Bir 20’lik bir 50’lik… Dedim ki: Biz olduk ‘bir 70’lik.’
01 Aralık 2025

Aylardır beklenen Creative Morning’in 10. Yaşını Cuma günü Galata’daki Postane’de kutladık. Creative Morning, tüm dünyada yüzlerce şehirde her ayın son Cuma sabahı aynı tema etrafında insanların bir araya gelip bir konuşmacıyı dinledikleri bir buluşma. İstanbul edisyonu 10 yıldır yapılıyor; 100 buluşma ve 106 konuşmacı geçmiş. Katılmadıysanız, gelecek aylarda bir Cuma sabahınızı ayırıp gidin derim. Kalben’den Caner Eler’e, Yekta Kopan’dan Kaan Sekban’a, Hacer Foggo’dan Itır Erhart’a kadar şahane konuşmacılar çıkmış sahneye.

İsterseniz geçmiş bölümlerin videolarına bir göz atarak başlayın. 2 yıl önce ben “Dayanıklılık” temasıyla sahnedeydim; suç ortağım Yasmin Güleç ise aynı yıl “Kalıp” temasıyla. CM İstanbul’u başarıyla yöneten Emre Erbirer aylar önce bir mail atıp “10. yıl için farklı bir formatta kutlama planlıyoruz, beraber aynı sahneye çıkar mısınız?” diye sordu. İkimiz de “Evet” dedik ve ilk kez buluştuk.

Yasmin, 20’lik dergisinin kurucusu. “20’leri bizden duyun” diyerek genç yazarlarla yayın hayatına devam ediyor. Kızlarımla yaşıt. Ben ise 54 yaşında kurumsala veda edip, “3. çeyrekte bakın neler olurmuş?”un peşinde koşan ve Genwise’ın kurucularından, taze bir girişimciyim. Bir 20’lik, bir 50’lik… Dedim ki: Biz olduk “bir 70’lik”.

Benim de en iyi anlaştığım kuşak 20’likler olunca, “Hadi bir bakalım” dedik, oturduk, tanıştık, biraz da çalıştık. Son sayfası “ŞEREFE” diye biten mini bir sunum bile hazırladık. “Kalıp Kırılır, Dayanıklılık İçinde Kalır” temasıyla sahneye çıktık. İkimiz de çıkışta kendimizi tanıtmak yerine birbirimizi anlattık.

Gerçekten de “zayıf bağlar” —yani az tanıdığın ama takip ettiğin insanlarla bir şey yapmak— çok değerli. Yasmin’le o kadar iyi hissettim ki “Her işe girerim” dedim. Kuşak çatışması yaşayan, eğitimleri, yaşamları ve iş yapma biçimleri zıt iki kişinin aslında ne kadar benzer olduğunu konuştuk. Nasıl mı? Tanışınca, aynı masaya oturup işleri takip edince ve sorularla birbirimizi anlayınca.

En önemli benzerlik ise kendimize sorduğumuz aynı soruydu:

“ 20’lik oldum: Ben ne yapıyorum?”

“ Emekli oldum: Ben ne yapıyorum?”

Hayata yeni başlayanlar ve ikinci sınıfa geçenler…

Yasmin; yazmayı seven, evlerin duvarlarını anı defterine çevirmeyi hayal eden, savaş fotoğrafçısı olmak isteyen, açlık çeken insanlara yemek ulaştırmak için çalışan genç bir kadın. Ben ise uzun yıllar tek bir şirkette çalışmış, hızlı yükselişler yaşamış, farklı işler, takımlar, ülkeler yönetmiş biri.

