Zengin kadınlar sayesinde sanat olabildi
18 Şubat 2026

1913’de düzenlenen ve Armory show olarak bilinen sanat fuarında New York ve Amerika, Avangard avrupa sanatı ile tanıştı. 

Armory’de önde gelen izlenimci, kübist, gerçeküstücü avangard sanatçıların eserleri sergilendi. Ünlü eleştirmen Rosenberg  Nisan 1963’de New Yorker dergisinde yazdığı yazıda Armory sergisini gezen seyircinin tümünün büyük bir yeniliğe hazır olduğunu belirtmişti.

Eserlerinden sonra önde gelen sanatçılar da Hitler’in Avrupa’sından kaçarak New York’a geldiler 1940’da. gelenler arasında Salvador Dali, Marcel Duchamp, Chagall, Mondrian, Max Ernst de vardı.

Bu arada özellikle Arnory Show’dan etkilenmiş ve daha önce Avrupadaki ortamı da tanımış  olan büyük zenginlerin eşleri ve kızları  olağanüstü servetleriyle New York’ta devreye de girdiler.

***

Örneğin Bayan Rockefeller ‘sanatçıları sefalet çekmiş olan van Gogh’un kaderinden kurtarmak’ olarak açıkladığı amacı doğrultusunda tam da büyük ekonomik krizin başladığı 1929’da Museum of Modern Art’ı (MOMA) kurdurdu.

Savaşın tahribatından bir çok sanat eserini New York’a kaçırarak koruyan Peggy Guggenheim 1942’de ‘Art of this century’ adlı müze galerisini açarak Paris bağlantılı avangardın New York’ta nefes almasını sağladı.

Peggy Gugenheim’a serveti, batan Titanik’teki yolculardan birisi olan babasından ona çocuk yaşında miras kalmıştı. Genç kadın sanata duyduğu ilgi kadar erkeklere de düşkündü. Bugüne kadar başından kaç koca geçtiği sorulduğunda ‘kendi kocalarımı mı soruyorsunuz yoksa başkalarınınkini mi’ diye cevaplardı. 

Daha sonra Max Ernst ile evlenen bu egzantrik kadın 1941’de Avrupa’dan getirdiği aralarında Braque, Mondrian ve Dali’den işler de bulunan koleksiyonu New York’a getirip 57. sokakta güncel sanatta uzmanlaşan Art of this Century adlı sanat galerisinde sergiledi. (‘Pardon Neye bakmıştınız. Modern sanatın 150 yıllık şaşırtıcı, sarsıcı ve kimi zaman da tuhaf hikayesi’ yazar. Will Gompertz s. 226-227)

Peggy Guggenheim sanat galerisini oluştururken Marcel Duchamp ve Piet Mondrian’dan  ve 1929’da kurulan MoMAnın müdürü Alfred Barr’dan oluşan bir danışma kurulu oluşturmuştu.

Art of the Century açılmadan önce galerinin her yerinde asılmayı bekleyen tablolar yerlerdeydi. Peggy Guggenheim birgün galeriyi gezerken Mondrian’ı yere çömelmiş halde, bir tabloyu dikkatle izlemekte olduğunu gördü ve merakla yanına gitti. Mondrian’ın incelemekte olduğu resme bakınca onu kötüler biçimde konuştu. Peggy’e göre bu resim galeride sergilemeye uygun değildi.

Ama Mondrian kadına dönüp ‘bu resme ve ressamına dikkat et’ diye konuşunca bir anlamda New York’ta sanatın tarihinin yazılmasına da başlanmış oldu. Çünkü o yerdeki tablo o güne kadar ismi duyulmamış olan Jackson Pollock’un çizmiş olduğu bir resimdi.

Peggy, ayda 150 dolara Pollock’u sözleşmeye bağladı. Daha sonra malikanesinin bir duvarına Frida Kahlo’nun kocası olan Diego Rivera’nın murallarına benzeyen bir büyük resim yaptırmaya karar verince Jason Pollock işe koyuldu.

Ama 6 ay boyunca tek bir fırça bile süremeyince sonunda Pegyy Guggenheim şu işi yapacaksan yap yoksa başkasına yaptırırım deyince bir gecede

tamamen doğaçlama çalışarak (buna dönemde aksiyon resmi deniliyordu) büyük resmi bitirdi. Clement Greenberg daha sonra bir gece Peggy Guggenheim’ın evinde davetliyken Polllock’un resmini gördü ve sanatçıyı koruma altına alma kararını o anda verdiği söylenir. bir süre sonra da Pollock’u Amerikanın o güne dek çıkardığı en büyük ressam olarak ilan etti.

