‘Sahte belge incelemesi’nde de sürat felakettir…
29 Ağustos 2025

Anadolu Haber Ajansı geçtiğimiz günlerde Vergi Denetim Kurulu Başkanlığı’nın mali belgelerde sahtecilik fiillerine yönelik yeni bir çalışma başlattığını duyurdu. Habere göre, 1 Ekim itibarıyla uygulamaya alınacağı belirtilen “daha sert tedbir ve politikalar” kapsamında;

  1. Sahte belge kullanan mükelleflerin belgeyi “bilmeden kullandığına” yönelik vergisel değerlendirmelere son verilerek, belgenin “bilerek” kullanıldığını esas alan bir yaklaşıma geçilecek. Bu sayede, sahte belge kullanan mükelleflerin önemli bölümü hakkında artık “vergi kaçakçılığı” kapsamında işlem tesis edilecek ve üç kat vergi ziyaı cezası uygulanacak;
  2. Sahte belge kullanan mükelleflerden, kamu alacağını güvenceye almak için teminat istenecek. Geçmişi nedeniyle sahte belge kullanma yönünden riskli bulunanlar başta olmak üzere belirli kriterleri taşıyan mükellefler için tedbir alınacak. Teminat gösteremeyen mükellefler için ihtiyati haciz uygulaması da gündeme gelecek;
  3. Vergi Denetim Kurulu’nun Risk Analiz Merkezi’nde kullanılan Kuruluş Gözetimli Analiz (KURGAN) Sistemi de mal ya da hizmet alım-satım işlemlerinin gerçek olup olmadığını risk skorlamasına bağlı olarak analiz edecek. Riskli görülen mükelleflerin kapısı çalınacak;
  4. Sahte belge düzenleyen mükelleflere yönelik “aylar süren” inceleme ve rapor süreçleri de yapay zekâ ve makine öğrenmesi algoritmalarıyla “kısa sürede” tamamlanacak. Böylece, sahte belge düzenleyenlerin “hızla” ceza alması sağlanacak.

Bakıldığında bir olumlu gelişmeler silsilesi olarak algılanabilecek bu haberde yer alan uygulamalar, herhangi bir detaylı hukuki düzenleme yapılmadan hayatımıza girerse pek çok mükellefin hayatını son derece olumsuz yönde etkileyebilecek nitelikte. Vergi kaçakçılığı gibi ceza hukuku anlamında suç teşkil eden ve hapis cezasına tâbi suçlarda, hızlı sonuca odaklanarak denetim mekanizmalarını ortadan kaldırmak mükellefleri normal şartlar altında katlanmaları gerekmeyen son derece külfetli süreçlerle baş başa bırakabilir.

“Vergi kaçakçılığı” sadece bir para cezasına yol açmaz

Vergi kaçakçılığı, özetle, bir “hileli vergi suçu” teşkil eder. Defter ve kayıtlarda hesap ve muhasebe hileleri yapmak, gerçek bir muamele olmadığı halde varmış gibi belge düzenlemek veya kullanmak (sahte belge) ve gerçek bir muameleye dayanmakla beraber bu muameleyi gerçeğe aykırı şekilde yansıtan belgeler düzenlemek veya kullanmak (muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge) gibi kanunda sayılmış hallerde ortaya çıkar.

Örneğin, resmi defter ve kayıtların yanı sıra işletmenin gerçek işlemleri yansıtan ikinci bir kayıt sistemi bulunması, iki işletme arasında herhangi bir alım-satım olmamasına rağmen bir işletmenin diğerine fatura kesmesi (sahte belge) veyahut iki işletme arasında gerçekleşen alım-satımın bedelinin düzenlenen faturada eksik ya da fazla olarak yansıtılması (muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge) vergi kaçakçılığı teşkil edebilir.