Ben aynı kalıplarda iş yapmayı hiç sevmedim

Ben birinci bölümü bitirdim; içinde 11 yıl çalıştığım Kapalıçarşı’dan öğrendiğim sabır, 12 yıl yaşadığım Moskova’dan öğrendiğim takım ruhu ve yere düşünce yeniden kalkma gücü hep benimle. Dayanıklılığın içini kolektiflik, denge, merak, cüretkârlık, kutlama kültürü ve “bana hep rahat batardı” hissiyle doldururken; Yasmin ise kalıpların içinde yeni dünyalar yaratmaktan, onları esnetmekten ve yeni işlere girmenin heyecanından bahsediyordu. Şimdi yine çok istediği yepyeni bir işe başlayacak; dünyadaki insanların karnını doyurmak için çalışacak. Onun videosunu izlemeden kalıpla ilgili düşüncelerimi şöyle yazmışım:

“Kalıp bende zorlayıcı ve sıkışma hissi veriyor. Sen ise esnetmekten bahsetmişsin.

Kalıp bana, üzerine ekmek atılmış bir yol gibi: ‘Buradan gidin.’

Evet, güzel ama kendi yolunu ve yönünü yapmak için şart değil.”

Ben aynı kalıplarda iş yapmayı hiç sevmedim. Sonuçta her kekin ortası delikli olmak zorunda değil. Eeee, sonra? Ne olacak bundan sonra? Bugünlerin yarınları var… “Gidiyorum ben, sen hoşça kal” diye sayıkladığımız günler.

Konuşmanın en can alıcı yerinde ikimizin de Japon kültürüne selam çaktığını fark edip, 70’ten fazla konuğumuzla birlikte sahnede Ikigai yaptık. 20’ler, 50’ler… Meğer benzer yaşlarmış. Ama ikimiz de “yeni mezun” gibiyiz. Ya da hep mezuna kalmayı seviyoruz. Hep okulda kalalım; gerekirse bütünlemeye girelim. Arayışımız hiç bitmesin: 20’ler, 40’lar, 50’ler…

Yasmin bana “20’lerinde kendinden ne bekliyordun?” dedi. “Yaşadıklarımın hiçbiri hayallerimin içinde yoktu” dedim. Kimsenin talip olmadığı işlere talip oldum; sürpriz yumurtaları ben açtım; “Gitme” denilen yerlere gittim; saçma işleri kabul ettim. İşte onlar bana iyi geldi. Sürprizli işler bitip kalıplı işler başlayınca, yeni işlere doğru “köprüden önce son çıkış”a kırdım direksiyonu.

Ha bir de… 20’lik, 30’luk ve yeni para kazanmaya başlayan biriyken; bünyenin 70’liklere çok kolay onay vereceğini, yaş 50 üstü  olunca, artık  20’lik de duracağımı da hayal etmemiştim. Gün boyu harika insanlar dinledik; akşamı coşkulu bir doğum günü kutlamasıyla kapattık. Oyunlar, yemekler, danslar ve eşlik eden “3 Kafadar’lar”…

Her oturumda yeni yüzler, yeni konular… Kimi zaman güldük, kimi zaman şaşırdık, kimi zaman hüzünlendik. Bu ülkede bir buluşmanın 10. yılına gelebilmek hiç kolay değil. Bunu başaran Emre Erbirer ve ekibini hep birlikte kutladık.

Panelimizin sonunda 20’lik Yasmin, “20’lik olmayan 20’likler” diye bir cümle kurdu:

“20’lik demek bir tavır, bir duruştur.

İster 5, ister 100 yaşında olun, ya da Tuğrul gibi ellilerin sonunda… Cesaret ediyorsan, yol değiştiriyorsan, yaptıklarının ve söylediklerinin arkasında duruyorsan ve dert ettiğin konuları çözmek için eyleme geçiyorsan sen de 20’liksindir.”

Eve dönerken bu sözler  yüzümde saçma bir tebessüm, ağzımda güzel bir tat bırakmadı desem yalan olur. Farklı yollar var. Bir bakın, gelin. Kalıplara girmeye çalışmayın, sınırları genişletin. Yeni kalıplar üretin. Size özel olsun.

ÇOK OKUNANLAR