Yitip giden gençliğe kara-komik bir ağıt

ERAY AK

Murat Uyurkulak, edebiyatımızın daha şimdiden bir kült hâline gelmiş eserlerinden “Tol”u yazıp dünyamıza dahil olduğunda, takvim 2002’yi gösteriyordu. O günden bu yana da bir şekilde edebiyat sınırları içinde kalıp, söylemek istediklerini kaleme getirmeyi başarabildi.

Şimdi denebilir ki bir yazar tabii ki edebiyat dâhilinde kalıp üretecek, bunda ne var?

Fakat günün getirdiklerini genel çerçevede şöyle bir düşündüğümüzde, anlatmaya çalıştığımın ne denli önemli olduğu kavranabilir. Kendini, derdini ifade etme yolu olarak edebiyatı seçip istikrarla aynı noktada kalabilmek bugün bir yazar için oldukça değerli. Uyurkulak da bu değerlerden biri olarak edebiyat verimlerini sürdürüyor.

Öfkeyi anlattı
Uyurkulak; edebiyatla.
Nefret; aynı şekilde…
Sevgi de öyle, barış da…
Hep edebiyatla…

Türkiye’nin acılar tarihinden manzaralar…

Dert edebiyat olunca, daha doğrusu dertleri edebiyatla anlatmak olunca, kaleme gelenler de sadece bugünlük ya da günübirlik olmuyor. “Tol”un bu topraklarda her gün yeniden doğmadığını kim söyleyebilir buradan bakarak? Ya da “Har”, bundan yıllar sonra bile aramızda dolaşan bir hikâye olmayacak mı? Uyurkulak’ın on yılını verdiği “Merhume”, tüm acısıyla hâlâ yaşanmıyor mu?

Gerçekten baktığımızda, Türkiye’nin bitmez bir döngü içindeymiş gibi tekrar ve tekrar yaşanan acılar tarihinden manzaralar oldu, Uyurkulak’ın romanlarında anlattıkları hep. Öfkeyi de aynı şekilde Uyurkulak edebiyatının belirgin bir sesi olarak duyduk yazdıklarında. Bu paralelde doğmuş yeni bir halka daha ekledi şimdi yazar edebiyat zincirine; “Delibo”. Uyurkulak’ın yeni romanı da Türkiye’nin acılar tarihinden bir parça, bir manzara. Fakat ele aldığı meseleler ve bunları anlatış biçimleri doğrultusunda yeni romana uzandığımızda, okurları farklı bir Uyurkulak romanının beklediğini söylemek gerek.

Yitip gitmiş gençliğin ardından yakılan bir türkü olarak okumak mümkün ‘Delibo’yu. Tam da gençliğin ruhuna uygun bir şekilde kara-komik manzaralarla çevreliyor romanını yazar. Bu manzarada Türkiye yine baş köşede. Ancak elindeki projeksiyonu farklı noktalara tutuyor bu kez.
Gençliğin eşitsizliği, baba-oğul ilişkisi, okul sıralarına kadar inmiş sosyal ve ekonomik adaletsizliğin genç ruhlarda nasıl derin yaralar açabileceği, bu yaraları iyileştirmek ya da göstermemek için bu gençlerin nerelere savrulabileceği Uyurkulak’ın gündeminde ‘Delibo’da. Uyurkulak’ın marifeti ise bunu genç bir dil ve dünya ile yapabiliyor olmasında saklı. Ele aldığı tüm o gençlik kâbuslarını gençliğin zıpırlığı içinde anlatıyor. Mizahı da, hüznü de bu noktada çok iyi kullanıyor. Hatta yer yer mizah dozunun epey arttığını görüyoruz ki kahramanlarını göz önüne alırsak bunun da aslında romanın ihtiyaç duyduğu şey olduğunu görüyoruz. Uyurkulak’la “Delibo” üzerine telefonda konuştuğumuzda, “‘Merhume’, on yılımı almıştı,” dedi. “Oradaki acıyı anlatabilme derdine düşmüş ve on yılımı vermiştim romana. ‘Delibo’da ise olduğu gibi bir hikâye olsun istedim. Bir süredir aklımda dönen bir meseleydi zaten. Bunu da anlatırken tüm doğallığıyla geçirmek gerekirdi. Umarım geçmiştir.”

