Ülkemiz çok karışık bugünlerde, bana soracak olursanız demokrasi ve hukuk devletinin geri dönüşün doğum sancılarını yaşıyoruz. Yani iyimserim gelecek için.
İşin fenası dünya da fevkalade karışık günlerden geçiyor ve o bakımdan da aslında iyimserim.
Amerikan Başkanı Donald Trump’ın dün ülkesi için ilan ettiği gümrük vergileri, dünyada Amerikasız yeni bir düzenin kurulmasının kapısını açması bakımından çok önemli.
Dünyanın geri kalanı pek ala bir araya gelip Amerika’nın gümrük tarifelerinin olmadığı, hala Dünya Ticaret Örgütü anlaşmalarının geçerli olduğu bir ticaret düzeni kurabilir. Çünkü baktığınızda toplam ticaret içinde Amerika’nın dünyadaki payı zaten azalıyor, daha da azalacak kaçınılmaz biçimde.
Tabii Amerika’ya karşı büyük ticaret fazlası elde eden ülkeler var; örneğin Çin, Avrupa Birliği, Hindistan, Japonya, Vietnam gibi, onlar Amerika’ya azalacak ticaretleri nedeniyle ciddi sıkıntı yaşayabilirler ama dünyanın geri kalanı Trump’tan o kadar da fazla etkilenmeyebilir.
Nitekim pek çok ülke Amerika’nın başlattığı ticaret savaşından kârlı çıkmaya daha savaştan önce başlamıştı bile. Örneğin Brezilya, Çin’in ABD’den almayı bıraktığı tarım ürünlerinin başlıca sağlayıcısı olarak bir çeşit altın çağa girdi bile. Güney Kore ve Japonya’nın Çin ile özel ticaret anlaşmalarına girmek istediği de sır değil.
Avrupa Birliği hamlesini bir yıl önce tamamladı, Güney Amerika ile müthiş bir ticaret anlaşması yaptı. Yani herkes zaten Amerika’nın dün başlayan hareketine karşı az veya çok hazırlıklıydı.
Ama bana soracak olursanız dün başlayan ticaret savaşı aslında konjonktürel bir durumu ifade ediyor. Arka planda daha önemli ve etkileri daha kalıcı olacak gelişmeler var.
Bu gelişmeler yine Trump’ın ve Amerika’nın yaptığı bazı kötü tercihlerden ve ABD’nin kendisini artık güvenilmez devlet olarak konumlamasından kaynaklanıyor. Trump, sadece ticaret savaşı başlatmadı, göçmenlere karşı yürüttüğü amansız mücadeleyle bir izolasyoncu döneme de giriş yaptı. Bu izolasyonculuğun etkileri çok daha kalıcı olacak; Amerika göçmen çekmekte büyük zorluk yaşayacak. Oysa hepimiz biliyoruz, Amerikan ekonomisinin de, biliminin de göçmenlere ihtiyacı var.
Mesele ilk bakışta İsrail destekçiliği gibi gözüküyor ama Amerikan üniversitelerinin bugünlerde yaşadığı baskılar sadece İsrail-Filistin meselesiyle ilgili değil; Amerikan üniversitesi bugün ifade özgürlüğünün ve dolayısıyla akademik özgürlüğün kısıtlandığı bir yer. Oysa bu özgürlüklerin varlığı ve sahip olduğu düşünülen güvenceler, Amerika’nın dünyanın geri kalanından ayrıldığı şeylerdi.
İkincisi Trump’ın “ideolojik” bularak Elon Musk aracılığıyla Amerikan bilim kurumlarına uyguladığı diğer baskılar ve işten çıkarmalar. Özellikle sağlık bilimleri ve iklim bilimleri alanında Amerika’da ciddi miktarda araştırmacı bugün fonsuz kalmış durumda.
Dünya şu anda Amerika’da açığa çıkmakta olan bilim ve teknoloji üreticisi insan kaynağını kendine çekme yarışına girmiş durumda. Çin çok güçlü bir emiş gücüne sahip, çünkü Amerika’da çok sayıda Çinli veya Çin asıllı araştırmacı var zaten.
Baktığınızda Çin, yayınlanan bilimsel makaleler bakımından Amerika’yı geçmek üzereydi, artık geçecek. Yani Amerika’nın bilimsel üstünlüğünün sonlarını görüyoruz. Trump bu süreci hızlandırdı sadece.
Bundan 100 yıl önce Avrupa’da NAZİ’lerin iktidara gelmesi, bilimin Avrupa’dan Amerika’ya göç etmesine ve bilimsel üstünlüğün 1930’ların sonundan başlayarak Amerika’ya geçmesine neden olmuştu. O bilimsel üstünlük Amerika’yı bugün bildiğimiz zengin ve güçlü Amerika yaptı.
Şimdi Donald Trump sayesinde geriye göç başlıyor. İşte Çin’i söyledim, bilim araştırmacılarının aslan payını onlar alacak ama unutmayın bu işten Avrupa’nın ve Türkiye’nin payına düşecek çok ciddi bir araştırmacı nüfusu daha var Amerika’da.
Akıllı bir Türkiye, bugün oturur o kalabalık Türk araştırmacı grubunu Türkiye’ye, Türk üniversitelerine ve şirketlerine nasıl geri çekeceğinin hesaplarını yapar ve buna göre hareket ederdi.
Ülkemizin demokrasiye ve hukuk devletine geri dönmesi, YÖK’ün tamamen yok edilerek üniversite özerkliğinin gerçek manada kurulması, akademik özgürlüklerin sağlanarak üniversiteye anlamlı araştırma fonlarının sağlanması Türkiye’ye birkaç yıl içinde kuantum sıçramaları yaptıracak şeyleri ortaya çıkarabilir.
Ama tabii bu konularda umutlanabilmek için önce akıllı olmak, demokrasi ve hukuk devletine inandırıcı biçimde dönüp sonra da onları yeterli güvence altına almak gerekir.
31 yıl önce verilmiş bir diplomayı iptal eden üniversite ile bu söylediğim şeyin başarılamayacağı belli.
Söylediklerimi mevcut iktidarın yapamayacağı da son derece açık.