PKK’nın silah bırakma süreci için kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu ortak raporunu tamamladı.
Yedi başlık, 60 sayfadan oluşan raporda PKK lideri Abdullah Öcalan’a‘umut hakkı’ tanınmasıyla ilgili bir ibare yer almıyor. Fakat “İnfaz adaletinin sağlanması gerekmektedir” deniyor.
Komisyon bugün son kez toplandı. Komisyon ve Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş raporun yedi bölümden oluştuğunu açıkladı. O bölümler şöyle sıralandı:
Komisyon çalışmaları
Komisyonun temel hedefleri
Türk-Kürt kardeşliğinin tarihi kökleri ve kardeşlik hukuku
Komisyonda dinlenen kişilerin mutabakat alanları
PKK’nın kendisini feshetmesi ve silah bırakması
Sürece ilişkin yasal düzenleme önerileri ve demokratikleşmeyle ilgili öneriler
Sonuç ve değerlendirme
‘Af mahiyetinde değil’
Ardından Kurtulmuş partilerin oylarına sunulacak raporun özetini okuyup şunları söyledi:
“88 saat çalışma yapıldı. 4 bin 199 sayfa tutanak tutuldu. Komisyonun hazırladığı rapor yedi bölümden oluşuyor.
Terör meselesinde tarihi bir dönemden geçiyoruz. Barış ve huzurun sağlanması tarihi bir sorumluluk. Raporda PKK’nın kendini feshetmesine ilişkin yasal düzenleme var.
Terörün ülkemizin gündeminden çıkarılması her birimiz için tarihi bir sorumluluktur. Alınan tedbirler hukukla sağlam bir şekilde ilerleyecektir.
Kardeşliğimizi güçlendiriyoruz. Komisyon acılarımızı inkar etmeden geleceği birlikte korumak kararlılığın açık bir ifadesidir.
Rapor af mahiyetinde değildir. Komisyon, toplumsa huzur ve sukünü zedeleyen terör eylemleri ve şiddet ikliminin sona erdirme iradesini rapor haline getirmiştir.
Yaptığımız çalışmalar, gelinen aşamayla sınırlı ve tamamlanmış bir süreç olarak değerlendirilemez. Hazırlanan rapor toplumsal barışın zeminini koruyor. Rapor atılacak adımların mihenk taşı.
Raporda bahsedilen düzenlemelere ek olarak raporlarda ifade edilen daha demokratik, sivil, özgürlükçü, katılımsı ve kapsayıcı anayasaya ihtiyaç duyulmaktadır.”
Raporun detayları: Umut hakkı yok infazda adalet var
Rapor 60 sayfa ve yedi bölümden oluşuyor. Umut hakkı ibaresi yer almasa da ‘infazda adaletin sağlanması gerektiğine’ vurgu yapılıyor.
‘Özel ve geçici düzenleme’ vurgusu
beşinci bölümde ülke içi ve dışında PKK’nın silah bırakmasına dair bir teyit mekanizması içinde olması gerektiği vurgulanıyor. Bölümde silah bırakmayla yasal düzenlemelerin zamana yayılarak ilerleyebileceği belirtiliyor. Bu düzenlemelerin ‘özel ve geçici olması gerektiği’ bir diğer vurgu.
Altıncı bölümdeyse yasal düzenleme önerileri bulunuyor. Örgüt üyelerinin hukuki durumu ve ‘toplumla bütünleşme’leriyle ilgili bölüm bu kısımda.
Süreçte görev alanlara yasal güvence sağlanması da öneriler arasında.
AİHM ve AYM kararlarına uyulması
Yedinci bölümdeyse Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ve Anayasa Mahkemesi (AYM) kararlarına uyulması gerekliliği vurgusu var. Burada temel hak ve özgürlüklerin önündeki engellerin kaldırılmasına da atıf yer alıyor.
Raporda şiddet içermeyen eylemlerin de terör kapsamına dışına çıkarılması gerektiği belirtiliyor.
Ayrıca Terörle Mücadele Kanunu’nun belirleyici tanım üzerinden yeniden belirlenmesi gerektiği vurgulanıyor.
Umut hakkı tartışması
Eski ceza yasasındaki idam cezaları, yeni yasal düzenlemelere göre uyarlandı ve ağırlaştırılmış müebbet hapis cezalarına çevrildi.
Terörle Mücadele Kanunu (3713 sayılı yasa) ve Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı yasa) 302’inci maddesi kapsamında verilen ağırlaştırılmış müebbet hapis cezalarının infaz biçimi mevzuatta ömür boyu yani ölünceye kadar şeklinde düzenlendi. Söz konusu cezaların istisnası yok.
‘Umut hakkı’na sahip olan kişinin belirli bir infaz süresinden sonra durumunun yeniden gözden geçirilir.
Hükümlü bunun hangi gerekçeler üzerinden yapılacağını, kimlerin hangi yöntemlerle bu değerlendirmeyi yapacağını bilerek cezasını infaz eder.
