Zor bir hayat yaşamış olan Sokrates, İÖ 470 yılında Atina’nın Alopeke demosunda bir taş ustası ya da heykeltıraş olan Sophroniskos’un oğlu olarak dünyaya geldi. Babasının gelirinin çok da az olmadığını varsayabiliriz, çünkü geleneksel zihin ve beden eğitimi aldı Sokrates, ki yalnızca maddi gücü yerinde vatandaşların alabildiği bir eğitimdi bu. Günümüzün kolejleri olarak düşünebilirsiniz. Annesi Phienarete’nin bir süre ebelik yaptığı iddia edilir. Ama bunu Platon’un, diyaloglarda Sokrates’in diyalektiğine etkili bir tanım bulmak için uydurmuş olma ihtimali de vardır.
Ebelik eski Yunan’da kendisi artık doğurgan olmayan, yani yaşça büyük ve tecrübeli kadınların yaptıkları bir işti. Sokrates de kendini, içinde zaten bilgiyi barından insanlara düşünsel bir doğum yaptıran mental bir ebe olarak görüyordu. Bu anlamda kendi işinin de, bilgi sahibi olmadığını sanan insanların içlerinde sıkışıp kalmış bilgiyi doğurtan ebelik, maieutike olduğunu söylerdi. Bu arada annesinin adı o kadar manidardır ki, bu konuda kuşkularımız biraz daha artar. Phienarete, erdem arayan anlamına gelmektedir.
Sokrates’in nasıl bir görünüşü olduğunu birkaç on yıl sonra yapılmış olan iki büstten biliyoruz. Romalılar sayısız kopyasını yapmıştı bu büstlerin: Şişmiş bir suratın ortasında küçük, yukarı kalkık ve delikleri karşıdan gözüken künt bir burun, pörtlek ve ineklerinki gibi yanlara bakan gözler ve dökülmüş saçlar. Xenophon Sokrates’in gözlerinin yanları da gördüğü için en güzel gözler olduğunu söyler. Platon’un Şölen’inde de Alkbiades Sokrates’i zanaatkârlar tarafından yapılan satirlere ve Silenus’a benzetir. Geçmişte veya o dönemde yaşamış hiç kimseye benzememektedir zira. Satirlerin müziğiyle büyülemesi gibi o da sözleriyle büyülemektedir insanları. Bu arada Cicero, fizyonomi savunucusu Zopyros Sokrates’in fiziksel görünümü nedeniyle şehvetli olduğunu söyleyince Alkibiades’in kahkahalarla güldüğünü söyler. Sokrates’in görünümü, hadi açıkça söyleyelim çirkinliği, tuhaflığının, atopiasının en önemli parçasıdır; atopos yeri olmayan, dolayısıyla sınıflandırılamayan demektir. Yunanlılara göre bu bir entelektüel için sıra dışı bir durumdur, çünkü güzellikle iyiliğin birbirinden ayrılmaz nitelikler – kalokagathia – olduğuna inanırlardı. Sokrates’in durmaksızın rahatsız edici sorular sorması ve ironik bir şekilde, eironeia ile, kendisinin bir şey bilmediğini ve insanların içindeki bilgiyi doğurttuğunu, annesi gibi bir anlamda maieutike yaptığını söylemesi, onun dengesiz görünmesine neden olur ve Alkibiades de bu nedenle onun çoğunlukla sarhoş gezen Silenus’a benzediğini söyler.
Doğaldır ki bu durumun, görünümünün Sokrates de çok net farkındaydı. Büyük ihtimalle öz bakımına dahi hiçbir özen göstermemesi ve olabilecek en kötü halde insan içine çıkmasındaki en önemli neden büyük olasılıkla buydu ve daha sonra daha ayrıntılı olarak üzerinde duracağım gibi, kanımca, psikolojik bir telafi çabasıydı bu tavrı.
Ardında hiçbir yazılı eser bırakmamış olmasına rağmen Batı felsefesi Sokrates’ten öncesi ve Sokrates’ten sonrası olarak ikiye ayrılır. Bu anlamda psikoterapi tarihi için Sigmund Freud ne ise Sokrates de felsefe tarihinde odur. Yalnızca Sokrates hakkındaki tartışmalar ve spekülasyonlar Freud’la karşılaştırılamayacak kadar azdır. Bunun nedeni de yukarıda belirttiğimiz gibi yazılı hiçbir metin bırakmamış olmasıdır. Freud da henüz ünlü olmadığı, gençlik günlerinde sonradan karısı olacak nişanlısı Martha’ya yazdığı bir mektupta, ardında yazılı hiçbir iz bırakmamak için her şeyi yok ettiğini yazıyordu ama o kadar çok kitap ve mektup yazdı ki, isteği pek de gerçekleşmedi.
Bu arada, Sokrates’in de hiçbir yazılı satır bırakmamış olmasına rağmen, kendisi hakkında yazan üç kişinin de birbirinden oldukça farklı Sokrates tabloları çizmiş olduğunu belirtmek zorundayız. Zaten bundan sonraki satırlar bu üç farklı Sokrates tablosundan yola çıkarak büyük filozofun kişiliği hakkında naçizane psikolojik spekülasyonlar, değerlendirmeler yapmak.
Bu kişiler komedya yazarı Aristophanes, asker ve tarihçi Xenophon ve sadık öğrencisi Platon. Bunlara ½ olarak Aristoteles’i de katabiliriz. O, Sokrates öldükten 14 yıl sonra dünyaya gelmiş olmasına rağmen eserlerinde kendisinden bahseder. Ve felsefede ona önemli bir yer bahşeder.
Stoa felsefesinin önemli isimlerinde Epiktetos de kendisini herkesten fazla Sokratesçi olarak gören önemli bir filozoftur. Epiktetos’la Sokrates’in ortak noktalarından biri de 20. yüzyılın en önemli psikoterapi ekollerinden biri olan kognitif davranışçı terapi için taşıdıkları önemdir. Yeri geldiğinde bundan da bahsedeceğiz.
Devam edecek

