İki hafta önce Londra’da, artakalan iki kitapçı dükkanını gezdim.
Kitapçıları sadece kitap almak için değil, aynı zamanda “Günün ruhunu” anlamak için de farklı bir gözle geziyorum.
Çünkü hemen girişte ve best seller raflarında, bana günün ruhunu anlatan çok önemli bilgiler var.
Nitekim çok dikkatimi çeken bir şey gördüm.
Rubio’nun konuşması gelince planım değişti
Bunu hafta sonuna yazayım diyordum ama, dün ABD Dışişleri Bakanı Rubio’nun Münih Güvenlik Konferansı’nda yaptığı konuşmayı okurken, araya sıkışmış bir cümle, kitapçı vitrinindeki o gözlemle öylesine çakıştı ki…
“Günün en önemli konusu bu” deyip yazmaya karar verdim.
Çünkü aynı gece Duman grubunun solisti Kaan Tangöze gözaltına alındı.
Öne kitapçıdaki gözlemimden başlayayım.

Bir: ‘Günün ruhu’ popülistlerden uzun süreli diktatörlüklere kaymış
Her iki kitapçıda da “Günün ruhunu” anlatan üç grup kitap dikkati çekti.
Birinci grup, “Diktatörlerle” ilgili kitaplardı.
İnsanlar özellikle Stalin dönemi diktatörlüğü ile ilgileniyorlar…
Ama bu defaki yenilik, bu kitapların arasına eski İspanya diktatörü Franco’nun da girmesi.

Trump’tan Stalin ve Franco’ya yatay geçiş
Stalin diktatörlüğü de 26 yıl sürmüştü.
Franco ise 36 yıl iktidarda kaldı.
Oysa daha önce gittiğimde ilgi daha çok Trump ve öteki popülist liderlere yönelikti.
Demek ki insanların ilgi ve tabii ki endişeleri de bugünün popülist liderlerinden, Hitler ve Mussolini gibi kısa süreli diktatörlerden, uzun süreli diktatörlere doğru kaymış.
Geleceğe nasıl bir karamsarlıkla baktığımızın çarpıcı bir göstergesi.
Nitekim Türkiye’ye döndüğümde evde beni sürpriz bir kitap bekliyordu.
Taha Akyol’un, Doğan Kitap’tan çıkan, “Dünyayı Bölen Devrim” adlı yeni kitabı.
O da Sovyet devriminin yükseliş, çöküşü ve bir anlamda 26 yıl sürmüş Stalin diktatörlüğü üzerineydi.

İki: Artık en çok merak edilen iki ülke
İkinci grup kitaplar “İlgi duyulan ülkelerdi…”
Orada da iki ülke ön plana çıkıyordu.
Çin ve İran…
Demek ki ne ABD, ne Rusya, ne Avrupa, ne Türkiye…
Gözler bu iki ülkede…
Ama asıl ilgimi çeken üçüncü grup kitaplardı.

Üç: ‘Günümüz ruhunun’ iki devrimci karakteri
Bütün kitapçılarda “60’lı yılların ünlü rock grupları ve şarkıcılarına ait kitaplar” çok dikkat çekici biçimde çoğalmış.
Bu döneme büyük bir ilgi patlaması var.
Ama bütün o isimler içinde özellikle ikisi çok ön plandaydı.
Beatles ve David Bowie…
Beatles daha çok müziğe getirdiği devrimle, Bowie ise daha çok yarattığı tarz ve artık bir aziz haline gelen ikonalaşmış yüzü ile.
İkisi üzerine adeta bir yayın patlaması vardı.
Batı coğrafyasının medeniyet haritası nerede başlar ve biter?
İşte bu konu üzerinde düşünürken ABD Dışişleri Bakanı Rubio’nun konuşması geldi önüme.
Bence de gördüğüm yorumlarda da çok önemli olarak değerlendirilen bir konuşmaydı.
Çünkü “Biz” diyerek tarif ettiği “Batı Medeniyetinin” coğrafi haritasını çiziyordu.
Ve bu medeniyeti, çok ağır biçimde “Hristiyanlık dini” üzerinden tarif ediyordu.
Tıpkı bizde de son 23 yılda “Medeniyet, İslam aidiyetiyle” tarif edilmeye başlanması gibi.
Yani ikisi arasında yaklaşımda bir fark yok.

