Yanlış zamanda yanlış politikanın bedelini ağır ödeyeceğiz

NECLA GECE

Korona virüs salgını, dünya ekonomisine bir “ani duruş” yaşattığında dünyanın dört bir yanında hükümetler, parlamentolar ve merkez bankaları hep birbirine benzer tepkiler verdi. Türkiye’de de.

Merkez Bankası para basmaya başladı. Hükümet bütçe açığını düşünmez oldu.

Evet ama Türkiye’nin salgından önce de bazı sıkıntıları vardı ve mesela İngiltere Merkez Bankası ile Maliye Bakanlığı’nın yaptıklarını aynen yapamazdı. Türkiye zaten ekonomik durgunluktan çıkmaya uğraşırken salgın başladı.

Tam da bu sebeple, evet Türkiye bütçe açığını düşünmeden para musluklarını açtı, şirketler kesimine gerek vergi ve SGK prim borcu ötelemeleri yoluyla, gerekse işsizlik fonu üzerinden işçi ücretlerininin bir bölümünü (ayda 1200 lira) üstlenerek ciddi destek sundu. Bunun karşılığında da rekor bütçe açıkları verdik. Ve bu açıklar yüzünden de zaten bıçak sırtı bir dengede duran ekonomi türlü çeşitli çıkmazlara girmeye başladı.

Bütçe açığını kapatmanın yegane yolu borçlanmaya gitmekti. Ama hükümet bir yandan da faizlerin yükselmesini de istemiyordu; bu amaçla Merkez Bankasına sürekli baskı yapıp faizleri çok hızlı biçimde indirtti. E tabii, TL faizlerini düşük tutmak için piyasadan TL borçlanmamaya da başladı Hazine ve onun yerine yeniden dövize endeksli hazine kağıtları hortladı Türkiye’de. Sırf faiz artışı görüntüsü vermemek için kendi vatandaşından yabancı para cinsinden borçlandık.

Ama hükümetin bu dönemdeki tek hatası yabancı para cinsinden borçlanmaya gitmek değildi. Hükümetin en büyük hatası, döviz fiyatını baskılamak için Merkez Bankası’nın zaten yetersiz olan rezervini el altından piyasada satmak oldu. Bugün baktığınızda Merkez Bankamız eksi rezervde gözüküyor; bunun sebebi kendisine borç olarak verilmiş swap dövizleri de bozdurmuş satmış olması.

Buradan geliyoruz hükümetin dövizin fiyatını belirleme çabasıyla eş değer yanlışlıktaki ikinci büyük hatasına…

Hükümet, salgının etkilerinin Mayıs sonundan itibaren azalacağı, Hazirandan başlayarak da normalleşme yaşanacağı gibi iyimser bir senaryoya parasını yatırdı. Evet, gerçekten parasını buna yatırdı.

Hazirandaki normalleşme beklentisiyle ekonomiye doping etkisi yapsın diye özellikle konut ve otomobilde tüketici kredisi faizleri düşürüldü. Vatandaş birden bire burada büyük bir fırsat gördü; çünkü enflasyonumuz yüzde 11-12 iken kamu bankaları yüzde 6.4 ile kredi veriyordu. Eğer enflasyonu karşılayacak kadar gelir artışınız olacağına güveniyorsanız, bu krediyi almamak aptallıktı.

Fakat bir kısım vatandaşın daha da iyi bir fikri vardı. Ziraat Bankası’na gidip ilk yılı ödemesiz olağanüstü düşük faizli konut kredisi aldılar; sonra eş dost akraba bir yakınla anlaşıp ondan ev satın aldılar, yani ikinci elden gidip ev aldılar. Tapu değişti ama aslında para el değiştirmedi. Bankadan alınan parayla dövize yüklendi bir kısım vatandaş.

Yani, hükümetin kredi musluklarını açmasıyla dövizin fiyatını tutmak için döviz satması aslında birbirini besleyen iki süreç olarak yaşandı. Hükümetin istediği müteahhitin yeni bitirdiği ve satamadığı konutların elden çıkarılmasıydı ama bu gerçekleşmedi.

Haziranda kredi musluklarını açmanın sonucu, Merkez Bankası kaynaklarının vatandaştan gelen döviz talebini karşılayamaması oldu. Tabii yanlış söylemeyelim, yegane talep vatandaştan gelmedi Haziran-Temmuz-Ağustos aylarında. İthalat hiç hız kesmedi, yabancı sermayenin son kalanları da çıkmaya devam etti, özel sektör yurt dışına borçlarını ödemeyi sürdürdü ve yerine yeni borç bulunamadı.

Döviz talebi böyle patlayınca bir noktada hükümet teslim bayrağını çekti, Berat Albayrak televizyona çıkıp “Rekabetçi kur”dan söz etmeye başladı. Bu yazı yazılırken doların fiyatı bir kez daha almış başını gitmişti.

Hükümetin hiçbir öngörüsü tutmadı. Salgın hafiflemedi. Normalleşme hiçbir zaman tam anlamıyla gerçekleşmedi. Ve ekonomi de dağıtılan onca paraya rağmen canlanmadı.

Ve Haziran-Temmuz aylarında yapılan bu vahim hataların bedelini hep birlikte ödeyeceğiz.

Cumhurbaşkanı adaylığı yarışı CHP’de erken başladı

Bu kadar spekülasyon canımıza tak etti. Bütün amaç bizim içimizde bir tartışma yaratıp moralimizi düşürmek CHP’nin gündeminde Abdullah Gül diye bir isim olmadı, şimdi de yok, olmayacak da…” 25 Nisan 2018’de CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel, 11. Cumhurbaşkanı Abdullah ...

Haftada dört gün çalışalım; herkesin işi olsun

Olağanüstü dönemler beraberinde olağanüstü önlemlerle geliyor. Bakın korona salgınına, düne kadar hayal edilemez olan önlemlere başvuruldu. Sadece sağlıkla ilgili değildi bu önlemler. Yüzbinlerce şirkete ve esnafa milyarlarca liralık krediler açıldı; bu kredilerin geri ödemeleri Kasım ayında ...

Devletin bayramını bitirmekten halkın bayramını yasaklamaya giden yol

Türk Dil Kurumu’nun sözlüğü, bayram sözcüğünü “Millî veya dinî bakımdan önemi olan ve kutlanan gün veya günler” diye tanımlamış. İkinci bir anlam olarak da ‘Kutlanan gün’, ‘Sevinç, neşe’ diyor. “Kutlama” sözcüğünün karşılığı olarak da TDK “Mutlu bir olaya sevinildiğini ...