Savcı şöyle dedi, “Bu beynin en az 20 yıl susturulması gerekiyor” ve susturdular…
06 Nisan 2025

1926’da bir sonbahar günüydü. İtalya’nın sokaklarında faşizmin adımları yükselirken, Antonio Gramsci tutuklandı. Mussolini rejimi onun susmasını istiyordu. 

Mahkeme salonundaki savcı şöyle dedi: 

“Bu beynin en az yirmi yıl susturulması gerekiyor. ”

Ve susturdular. 

Ama fiziksel olarak…

O küçücük bedeniyle dev bir fikir dünyası taşıyordu. Sardinya’nın yoksul topraklarından çıkmış, ömrü boyunca dik durmanın ne demek olduğunu iliklerine kadar yaşamış biriydi. Antonio Gramsci ve onun hikâyesi, sadece bir düşünürün değil; düşüncenin, baskıya rağmen nasıl hayatta kalabileceğinin hikâyesidir. Ama hapse atılmak onun düşüncelerini durduramayacaktı. 

Mussolini için Gramsci neden bu kadar tehlikeliydi?

Çünkü o iktidardaki faşizmin içyüzünü halka göstermeye çalıştı. Gramsci faşizmin maskesini indiriyor Mussolini’nin kurmak istediği korkunç iktidarı ifşa ediyordu.  Mussolini iktidarı, 8 Kasım 1926’da muhalefeti tamamen susturup kendi partisi dışındaki partileri yasakladı. Faşist rejim demokrasiyi tasfiye ederek totaliter bir aşamaya geçerken, delile bile gerek duymadan, sınıf kavgasını kışkırttığı ve komploculuk yaptığı uydurma gerekçesiyle Antonio Gramsci’yi tutuklattı. 

Gramsci, sadece sistemi eleştirmiyor, alternatifini de tarif ediyordu. Onun için gerçek devrim, sadece iktidarı değil, insanın düşünme biçimini de değiştirmeliydi. İşte bu yüzden Mussolini onu susturmak zorundaydı. 

O beyin hapishanedeki tek kişilik hücresinde yazmaya başladı. Karanlık bir hücrede, zayıf düşmüş bedeninin içinden parlayan bir ışık gibi, kelimeler dökülmeye başladı kâğıtlara. Kimi zaman çırpınarak, kimi zaman titreyerek… Ama hep direnerek.

Mussolini’nin savcısı onun fikirlerinin 20 yıl boyunca susturulmasını istemişti, Gramsci, hapiste geçen on bir yıl boyunca hep yeni fikirler üretti ve bu fikirler 30’dan fazla defter doldurdu. Sonraları “Hapishane Defterleri” adını alacak bu metinler, bir düşünce atlasına dönüştü. Yazdığı 3000 sayfalık 30 defter 11 yıllık hapishane günlerinin ürünüydü. Sınıf mücadelesinden eğitime, tarihten dile, kültüre kadar neredeyse dokunmadığı alan kalmadı. Ona göre egemenlik sadece silahla değil, kültürle, dille, eğitimle kuruluyordu. Hegemonya kavramını öyle derinlikli tanımladı ki, bugün bile sosyal bilimlerin temel taşlarından biri olmaya devam ediyor.

Mussolini’ye mektup yaz bırakalım

Yıl 1937…

Gramsci’nin sağlığı artık dayanamayacak kadar kötüleşmişti ama faşist rejim tedavisini kasten geciktiriyordu, tek kişilik hücresinde dişlerini bile kaybetmişti, bedeninde birçok hastalık vardı. Mussolini’ye özel bir mektup yazması koşuluyla serbest bırakılabileceği önerisini “Bana yapılan öneri intihardır. İntihar etmek için içimde en küçük bir istek bile yok” diyerek reddetti. Uzun uğraşlar sonunda uluslararası bir kampanya sayesinde hastaneye kaldırılmak üzere şartlı tahliye edildi. Ama o artık dışarıya değil, sonsuzluğa açılan bir kapının eşiğindeydi. Hapisten çıktıktan yalnızca birkaç gün sonra, 27 Nisan 1937’de bir düşünürün değil, bir dönemin sembolü olarak 46 yaşında hayata gözlerini yumdu. 

Bugün, Gramsci’nin ölümünden 88 yıl sonra, fikirleri hâlâ nefes alıyor.

Dünyanın dört bir yanında üniversitelerde, meydanlarda, sokak hareketlerinde onun cümleleri yankılanıyor. Hapishane Defterleri, hâlâ açıldığında insanın içini titretiyor. Her satırında özgürlüğün, düşünmenin, sorgulamanın izleri var.  

“Her insan filozoftur,” diyerek halkın, emekçinin, sokağın bilgisini baş tacı eden Gramsci, akademi duvarlarının çok ötesine ulaştı. Kültürel hegemonya, medya kontrolü, rıza üretimi, algı yönetimi… O neyi analiz ettiyse, bugün dünyanın dört bir yanında hâlâ yaşanıyor. Tıpkı bir kehanet gibi.

Ve belki de en trajik olan şu:  

Gramsci’nin o yıllarda teşhis ettiği hastalıklar iyileşmedi. Sadece kılık değiştirdi.  

Onun susturulmak istenen o sesi, şimdi çağımızın gürültüsü içinde daha da yankılanıyor. Çünkü o yalnızca bir düşünür değildi, fikirleriyle zamana meydan okuyan bir vicdandı.

Peki ya Mussolini?  

Onun adı, bugün karanlık bir dönemin küflenmiş dipnotlarında, tıpkı Hitler gibi o da insan onurunun ayaklar altına alındığı o karanlık dönemin lanetli isimlerinden…  

Gramsci hâlâ konuşuyor.  

Duvarları delen bir sesle.  

Kelimeleriyle, düşüncesiyle, inadıyla,  

Ve bize 88 yıl önceki haklılığını fısıldıyor hâlâ…

ÇOK OKUNANLAR