Yani anlayacağınız new york sanat heyecanına bir çerçeve çizip yön verecek  teorisyenini de sonunda bulmuştu..

Ortam Greenberg gibi güçlü bir yazar ve polemikçi için çok uygundu.

Greenberg ayrıca New york’ta o dönemde yükselişte olan Amerikan solu içinde de etkin bir düşünürdü. Eleştiri yazılarını Nation dergisinde yazıyordu.

Soyutlamada daha ileri aşamaya geçmiş ve sanatının konusu kendi sanatı olan ve bu sanatta saflığı aramakta olan sanatçıları devamlı arayan Greenberg’e Pollock’un neden çekici gelmiş olabileceğini onun tek bir resmine bile bakarak anlayabilirsiniz.Aslında estetik üzerine de çalışmaları bulunan polonyalı filozof Roman İngarden ‘soyut sanat ilk planda gerçekliğin deformasyonunu ifade eder. Ancak kalıcı özlere ulaşmak isteyen soyut sanatın bir sınır ötesinde resim olarak adlandırılmayan  başka bir resim türünün ortaya çıkması tehlikesinden’ bahsetmişti, Pollock’un resimlerinde de bu tehlikenin ne olduğunu görebilirsiniz.

Pollock atölyesinde yere serdiği tuvalin üstüne boyasını damlatarak transa  geçmiş gibi çizerdi. arada bir tuvalin üstünde de yürürdü. aksiyon resmi tanımı da buydu işte.

Damlattığı çizgiler  hiçbir bilinen somut nesneyi temsil etmiyorlardı tabii ki.

Pollock o anki ruh halini  dışa vuran çizimlerden  oluşan tablolar üretiyordu. Daha sonra tabloyu gören izleyici onda ne görmek isterse onu görebilirdi,  tek bir anlam yoktu her görenin yorumuna göre değişebilen biçimsel  anlamlar vardı.bu ve benzer çalışmalar  soyut dışavurumculuk adı altında toplandı ve amerika  bunu kendi Moderninin özgün yorumu olarak sahiplendi.

***

Greenberg solcu olmasına rağmen halkın zevkine hiç güvenmez ve halkın  genelde sevdiklerini kitsch olarak görürdü. Onun için soyut dışavurumculuk saflığını bulmaya çalışan sanatın asalet seviyesiydi. Anlayacağınız Manet’den sonra Greenberg de zamanının Kant’ı  gibi olmuştu.

Kendisine Paris’in elinden aldığı sanatın başkenti ünvanını veren New York sonunda böylece kendi modern sanatını ve teorisyenini bulmuştu.

Başta Greenberg olmak üzere, Michel Fried ve Meyer Schapiro (Bu üçüne baba figürleri üçlemesi denilirdi) gibi etkili eleştirmenler soyut dışavurumcu ekol dışındaki başka eserlere hoşgörüyle bakmadıklarından, New york’ta çok canlı bir piyasa oluşmuş olmasına rağmen bir çok sanatçı hakim olan  ekol dışına çıkıp farklı iş de yapamıyordu.

Örneğin Pollock, ‘Woman’ temalı eserlerindeki aslında hayli soyut olduğu halde  kadın figüründen vazgeçemeyen  Wilem de Kooning’e bile ağır eleştiri yöneltmiş onu figürden vazgeçmediği için neredeyse soyut dışavurumculuğa ihanet ile  suçlamıştır.

Greenberg ise zincirleme sigara içerek dönemde yaptığı konuşmalarda soyut dışavurumculuk dışında çoğu sanata yaşam hakkı tanımayan uzlaşmaz tavırlar alıyordu.

Bu yüzden bu temelde tutucu olan ve farklı sanata göz açtırmayan tavır nedeniyle, Amerikan modernizmine büyük prestij sağlamış olmasına rağmen bu dönemin ömrü fazla olamadı. Çünkü soyut dışavurumcuların veya Greenberg taraftarlarının ortodoks tutucu, farklı sanata değer vermeyen tavırlarına karşı bir tepki sanat dünyasında  altan alta oluşmaya başlamıştı.

ÇOK OKUNANLAR