Bugün 30 Ağustos. Türkiye’nin kendi kaderini kendi eline aldığı büyük savaşın yıldönümü.
‘Ulusal egemenlik’ denen şey, hiç öyle başkaları tarafından hediye edilen bir şey değil. Kendin kanla, terle, gözyaşıyla kazanıyorsun kendi egemenliğini.
Şimdi aradan 103 yıl geçmiş. Bugün bile, aslında her gün, ulusal egemenliğini savunmak zorundasın. Ama bunu illa savaşla yapman gerekmiyor.
Bakın bugüne denk gelen çarpıcı bir örnek var: Almanya’da Türkiye’nin aradığı bir kanlı suç örgütü lideri yakalandı ama Alman yargısı onu Türkiye’ye iade etmedi, etmediği yetmezmiş gibi bir de serbest kalmasına göz yumdu.
Hiç kuşkunuz olmasın bu bir ulusal egemenlik sorunudur. Almanya’daki makamar aldıkları kararın Türkiye’nin egemenliğini zedelediğini bilecek kadar bilgi ve tecrübe sahibi makamlar.
Ama onlar “Biz bu kişinin Türkiye’de adil yargılanacağına inanmıyoruz, o yüzden hakkında gösterdiğiniz delillere bakmıyoruz bile, size geri yollamıyoruz” diyorlar.
Bundan 103 yıl önce silahla sağlanan ulusal egemenliği bugün adaletle, demokrasiyle, insan haklarıyla sağlamak gerek.
Türk yargısının yurt dışında böyle bir izlenimle anılması, siz içeride istediğiniz kadar hamasi nutuklar atın, maalesef bir vakıa.
Biz bu izlenimi düzeltmedikçe, ulusal egemenliğimizin bir parçasından yoksun kalacağız.
Acaba Türkiye’de yargıyı yönetenler, yargıyı bu hale getirenler bu durumun farkında mı?
“Yerli milli” nutukları atarak yerli ve milli olunmuyor, aksine evrensel olandan uzağa düşülüyor.