının genç kuşaklara ulaşmasında bir köprü görevini üstleniyor.

İkinci Dünya Savaşı’na ilişkin en yaygın, en etkileyici hikayelerden biri Anne Frank’inki. Bu kısacık hikâye Anne’in Almanya’daki çocukluk günlerinde başlıyor, Amsterdam Prinsengracht’taki evin daracık gizli bölmesinde saklanarak geçen havasız, güneşsiz 761 günden sonra bütün ailenin gönderildiği Auschwitz’den Anne’in ablasıyla birlikte Bergen-Belsen ölüm kampına yollanması ve kamp 1945’de müttefikler tarafından özgürlüğüne kavuşturulmadan iki hafta önce iki kardeşin tifüsten ölmeleriyle son buluyor. Bütün aileden geriye kalabilen tek kişi olan baba Otto Frank, savaştan sonra eve döndüğünde Anne’in günlüğünü buluyor ve o zamandan beri de milyonlarca insan bu küçük kızın günlüğü aracılığıyla belki de ilk kez nefretle, ayrımcılıkla, soykırımla ve tüm bunlara rağmen en beklenmedik anlarda ortaya çıkan umutla tanışıyor.

Helen Mirren’ın o daracık odanın tıpkısı bir yerde günlükten okuduğu parçalara, kimi Anne’in bizzat kamp arkadaşı olmuş kadınlar, kamp günlerini anlatarak tarihe kalacak çok önemli tanıklıklar ekliyor. “Doğurduğum her çocuk Nazilerden intikamımdı,” diyor neşesini kaybetmemiş bir yaşlı kadın. “Torunlarım, onların çocukları da Nazilere çektiğim nanik.” Arada Bergen-Belsen’de çekilmiş son derece irkiltici siyah beyaz görüntüler var. Tabii tarihçilerin, akademisyenlerin verdiği bilgiler de… Belgeselin şaşırtıcı bir yanı da Anne’in kimileri ilk kez görülen, çok sayıda fotoğrafına yer vermesi. İlkokul döneminden bu yana bu günlükle ilgili her şeyi okumaya, izlemeye, öğrenmeye uğraşan, Anne Frank’in saklandığı evi, gittiği kampları görmüş biri olarak bence sonuçta, piercingli modern genç kız olsa da, olmasa da bir solukta izlenen bir belgesel var karşımızda. Imdb puanı: 6.6 Bana göre az.

Sefiller’in hem dizisi, hem filmi 

Diziyle aynı adı taşıyan, 2020 Oscar ödüllerinde yabancı film dalında Fransa’nın adayı olan filmi ise hem diziyi izleyecek olanlar hem de izlemeyecek olanlar kaçırmamalı.

Victor Hugo’nun beş ciltte topladığı 365 kısımlık romanına en sadık dizi ‘Les Miserables’ (Sefiller), sadece altı bölüm ve bu pazar, tivibu’daki BBC First kanalında başlıyor. Altı bölüme tarih, hukuk, politika, din, adalet, suç ve pişmanlık kavramlarının hepsini sığdırmışlar. Waterloo Savaşı’nın hemen sonrasında başlayan dizide aralarında uçurumlardan da fazlası olan yoksulların ve refah içindeki zenginlerin birbirlerine hiç değmeyen hayatları gerçekçi bir biçimde ele alınmış. Sefaletin ve kötülüğün bazen yerli dizilere taş çıkaracak kadar ayrıntılı işlendiği dizide, Dominic West, Olivia Colman, David Oyelewo, Lily Collins her biri yıldız olan geniş kadronun öne çıkan isimleri. Imdb puanı: 7.8 Olabilir.