Başka bir ifadeyle ‘umut hakkı’ öngörülebilir bir infaz biçimi getirerek kişinin yeniden özgürlüğüne kavuşma umudunu korumasını sağlar.
Umut hakkını MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Öcalan için gündeme getirmişti.
Hatta MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız, komisyonun bir önceki toplantısı sonrası “Umut hakkı konusunda uzlaştık” demişti.
DEM Parti’den komisyon raporuna ‘terör’ şerhi
DEM Parti İmralı Süreci’ne ilişkin komisyon raporuna “terör” kavramlarının kullanılmasına itiraz ederek şerh düştü. Parti sürecin “Terörsüz Türkiye” değil “Barış ve Demokratik Toplum” olarak adlandırılması gerektiğini savundu. Kürt meselesinin terörle tanımlanamayacağını söyleyen DEM rapor dilinin tek taraflı olduğunu anadil ve demokratikleşme temelinde ele alınmasını istedi.
DEM Parti İmralı Süreci kapsamında hazırlanan komisyonun ortak raporuna ‘evet’ oyu vereceğini açıklasa da “şerh” düştüğünü açıkladı.
Her siyasi partinin itirazlarının da kayda geçirilip rapor eki olarak yer alacağı öğrenildi. DEM Parti bu şartla rapora “evet” oyu kullanma kararı aldı.
DEM Parti raporun hazırlık sürecinde uzlaşı için yapıcı bir tutum sergilediklerini vurguladı.
DEM Parti açıklamasında şu ifadeler yer aldı:
“Ortak Rapor Taslağının hazırlık sürecinde DEM Parti olarak ısrarla uzlaşma zeminini zorladığımızın, bunun için yapıcı bir rol üstlenmek konusunda özenli hareket ettiğimizin bilinmesini isteriz.”
Parti raporun özellikle “SÜRECE İLİŞKİN YASAL DÜZENLEME ÖNERİLERİ” ve “DEMOKRATİKLEŞME İLE İLGİLİ ÖNERİLER” başlıklarının yol gösterici olabileceğini belirterek sürece katkı sunmaya devam edeceklerini ifade etti.
DEM Parti “Terörsüz süreci”, “terör örgütü” ve “terör belası” gibi ifadelerin uygun olmadığını savundu.
Sürecin adının “Terörsüz Türkiye” olarak tanımlanmasına karşı çıkan parti mevcut süreci “Sayın Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat 2025 tarihinde yaptığı çağrıya ismini veren Barış ve Demokratik Toplum Süreci” olarak tanımladığını ifade etti.
Açıklamada “Kürt meselesi ‘terör’ kavramıyla anılamaz” denerek sorunun siyasal, sosyal, ekonomik, kültürel ve arihsel boyutları olan bir hak ve özgürlükler meselesi olduğu vurgulandı.
Kürtlerin yaşadığı acıların tek taraflı tarif edilmesinin “kabul edilemez” olduğu belirtilerek, ortak geleceğin acıların ortaklaştırılmasıyla mümkün olacağı DEM Parti tarafından ifade edildi.
DEM Parti raporda “terör örgütü” kavramının kullanılmasına da karşı çıkarak “Tüm bu gerekçelerle ‘Kürt halkı ve Kürt meselesi vardır’ diyen milyonlara karşı sorumluluğumuz ve saygımız gereği ‘terör örgütü’ kavramının Ortak Rapor Taslağında kullanılmasını doğru bulmuyoruz” dedi.
Açıklamada ayrıca, anadil hakkının temel ve devredilemez bir insan hakkı olduğu vurgulanarak, başta Kürtçe olmak üzere anadil üzerindeki kısıtlamaların kaldırılması ve çok dillilikle barışılması gerektiği ifade edildi:
“Komisyon Ortak Rapor Taslağının “Hak ve Özgürlüklerin Genişletilmesi ile İlgili Düzenlemeler” başlığı altında “Doğuştan gelen dokunulamaz ve devredilemez…” hakların başta anadili hakkı ve kimlik/kültür hakları gibi insanlık değerlerini ve evrensel hakları içerdiğini özellikle belirtmek isteriz.
Anadili, yalnızca bir iletişim aracı değil; düşünme biçimini, öğrenme süreçlerini, duygulanım dünyasını ve toplumsal aidiyet hissini belirleyen kurucu bir unsurdur. Türkiye’de farklı dil ve kültüre sahip milyonlarca insanın, başta Kürtçe olmak üzere anadili hakkına yönelik kısıtlayıcı düzenlemelerin, uygulamaların ve kamusal engellerin ortadan kaldırılması ve çok dillilik ile barışılması gerekmektedir”
DEM Parti, raporun dilinin tek taraflı olmaması gerektiğini belirterek şu değerlendirmeyle açıklamayı tamamladı:
“Barış, sadece sonuç değil; yöntemin ve dilin kendisidir aynı zamanda. Unutmayalım ki, dil kırılgansa, sonuç da kırılgan olma ihtimalini barındırır.”

