• Her kim ki küresel ısınmaya inanmamış, salgını başımıza o bela etmiş
    26 Nisan 2020

    DeSmog adlı blog organizasyonu, küresel ısınmanın yalan olduğuna ilişkin kamuoyuna yansıyan ve karşılık bulan hurafelerin izini sürme amaçlı faaliyet yürütüyor. DeSmog, ABD Başkanı Donald Trump dahil küresel ısınma gerçeğine karşı misyon yürüten 70 tanınmış isim ve kuruluşun salgınla ilgili nasıl tavır takındıklarını incelemiş. Sonuçlar sürpriz değil. İklim bilimi karşıtları, son 3 aylık süreçte salgını hafife almış ve sosyal mesafe kuralları için alınan önlemlere de karşı çıkmışlar. Başka bir deyişle küresel ısınma gerçeğine karşı çıkarak önlem alınmasını geciktirenler, salgınla ilgili önlemleri geciktirme yönünde etki ajanı gibi çalışmış. Bu kişiler bugün ödediğimiz bedelin önde gelen sorumluları.

    Çalışmayı yürüten James Cook, Guardian gazetesine şöyle diyor: “Siyasi olarak muhafazakar çizgide olan ve bireysel çıkarını toplumsal sorumluluğun üstünde tutanlar, aynı zamanda sosyal mesafeyi daha az destekleyen ve Covid-19 tehlikesini anlama konusunda da geride kalanlar oldu” diyor.

    Araştırma kamuoyuna açık beyanlar ve uygulamalardan örneklerle meramını kanıtlıyor.

    Derler ki sosyal bilimlerin laboratuvarı olmadığı için vardığı sonuçları, dolayısıyla da bilim olduğu tartışmalıdır. Alın size küresel bir laboratuvar ve somut sonuçları. Laboratuvarın kobayları, gezegenin sakinleri olarak bizler olunca iş biraz tatsız hale bürünse de ortaya çıkan veri somut.  Trump’ın kişiliğinde simgeleşen yeni muhafazakar akımın gezegenimiz için nasıl bir tehdit olduğu net. Tump, Boris Johnson hatta Angela Merkel’in salgının başındaki tavrını hatırlayın.

    Bunlara kamuoyu baskısı sayesinde geri adım attırıldı, böylece en azından asgari önlemler tüm dünyada belli oranlarda etkili olabildi. Yoksa yeni muhafazakarların pek niyeti yoktu. Geri adım attırabilmek dünyanın bilime doğru meylettiğini göstermesi bakımından da umut verici.

    Endüstri virüs yayıyor olabilir

    Yukarıdaki yazının konusu olan küresel ısınmayı artıran hava kirliliği, maruz kaldığımız salgınla doğrudan bağlantılı olabilir. İtalyan bilim insanları havada uçuşan kimyasal partiküller üzerinde yaptığı iki ayrı araştırmada çarpıcı verilere ulaştı.

    Bolonya Üniversitesi’nden Leonardo Setti ve ekibinin yaptığı çalışma yüksek miktarda hava kirliliğinin, yüksek miktarda enfeksiyonu tetikleyebildiğini gösterdi. İlk sonuçlar, virüsün fabrika bacalarından ya da egzoz dumanlarından yayılan partiküllere binip rahatlıkla seyahat edebileceğini gösterdi.

    Aynı yönde sonuçlar veren başka bir araştırmanın ön sonuçları da medrxiv.org adlı bilim sitesinde yayınlandı. Nisan 1 itibarıyla incelenen İtalyan kentlerinde hava kirliliği yaratan partikül yoğunlukları ve enfekte olan insan sayıları karşılaştırılmış. Sonuçlar bariz görünüyor. Kirlilik limitlerinin altındaki kentlerde nüfusa göre ortalama hasta sayısı limitlerin üzerindeki kentlerin 3’te 1’i seviyesinde.

    İngiltere Bristol Üniversitesi’nden profesör Johntan Reid de 0.1 mikron ile 1 mikron arasında çapa sahip parçacıkların virüsü taşıyabileceğini düşünüyor.

    Evde kal kampanyaları sonrasında Avcılar’dan görülen Uludağ’a bakarken tekrar düşünmek gerekiyor. Biz neyin içinde soluyoruz? Küresel iklim değişikliğini görmezden geleceksek nereye gidiyoruz?

    Bilimi dinlemezsek her yıl 4 yeni virüs riski almaya devam edeceğiz

    Küresel salgın sonrası yani bir bakış açısıyla derlenen son araştırmalar yılda 2 ile 4 arasında değişen sayılarda yeni virüsün doğanın sınırlarından içeri girmemiz nedeniyle insan ortamına katıldığını gösterdi. Balta girmemiş Afrika ormanlarına vurulan her buldozer darbesi, bir derenin rutubetli kıyısında izole kalmış tehlikeli bir virüsü kentlere taşıma riskini barındırıyor. Yüksek fiyatlı yarasa gübresi için mağaralara yapılan her ticari müdahale, potansiyel bir tehlikeyi doğuruyor. ‘Biyolojik çeşitlilik’ kavramını ortaya atan Amerikalı akademisyen Thomas Lovejoy, Asya ve Afrika’daki vahşi hayvan pazarlarının engellenmesini isteyen bir makale yayınladı. Lovejoy “Bu doğanın intikamı falan değil. Ne ediyorsak, kendimize ediyoruz” diyor.

    Oxford Üniversitesi’nden Amy Dickman vahşi hayvan pazarlarının yasaklanmasını savunuyor. 20 bilim insanı bu yasak için çalışılmasını isteyen bir mektubu Birleşmiş Milletler’e gönderdi.

    Açılma süreci beyzbol sopasına bindi

    Tüm dünya sosyal hayatı açma yolunda bir adım atmak üzere. Motivasyonu nasıl bir sosyolojinin desteklediğini ABD’den gelen bir küçük haber çok iyi gösteriyor. ABD’de bugünlerde milyonlarca kişi Tayvan televizyonlarını izliyormuş. Çünkü dünyada halen oynanan tek beyzbol ligi Tayvan’da. Milyonların para yatırdığı bahis sektörü de şu sıra Tayvan’a gözünü dikmiş. ABD’de insanların nasıl normal hayata dönme özlemi yaşadıklarını anlayabiliyoruz. Politikacılar, ekonomistler zaten motiveydi; sosyolojik dip dalgasına da binecekler. Durdurulamaz açılma süreci başladı. Gelişen duyarlılık ve sosyal bilinç, açılmanın kontrollü olmasına yeter mi izleyeceğiz? Kapanma süreci her koşulda işe yaradı. Erkenden sert önlemlerle bu işi halleden Asya ülkeleri ise sürecin en rahatları.

    ÇOK OKUNANLAR