Diziyle aynı adı taşıyan filmi ise hem diziyi izleyecek olanlar hem de izlemeyecek olanlar kaçırmamalı. 2020 Oscar ödüllerinde yabancı film dalında Fransa’nın adayı olan ‘Les Misérables’da (romanda ve dizide Cosette’in çocukluğunu geçirdiği) Paris banliyösü Clichy Montfermeil’de görevli Suçla Mücadele Timi, çeteler arasındaki gerginliğin yükseldiği bir ortamda tutuklama yaptığı sırada olay kontrollerinden çıkıyor ve büyük bir kargaşa meydana geliyor. Bu sırada yaşananlar küçük bir oğlan çocuğunun kullandığı bir drone tarafından kayıt altına alınıyor. O drone’a derhal el konması gerekiyor tabii ve polisler kıyasıya bir mücadeleye girişiyor. Yönetmen Ladj Ly’nin 2017 tarihli, bizde de Boğaziçi Film Festivali’nde Ahmet Uluçay büyük ödülünü kazanan 17 dakikalık aynı isimli kısa filminden uyarladığı ‘Les Miserables’da drone kullanan küçük Buzz’ı oğlu El Hassan Ly oynuyor. Film beIN Connect’te. Imdb puanı: 7.6

Sinemacıların pandemi kayıtları

 

Netflix’in pandemi nedeniyle eve kapanan sinemacılardan istediği ‘Homemade’ adlı seçkide özellikle Paolo Sorrentino’nun yaratıcılığına şapka çıkarıyorsunuz.

 

El Hassan Ly’nin yine Buzz’ı canlandırdığı, drone’unu Paris’in bu kez karantinadaki kenar mahallelerinin üzerinde dolaştırdığı ve yönetmenliğini yine babasının yaptığı altı dakikalık kısa film ise Netflix’in pandemi nedeniyle eve kapanan sinemacılardan istediği ‘Homemade’ isimli seçkinin açılış filmi. Ladj Ly’nin yanı sıra Paolo Sorrentino, Pablo Larrain, Sebastien Schipper, Maggie Gyllenhaal, Nadine Labaki, Kristin Stewart, Gurinder Chadha, Sebastian Lello, Ana Lily Amurpur gibi sinemacılar, tamamen evdeki imkanlarla en kısası dört dakika, en uzunu 11 dakika olan filmler çekip, karantina dönemini kayıt altına almışlar. Evet, filmlerin bazıları sıkıcı ev çekimleri gibi, bazıları zorlama ama bazıları da gerçekten çok güzel. Paolo Sorrentino’nun yaratıcılığına, Pablo Larraine’in ise 11 dakikaya koca bir film sığdırmış olmasına şapka çıkarılıyor. Bir anda tüketmek de şart değil, ara ara izleyebilirsiniz. Toplam 17 film. Imdb puanı: 6.1 Bence çok az.

Sinemada bir yazı burun kıvırarak geçirdikten sonra bu hafta iyi filmler var!

Bütün yaz boyunca sinemalar kapalı olduğu için yeni filmleri streaming platformlarından izledik. Yazdıklarıma şöyle bir bakınca büyük çoğunluğuna burun kıvırdığımı gördüm. Bu benim suçum değil, filmler iyi olsaydı tabii ki överdim ama heyhat: sinema için iyi bir yaz olmadı. Yine de insan her ...

Christopher Nolan’ın dev yapımı Tenet gösterimde!

Salgın süresince kapalı olan sinema salonları, dünyanın pek çok yerindeki gibi ülkemizde de tekrar açılmaya başladı. Son birkaç haftadır aylar öncesinin filmleri vizyondaydı, ilk defa geçen cuma yeni bir-iki film daha piyasaya sürüldü. Hasılat bilgilerinden anlıyoruz ki seyirci yine de evinde ...

İşte yine bir süper kahraman filmi: “Project Power”

Netflix, işi artık iyice otomatiğe bağladı. Salgın sürecinde süper kahramanlı, sisteme başkaldıran polisli, büyümüş de küçülmüş zenci çocuklu elli film izledim gibi geliyor bana. Ya gerçekten böyle bir furya var, ya da artık bu filmler iyice birbirlerine girmeye başladı. Daha önce de yazmıştım; ...