Konuşmada öyle bir cümle var ki paradigma kırar
Ancak Rubio’nun konuşmasında öyle bir cümle var ki, “Batı medeniyetini” üzerinde pek durmadığımız, özellikle muhafazakar siyasilerin hiç ciddiye almadığı yeni bir olgu ile tarif ediyordu.
O cümle aynen şöyle:
“Mozart’ı, Beethoven’i, Dante’yi, Shakespeare’yi, Michelangelo’yu, Da Vinci’yi ve Beatles’ı ve Rolling Stones’u yaratan kıta burasıydı (Avrupa).”
Londra kitapçısının vitrinindeki gözlemimle, “MAGA’cı” bir Amerikalı’nın “Batı Medeniyeti’nin” geçmiş ve günümüz sınırlarını çizen haritası bir anda birbirinin üstüne yapıştı.
Demek ki Rubio’nun gözünde bile “Rock’n Roll”; din ve Rönesans kadar önemli bir yere gelmiş.

Rubio’nun göçmen hemşehrisi Tony Montana ne dinlerdi?
Bunu söyleyen Marco Rubio Kuba göçmeni bir ailenin çocuğu.
Yani Brian de Palma’nın “Scarface” (Yaralı Yüz) filminde, Al Pacino’nun oynadığı Kuba göçmeni Tony Montana adlı karakterin hemşehrisi.
O Dışişleri Bakanı oldu.
Tony Montana, Miami’nin ele avuca sığmaz uyuşturucu kaçakçısı ve mahalli mafyası genç adam.
İki zıt göçmen ve içlerinden biri, göçmen karşıtı “MAGA Hareketinin” kaotik “Medeniyet” tarifini yapıyor.
Ama ikisini birleştiren bir şey var.
Müzik…
Tony Montana, filmin özellikle Babylon Club sahnelerinde, E.G Daily’nin “Shake it Up”, “I’m Hot Tonight”, Amy Holland’ın “She Is On Fire” gibi şarkılarını dinliyor.
80’lerin elektronik ‘sound’u yani…
Yeni kaotik medeniyetin yeni mesihleri…
John Lennon’un 60 yıl önce tarihi kehaneti
Rubio’nun bu sözü beni tam 60 yıl önceye götürdü.
4 Mart 1966…
Beatles ilk plağını çıkaralı sadece 4 yıl olmuş.
John Lennon o günü Evening Standart gazetesinin yazarı Maureen Cleave’a kelimesi kelimesine şunu söylemişti:
“Hristiyanlık gidecek… Şu anda biz İsa’dan daha popüleriz…”
Dünya birbirine girmişti.
Eksik kehanet: Giden sadece Hristiyanlık değil
Bu yıl o kehanetin 60’ncı yılı…
Hristiyanlık geriliyor.
Giden sadece o değil.
“Günümüzün ruhu” önümüze şöyle bir gerçek daha koyuyor.
23 yıldır Türkiye’de “İslami hassasiyeti yüksek”, otoritesi ondan da yüksek bir iktidar dönemi yaşıyoruz.
Ve son 23 yılda dinle ilgili bütün göstergeler dibe doğru gidiyor.
Zamanın ruhunu tayin edecek en derin soru
Böylece geliyoruz, “Zamanın Ruhu’nun” en derin sorusuna…
Bu “Medeniyet belirleyicilerinin” hangisi daha bölgesel ve kısmi, hangisi daha küreseldir?
“Zamanın ruhunu” tayin edecek en derin soru artık işte budur…
Çünkü streaming teknolojisi, müziği bugün dinlerden daha küresel hale getirdi.
Bugün üç ülke dünyanın “En büyük müzik ihracatçıları” sıralamasında ilk 5’de yer alıyor.
Güney Kore, İsveç ve 3.5 milyonluk Porto Rico.
Yani fiziki, ekonomik ve coğrafi büyüklükten öte bir şey bu.
MİT Başkanı İbrahim Kalın’ın kabul edemeyeceği bir “Zamanın ruhu”
Bu yazıyı yazarken önümde geçenlerde Paris’te satın aldığım Jean Brun’un “La Philosophie Grecque” (Yunan Felsefesi) adlı kitabı duruyor.
Alt başlığı şöyle:
“Sokrat Öncesinden, Yeni Platonculuğa…”
Rubio, Batı medeniyetini hala büyük ölçüde “Hristiyanlık dini” ile tarif ediyor ama, bu kitap bana, o medeniyetin Hristiyanlık öncesi Roma-Yunan temellerine de sahip olduğunu söylüyor.
Ve bugün Avrupa’nın çoğunda Hristiyanlık ve din “Medeniyet belirleyici” gücünü hızla kaybediyor.
Benim iddiam şu.
İslam aleminde de din giderek belirleyiciliğini kaybetmeye ve iktidarını küresel başka olgularla paylaşmaya başladı.
Bizim coğrafyamızın medeniyetini daha çok “İslami tefekkür” üzerinden açıklayan MİT Başkanı İbrahim Kalın’ın pek kabul edebileceği bir tez değil.
