Ada ve Uraz, Ertuğ Uçar’ın romanında yola iki sevgili olarak çıkarlar ama…

Yolda tanırız kendimizi ve ötekini

ERAY AK

Yol hikâyeleri her zaman çekicidir. Çünkü umut veren bir yanı vardır en başta. Umutsuzlukla çıkılmaz yollara. Yolun güzelliklere açılan bir kapı olması dilenir. Yolun sonunda her nereye varılacaksa, o varılacak yerin bizi şu an bulunduğumuz yerden daha iyi bir yere taşımasını isteriz hep; asla aksini değil. Bir adım daha derinine yürüdüğümüzde ise aslında yolun değil, yolculuğun; yolun sonuna varabilmenin değil, yolda olabilmenin çok daha değerli olduğunu anlarız. Çünkü yolun kendisinin bir noktadan sonra bizim kendimizden başka bir şey olmadığını anlarız. Daha doğrusu yol, bunu bize anlatır.

Biraz karmaşık gibi görünse de aslında olabildiğine basit ve her an yaşadığımız bir durumdur bu ve bunu görebilmek için sadece çevremizde dönüp duran dünyaya, yaşadıklarımıza bu çerçeveden bakabilmek gerekir.

Genç bir kadının kendi iç dünyasına kazı

Kaleminden çıkanlarla edebiyatımızın son döneminin dikkat çeken yazarlarından biri olan Ertuğ Uçar da yeni romanı “Ayrılığın Haritası”nda, yazının hemen girişinde ifade etmeye çalıştığım yol eksenli bir romanla okurlarının karşısına çıkmış. Uçar, yolda kendi gerçekleriyle yüzleşme, tanışma çerçevesine kurduğu bu hikâyesinde, günümüz ilişkilerine bir anlamda ayna tutuyor. Genç bir kadının iç dünyasında ve hayatında yaşadıkları üzerinden derinlikli bir kazı bu aynı zamanda. İnsanların iç dünyasında göz ardı ettiklerinin gün gelip de karşılarına dikildiğinde ne yapabilecekleri, kendilerinden bile sakladıkları yanları karşısında en başta yine kendilerini nasıl savunabilecekleri üzerine bir kazı bu ve tüm bunların ortaya çıkmasına sebep olan bir “yol”, “yolculuk”… Uçar, gerçek bir yolculuk üzerinden iç dünyalara yapılan yolculuğun fotoğrafının peşinde yeni romanı “Ayrılığın Haritası”nda.

Ertuğ Uçar’ın hikâyesinde her şey, romanın kahramanları Ada ve Uraz’ın yaz tatilini geçirmek üzere Yunan adalarından Nisyros’a gitmesiyle başlıyor. Güzel bir yolculuk diliyorlardır ikisi de. Her yol başlangıcı gibi bu yolculuğu da şimdiki hâllerinden daha iyi hâllere açılacak bir kapı olarak görüyorlardır. Bunlar için ise hiç de az sebepleri yoktur. Bu yolculuk ilişkilerinin ilk yıl dönümüne denk geliyordur örnekse. Birbirlerini daha yakından tanımak için “yol”dan güzel fırsat mı olur, onlar da böyle bir fırsat olarak görüyorlardır çıkacakları bu yolculuğu. Öte yandan Uraz’ın büyük bir hayranlık beslediği coğrafyaya doğrudur rotaları. Hiç de konuşkan olmayan ama adalardan söz açıldığında büyük bir şevkle onları anlatan bir roman kahramanı Uraz. Üstelik adalarla ilgili yazmaya çalıştığı, üzerinde uğraştığı bir kitabı vardır. Çıktıkları yaz tatilinde, bu kitabını da tamamlamayı planlıyordur. Diğer kahramanımız Ada’nın ise ilk defa göreceği topraklardır gittikleri yerler. Kendini hiçbir zaman tam anlamıyla açmayan Uraz’ın çok sevdiği ve yakından tanıdığı bu coğrafyada, Ada da Uraz’ın iç dünyasına biraz daha yakınlaşma fırsatını yakalayacağından seviniyordur.

Neresinden bakılsa güzel bir denklem!

Roman kahramanlarının kafalarındaki her şeyi gerçeğe dönüştürebilecekleri bir hayal yolculuk gibi âdeta…

Yalın bir fotoğraf duyarlılığı

Ama yolun, yolculuğun insanların aynı zamanda kendi içlerine de yaptıkları bir seyahat olduğunu unutmamak gerek. Ertuğ Uçar’ın da romanında derdini anlatmaya başlaması, bu fikir çevresinde kahramanlarının hayatını şekillendirmeye girişmesiyle hızlanıyor. Ada ve Uraz’ın planladıkları hiçbir şey istedikleri gibi gitmeyecektir. Ada ise daha yolculuğun başından itibaren kendini bir yol ayrımında bulup hangi yolu seçeceğinin ayırdına varacaktır.

Ertuğ Uçar, “yol” bulabilmenin hikâyesini anlatıyor aslında bu yolculuk romanıyla. Bunu da aslında her adımla bizimle olan bir fikirle; yolun kendisi yolculuktur fikriyle gerçekleştiriyor. Tıpkı bu fikrin kendisi gibi sade olduğu kadar alabildiğine derin bir hikâye elimizdeki bu anlamda ve Uçar, kahramanlarının izlediği harita üzerinden bir içsel haritanın planını paylaşıyor okurlarla. Olabildiğince sakin, olabildiğince sade, olabildiğince temiz bir dil dünyasının üzerine aynı nitelemelerle anlatabileceğimiz bir dünya yükseltiyor.

Çekici, yalın bir fotoğraf duyarlılığı var Ertuğ Uçar’ın kaleminde. Roman boyunca okurun dolaştırıldığı rota, öyle sade ve içine çekildiğiniz manzaralar ile, fotoğraflar ile anlatılıyor ki kelimenin tam anlamıyla büyüsüne kapılmamak imkansız.

Ayrılığın Haritası / Ertuğ Uçar / Can Yayınları / Roman / 200 Sayfa.

 

Raftakiler 4 Eylül 2020

Sahtekâr Javier Cercas Çeviren: Gökhan Aksay Everest Yayınları Roman 440 Sayfa “Sınırın Yasaları”, “Saplantı” ve “Kiracı” romanlarıyla tanıdığımız, çağdaş dünya edebiyatının usta kalemlerinden Javier Cercas; Sahtekâr’da, İkinci Dünya Savaşı sırasında Nazilerin toplama kampında kaldığını, ...

Henüz 29 yaşında dünyanın en prestijli edebiyat ödülünü kazandı!

Her yıl, Dünya edebiyatının İngilizceye çevrilen en iyi eserlerine verilen Uluslararası Booker Ödülü’nün 2020 yılı kazananı geçtiğimiz günlerde belli oldu. Marieke Lucas Rijneveld, ilk romanı “The Discomfort of Evening” ile Uluslararası Booker Ödülü’nü kazanan en genç yazar ...

Bu hafta kaçırmayın 4 Eylül 2020

4 EYLÜL CUMA 13.00 SERGİ Alexis Gritchenko: İstanbul Yılları Meşher, tekrar kapılarını açan bu sergisinde 1919-1921 yılları arasında Moskova’dan kaçıp İstanbul’a sığınan usta bir ressam, sanat eleştirmeni ve yazar Alexis Gritchenko’nun İstanbul günlerine odaklanıyor. Gritchenko’nun kariyerinde ...