Beşiktaş dün akşam sadece bir maç kaybedip Avrupa defterini kapatmadı, çok derin bir krizin içine girdi. Siyah Beyazlı ekip, aslında bir önceki sezonda başlayan derin krizinden çıkabileceği, yeniden bir hedefi olabileceği konusunda minik de olsa ümitlere sahipti. Konferans Ligi’ne kalabilmek için karşısına çıkan son rakip olan Lausanne da bu ümitleri besliyordu; çünkü ilk maçta talihsiz bir beraberlik yalanmıştı, Beşiktaş her bakımdan rakibinden üstündü, dün akşam alınacak bir galibiyet, kulübe moral verecekti. Ama olmadı.
Bu olmayınca geçen yıl takımın başına belki Beşiktaş’ın yaşadığı en ağır krizli dönemde gelen Norveçli teknik adam Ole Gunnar Solskjaer hemen işten çıkarıldı. Beşiktaş’ın bu sezonki sıradanlığını ve hedefsizliğini çok önceden fark eden taraftar zaten faturayı teknik adama kesmeye hazırdı. Şimdi aynı taraftarın çok istediği Sergen Yalçın’ın takımın başına geçmesi için daha dün akşamdan temaslar başladı.
Ancak Beşiktaş’ta sorun sadece teknik direktör değil. Bu yıl, “üç büyükler”in Beşiktaş’ı Avrupa’nın üçüncü ligi olan konferans ligine katılamadığı gibi Türkiye’deki Süper Lig’de de herhangi bir iddiaya sahip olmaktan çok uzak, özgüveninini ve en önemlisi “büyük takım” kimliğini kaybetmiş durumda.
Dün akşamki maçı uzun uzun anlatmanın anlamı çok yok. Lausanne aslında Avrupa’nın, bırakın Avrupa’yı İsviçre’nin öyle dev ekiplerinden biri değil. Mesele Beşiktaş’ın “büyük” olduğunu unutması, kendisini sıradanlaştırması.