DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın ‘Ayn el-Arab’ yerine ‘Kobani’ ifadesini kullandığını hatırlatıp ekledi: “Cumhurbaşkanı, Türkiye’deki Kürtlerin kırılganlığını okudu diye düşünüyorum.”
Bakırhan PKK’nın silah bıraktığını duyurmasıyla başlayan süreç, DEM Parti heyetinin 11 Şubat’ta Saray’da Erdoğan’la görüşmesi, PKK lideri Abdullah Öcalan’a ‘umut hakkı’ tartışmaları ve Akın Gürlek’in adalet bakanı olarak atanması konularıyla ilgili açıklamalar yaptı.
‘Öcalan’ın aynı koşullarda kalması diyalektiğe aykırı’
Bakırhan özetle şunları söyledi:
* Yüz yıllık bir meselenin çözümünü tartışacağız, barış diyeceğiz. Bir taraftan da Öcalan’ın koşulları aynı kalsın, gibi sürece denk düşmeyen önermelerde bulunacağız. Bunlar doğru değil.
* Umut hakkına sadece sayın Öcalan’ın şahsına çıkarılacak bir yasa olarak bakılmamalı. Umut hakkı, toplumsal barış umudunu destekleyecek bir düzenleme olarak görülmelidir.
* Bu meselenin çözümündeki aktörün kendisiyle ilgili koşullarıyla, iletişimiyle, sağlığıyla, yaşamıyla ilgili düzenleme olumsuz anlamda tartışılmamalı.
* Ne olacak yani, meseleyi çözeceğiz ama sayın Öcalan aynı koşullarda mı kalacak? Toplumun önemli bir kesimi bunu kabul etmez.Bu yaklaşım, çözüme hizmet etmez. Diyalektiğe aykırı bir durum.
* Komisyon raporunda uygun bir formülü ortak akılla bulabiliriz. Bu formül sayın Öcalan’ın özgür yaşam koşulları, iletişim koşullarının oluşturulmasını sağlamalı.
Bakırhan’a göre Erdoğan’ın ‘Kobani’ demesi önemli bir mesaj
* Suriye’deki Kürtlerin Türkiye tarafından ‘güvenlik tehdidi’ olarak görülmesi tüm Kürtleri rahatsız etti. Kürdün en ufak bir hak elde etmesi sanki Türkiye için tehditmiş gibi yansıtıldı. Bu Kürtleri kırdı.
* Kürtler, Suriye toplumunun bir parçası. Henüz yeni anayasa ve rejim yapısı netleşmediği için kaygıları doğal. Oradaki insanlar bizim akrabalarımız.
* Kobani’de elektrik kesildiğinde buradaki yakınları aranıyor. Oradaki insanlar herhangi bir haksızlıkla, hukuksuzlukla karşılaştığı zaman buradaki akrabaları haklı olarak feryat, figan ediyorlar.
* Cumhurbaşkanı, ‘Ayn el-Arab’ yerine ‘Kobani’ ifadesini kullanmasını Kürtlere dönük önemli bir mesaj olarak görüyorum. Cumhurbaşkanı Türkiye’deki Kürtlerin kırılganlığını okudu diye düşünüyorum.
* Kürt Rojava diyorsa Rojava’dır, Kobani diyorsa Kobani’dir. İsimle memleket bölünmez, isim memleketi tehdit etmez. (Diken’in notu: Erdoğan, 11 Şubat’taki grup toplantısında ‘Ayn el-Arab’ yerine ‘Kobani’ demişti)
* MHP Genel Başkanı sayın Devlet Bahçeli’nin de ‘Suriye Cumhuriyeti’ ifadesini kullanması son derece olumlu.
‘Bahçeli’nin sözleri artık icraata dönmeli’
* Sayın Bahçeli’nin bir yılda söylediği şeyleri toparlarsak bir manifesto çıkarabiliriz. Ama dönüp baktığımızda bir yıl içerisinde henüz tek bir adım atılmış değil.
* Sayın Bahçeli’nin sözleri artık icraata dönmeli. Sayın Bahçeli’nin söylemlerinden çok onun sahada nasıl uygulandığını, kendi derdine nasıl derman olduğunu görmek istiyorlar insanlar.
‘Türk’ün gururunu, Kürt’ün onurunu kırmayacak düzenlemeler…’
* Bir barış olacaksa ortaya çıkan yasal düzenlemelerden herkes yararlanmalıdır. Diğer ayrıntılar belki tartışılır ama örgütünün altı üstü gibi kategorilere ayırırsak içinden çıkamayabiliriz.
* Sürecin başarıya ulaşacağına inanıyorum. Makul olan, Meclis başkanımızın da dediği gibi Türk’ün gururunu, Kürt’ün onurunu kırmayacak düzenlemelere ihtiyaç olduğunu düşünüyorum.
Akın Gürlek yorumu: ‘Bu süreç, bürokratları aşan bir süreç’
* (“Adalet Bakanlığı’na Akın Gürlek’in atanması sürece nasıl yansır?” sorusu üzerine) Tabi onu kestirmek biraz zor ama bu süreç kişileri, bürokratları aşan bir süreçtir. Yani bir kişinin özel bir çabası, özel bir karşı düşüncesi olsa bile böylesinin devasa Türkiye’nin 100 yıllık bir meselede istese de engelleyici bir rol oynayabileceğini düşünmüyorum. Ama katkı sunucu bir rol oynayabilir.
* Adalet Bakanlığı sürecinde daha sağduyulu bir şekilde değerlendirilir, açılan yaralar kapatılırsa yapıcı bir şey ortaya çıkabilir.