“Zamanın değil”, “Günün Ruhuna” bakan bana göre ise çok kabul edilebilecek bir tez.
Bugün artık “Hristiyan” ve “İslam” diye iki alem yok
Bugün artık “Hristiyan alemi” ve “Müslüman alemi” diye iki çok belirgin olgu yok.
Farkında olmadan, bir çok konuda küresel bağlarla iç içe geçmiş, “Magma” bir medeniyete doğru gidiyoruz.
Bizi, “Hala böyle bir ayırım varmış gibi” oyalamaya çalışanlar ise, 21’inci Yüzyıl tarihine birer “Outsider” olarak giren “Popülist liderler” oldu.
Oysa, popülizm, kendisini istediği kadar dinle tarif etsin, dayandığı temel, William Reich’ın kavramı ile “Küçük insan psikolojisi” ve miadını doldurmakta olan “Siyasallaşmış bir din tasavvuru…”
Böyle bir günde Duman grubunun solistini gözaltına almak ne demek?
İşte böyle bir günde önümüze, “Günün ruhuna” taban tabana zıt bir haber düşüyor.
Duman grubunun solisti Kaan Tangöze gözaltına alınmış.
Yani “Senden daha güzel”, “Herşeyi Yak” şarkıları ile bu ülkenin geleceğini temsil eden genç ve şu an orta ve üstü yaşını yaşayan insanların; konser salonlarında , stadlarda Milli marş gibi bir “Millet şarkısı” haline getirdikleri o şahane parçaları söyleyen gurubun solisti…
“Günün Ruhunu” hiç okuyamamanın örnekleri…
Aynı gün Manifest grubunun yeni şarkısı ilk 3’e giriyor
Nitekim;
Aynı gün, bir süre önce sahnelerden indirilen ve 2 yıl hapise mahkum edilen “Manifest” gurubunun, “Birinci yılını kutlamak” amacıyla çıkardığı “Başrol Sensin” adlı şarkısı “Spotify Türkiye En İyi 50” listesine 3 numaradan giriyordu.
Bir hafta önce Tarkan, sahnede susturulan Manifest ve Mabel Matiz’e sahip çıkan konuşmalarını yaparken 10 gece boyunca o aynı insanlar çılgınca alkışlıyordu.
Bugünün iktidarının anlayamadığı “Yeni bir Türkiye’nin” işaretlerdir bunlar…
Diyeceğim, o sanatçıları böyle gözaltına alarak, şunla bunla suçlayarak, bu “Yeni Türkiye’nin gözünde” itibarsızlaştıramazsınız…
Türkiye’de din 23 yılda neden 20 puan geriledi?
Geçen hafta yazdım.
Bakın aynı günlerde, bu anlattıklarımı doğrulayan göstergeler ard arda gelmeye başladı.
Bir hafta önce yayınlanan bir çalışmaya göre Türkiye’de “Hiçbir dini vecibemi yerine getirmiyorum” diyen insanların oranı, 2001’de (AKP öncesinde) yüzde 13.7’ken, 2018’de yüzde 34.8’e çıkmış.
Yani 20 puan yükselmiş.…
Bugün aynı araştırma yapılsa, bu oranın yüzde 50’yi geçmesi beni hiç şaşırtmaz.
İki üç gün önce öğrendik ki Arınç ve Cübbeli haklıymış
Duman’ın solistinin gözaltına alınmasından üç beş gün önce öğrendik ki;
Bülent Arınç ve Cübbeli Ahmet haklıymış.
Çünkü aynı dönemde “Camiye giderim, namaz kılarım” diyen insan oranı yüzde 15.6’dan yüzde 9’a inmiş.
Yani bu ülkede, her 10 kişiden sadece 1’i “Camiye gider, namaz kılarım” diyormuş…
AKP 2001 yılında iktidara geldiğinde Türkiye’de 75 bin cami vardı.
Bugün resmi olarak 90 bin(Tahminime göre 100 binden fazla) cami var.
Böyle bir ülkede hala “Dindar nesil” hedefine göre politika yapılır mı…
2027’de göreceğiz…
Ama aynı şeyi bugün “Hristiyan dünyası” denilen coğrafya için de geçerli.
Bugünkü rejimler “dindar popülizmin” son neslidir
O yüzden şunu rahatlıkla söyleyebilirim.
Bugünkü otoriter rejimler, “Dindar popülizmin” son neslidir.
Yeni bir dünya kuruluyor.
Ve o dünyada siyasallaşmış ve kurumlaşmış dinin etkisi giderek azalacak.
“Lego inanç” biçimleri gelişecek. İnanç, nihayet, diktatörlerin ve popülist liderlerin baskı ve ihtiraslarının payandası olmaktan kurtulacak…
İnanç gerçek anlamda özgürleşecek.
Hep diyorum ya, iyi ki Rock’n Roll var
Hep diyorum ya…
İyi ki Rock’n Roll var…