Vergi kaçakçılığı suçunun oluşmuş sayılması için her zaman ödenmesi gereken vergiden daha az bir miktarın ödenmiş olması (vergi ziyaı) aranmaz. Kanunda sayılmış durumlardan bir tanesinin gerçekleşmesi yeterli. Vergi kaçakçılığının asıl cezası hapis cezası olup, kaçakçılığa yol açan davranışlar nedeniyle herhangi bir vergi kaybına yol açıldıysa verilecek para cezası üç kat arttırılarak uygulanır.

Dolayısıyla, “sahte belge kullanan mükelleflerin önemli bölümü hakkında artık ‘vergi kaçakçılığı’ kapsamında işlem tesis edilecek ve üç kat vergi ziyaı cezası uygulanacak”, cümlesinden anlaşılması gereken, “sahte belge kullanan mükelleflerin önemli bölümünün” hapis cezası ile de karşı karşıya kalabileceği.

Sahte belgeyi “bilerek” kullanmak

Mevcut uygulamada sahte veya muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belgeyi düzenlemek kastın karinesi kabul edilir, diğer bir anlatımla kişilerin bu davranışı bilerek yaptıklarından yola çıkılır. Zira, bilmeden sahte belge düzenlemek zor…

Sahte veya muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belgeyi kullananlar açısından ise durum farklı. Çeşitli nedenlerle kişilerin kullandıkları belgenin sahte olduğunu bilmemeleri mümkün olabilir. Örneğin, hizmet satan tarafın düzenlediği faturanın gerçekten ilgili firma tarafından düzenlenip düzenlenmediği her zaman denetlenemeyebilir. Bu nedenle, ilgili Genel Tebliğ uyarınca, sadece mali idare tarafından yapılan incelemelerde sahte veya muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belgeyi bilerek kullandığı sonucuna varılan mükellefler için vergi suçu raporu düzenleniyor ve Cumhuriyet savcılığına suç duyurusunda bulunuluyor. Böylece, herhangi bir suç duyurusunda bulunmadan bir denetim mekanizması işletilerek, hem mükellefin mağduriyet yaşamasının önüne geçiliyor, hem de yargı organlarının yükü azaltılıyor. Bu denetim mekanizmasından vazgeçilmesi demek, mükellefler hakkında doğrudan suç duyurusunda bulunulması demek olur.

Sürat felakettir

Özellikle vergi kaçakçılığı gibi ceza hukuku anlamında suç teşkil eden fiillerde mükellef haklarını korumak elzem. Bu da ister istemez bazı süreçlerin daha yavaş ilerlemesine neden oluyor, fakat bu “yavaşlık” olumsuz olarak yorumlanmamalı.

Yapay zekâ uygulamaları aracılığıyla elde edilen sonuçların mükellefler üzerinde vergi incelemesi dahil herhangi bir etki doğurmadan önce etraflıca denetlenmesi şart. Risk skorlamalarının gerçeği yansıttığından emin olabilmek için sistemlerin devamlı olarak denetlenmesi elzem. “Aylar süren” inceleme ve raporların “kısa sürede” tamamlanacak olması çok güzel bir haber, fakat bu raporlar mutlaka uzmanlar tarafından denetlendikten sonra işleme konulmalı. Teminat veya ihtiyati haciz uygulamalarından önce mutlaka bir ön inceleme ya da denetim mekanizması işletilmeli. Sahte belgenin “bilerek” kullanıldığı esas alınacaksa dahi yine bir ön inceleme mekanizması bulunmalı ve belirli kriterlerin varlığı aranmalı.

En önemlisi bu süreçlere ilişkin gerekli hukuki düzenleme ivedilikle yapılmalı. Mevzu bahis olan sadece “üç kat vergi ziyaı cezası” değil, bir ceza soruşturması, belki ölçüsüz uygulanan bir ihtiyati haciz. Süratli ilerleyen “sahte belge” incelemesi, mükelleflerin felaketine dönüşmemeli.

ÇOK OKUNANLAR