Kapı komşumuz bir hikâye

“Geçmez mi hiç,” diye cevaplamıştım ben de kendisini çünkü Uyurkulak’tan ilk defa böyle bir metin okumak gerçekten güzel gelmişti. Yazarın “Tol”, “Har” ve “Merhume” ile kurduğu acılar üçlemesinden asla uzak olmayan, fakat farklı bir roman ‘Delibo’. Neşesini de, hüznünü de en yakınınızda hissettiren kapı komşumuz bir hikâye. Okurla böylesine yakın temasa geçebilmesinin nedeni gençlik acılarının getirdiği paydaşlıktan olsa gerek.

Her yazarın gençliğine, çocukluğuna dönerek burada hesaplaşmak istediği zamanlar vardır. ‘Delibo’ da Murat Uyurkulak için böyle romanlardan olsa gerek.

İzmir sokaklarına götürüyor okurlarını ‘Delibo’da yazar. Tüm bir romanı onun gözlerinden izleyeceğimiz romanın kahramanı Yusuf, daha on sekizinde terk ettiği Bornova’ya aradan geçen yılların ardından geri dönmüş ve bir çocukluk hatırası olan İbrahim’in, romana adını da veren nam-ı diğer Delibo’nun ortadan kaybolduğunu öğrenmiştir.

İbrahim, mahallenin maskotudur. Her çocukluğun hatırası olan o zararsız aklı yitiklerden biridir. Herkesçe sevilir, herkesten yardım görür. Kendi dünyasında yaşayıp gider. Delibo’nun kaybolduğunu öğrenen Yusuf, onu bulmak için aramalara başlayacaktır ama bu yolculukta yalnız olmadığını, olmayacağını öğrenir. Çocukluk düşlerinin sahibi, hâlâ sevdiği Yasemin de Delibo’nun peşindedir. Bu yolculukta beraber hareket edeceklerdir. Artık ünlü bir dizi yıldızı olan Yasemin’in Delibo’nun peşinde ne işi olabilir? Bu soru, Yusuf kadar okurların da zihnini meşgul edecek roman boyunca. Fakat Yusuf için daha da önemlisi hiç unutamadığı Yasemin’in bir anda yanında bitivermesi olacak. Böylelikle de bir aklı yitiğin peşine tümden bir gençlik düşleri takılacak ve bu düşlerin kâbusa döndüğü ânlar üzerinden Murat Uyurkulak aslında herkesin gençliğine acı bir ağıt yakacak.

Bu ağıt aynı zamanda bakıp yüz çevirmememiz gereken, yüzleşmemiz lazım gelen, yeniden ve yeniden hatırlanması gereken bir memleket okuması. Uyurkulak’ın diğer romanlarında öfkeye tanıklık ettik. “Delibo”da bu öfkenin doğuşuna tanıklık ediyoruz. Haksızlığın hak, eşitsizliğin eşit sayıldığı bir düzende açılan gençlik yaralarının nelere gebe kalabileceğini gösteriyor yazar “Delibo”da ve sözünü sakınmadan herkese payını veriyor.

Delibo / Murat Uyurkulak / Can

Raftakiler 4 Eylül 2020

Sahtekâr Javier Cercas Çeviren: Gökhan Aksay Everest Yayınları Roman 440 Sayfa “Sınırın Yasaları”, “Saplantı” ve “Kiracı” romanlarıyla tanıdığımız, çağdaş dünya edebiyatının usta kalemlerinden Javier Cercas; Sahtekâr’da, İkinci Dünya Savaşı sırasında Nazilerin toplama kampında kaldığını, ...

Henüz 29 yaşında dünyanın en prestijli edebiyat ödülünü kazandı!

Her yıl, Dünya edebiyatının İngilizceye çevrilen en iyi eserlerine verilen Uluslararası Booker Ödülü’nün 2020 yılı kazananı geçtiğimiz günlerde belli oldu. Marieke Lucas Rijneveld, ilk romanı “The Discomfort of Evening” ile Uluslararası Booker Ödülü’nü kazanan en genç yazar ...

Bu hafta kaçırmayın 4 Eylül 2020

4 EYLÜL CUMA 13.00 SERGİ Alexis Gritchenko: İstanbul Yılları Meşher, tekrar kapılarını açan bu sergisinde 1919-1921 yılları arasında Moskova’dan kaçıp İstanbul’a sığınan usta bir ressam, sanat eleştirmeni ve yazar Alexis Gritchenko’nun İstanbul günlerine odaklanıyor. Gritchenko’nun kariyerinde ...