İnsan eliyle yaratılmış bir afetin içinde yaşayıp bunu hiç konuşmamak
28 Şubat 2026

Benim kendimce “Kimsenin okumadığı haberler” diye bir kategorim var.

Bazı haberler, sahiden de çok az okunuyor. Ama ne yapacaksınız, onlar haber, herkes yine de yayınlıyor.

Bu kimsenin okumadığı haberlerden biri de, her ay Türkiye İstatistik Kurumu tarafından yayınlanan  iş gücü istatistikleri haberi.

Amerika’da federal hükümetin istatistik bürosunun her ay açıkladığı Amerika’da istihdamla, işsizlik maaşı başvurularıyla ilgili haberler Türkiye’de TÜİK’in bizim ülkemize ilişkin açıklamalarından daha fazla ilgi görüyor.

Neden böyle oluyor sorusunu tartışmak için yazmıyorum bunu. Ama yine de bu konudaki ilgisizliğimiz bana çarpıcı geliyor.

Dün sabah TÜİK Ocak ayına ilişkin iş gücü verilerini yayınladı.

Dünkü açıklama özellikle önemliydi; çünkü Türk ekonomisinin sadece bir ayda 516 bin istihdam kaybı yaşadığını söylüyordu.

Dile kolay 516 bin…

Türk ekonomisi adı konmamış bir durgunluğun içinde. Durgunluğu enflasyonla mücadele programına bağlayanlar var ama enflasyon da düşmüş falan değil, hala yüzde 30.

Durgunluğun veya tam tersi ekonomik canmlılığın en önemli göstergesi, ekonominin yeni istihdam, yani yeni iş alanları yaratma becerisi.

Baktığınızda Türkiye’de 2024’ün Aralık ayında 32 milyon 755 bin kişi istihdam ediliyormuş. Ama bir yıl sonra, 2025 Aralık ayında bu rakam 32 milyon 686 bine düşmüş.

Yanlış okumadınız düşmüş.

Peki Ocak 2026’da ne olmuş? Ülkemizde istihdam edilenlerin, yani iş sahibi olanların sayısı 31 milyon 953 bine düşmüş. Tek bir ayda eksilen istihdam sayısı 516 bin.

Bilmiyorum 2001 krizinde veya 2020’deki Covid salgınında bir ayda bu kadar büyük istihdam kaybı yaşandığı, kitlesel işsizlik yaşandığı oldu mu? Sanmıyorum.

Durumun vahametini anlatmaya kelimelerim yetmiyor.

Türkiye’de bugün “çalışma çağındaki nüfus” diye adlandırılan nüfus 66 milyon 680 bin kişi. Geçen yıl Ocak ayında aynı rakam 66 milyon 163 binmiş. Yani 15 yaş üzeri nüfus bir yılda 517 bin kişi artmış.

Normalde bir ekonominin sağlığı, her yıl artan bu nüfusun ne kadarına iş bulduğuyla ölçülür. Türkiye’de durum tam tersi: Biz bırakın o yeni 517 bin kişiye iş bulmayı, bir o kadar insanın işini kaybetmesine tanıklık ediyoruz.

Peki neden böyle?

Cevap, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın çok hoşuna gidecek: Faizlerin yüksekliği sebebiyle.

Ticari kredi faizleri yüzde 50’lerde. Bu faiz seviyesinde aklı başında hiçbir şirket kredi alıp yatırıma girişmez. Yeni yatırım olmayınca yeni istihdam da olmaz.

Ama elbette biliyoruz, faizlerin bu denli yüksek olması keyfi bir karar yüzünden değil. Faizler yüksek, çünkü enflasyon yüksek.

Bu ortamda faizi indirmeye kalktığınız anda para dövize kaçıyor.

Sadece döviz de değil. İşte bugün 10Haber’de haberi var, Türklerin yastık altında tuttuğu toplam fiziki altın varlığı 600 milyar doları aşmış. Bankaya, faize, hatta dolara da inanmıyoruz ve güvenmiyoruz, külçe külçe altınları alıp bir yere saklıyoruz güvence için.

Neden böyle? Neden kimse sisteme, bankaya, faize güvenmiyor? Üstelik faiz yüksek olduğu, bankaların kredi vermesinin yasak olduğu, devletin kredi kartı limitlerine bile karıştığı bir ortama rağmen enflasyon da düşmüyor işte.

Dolayısıyla bu sorunun cevabını da Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın vermesi lazım: Neden kimse devlete, sisteme ve iktidara güvenmiyor?

Gün aşırı insanların  şirketlerine, mal varlıklarına, banka hesaplarına el koyma kararlarının alındığı bir ülkede güven tabii olmaz. En başta kendi vatandaşı artık devletine, ülkesindeki hukuk düzenine güvenmiyor.

İşte geçenlerde yazdım, geçen yıl ülkemizden 30 milyar dolar sermaye çıkışı oldu. Bu ülkeye yatırım yerine başka ülkelere yatırım yapıyor imkanı olanlar.

Bu şartlar altında ekonominin istihdam yaratamıyor olması, yaratmak bir yana sürekli istihdam kaybediyor olması şaşırtıcı bir durum değil.

Ama bu konuyu biz hiç konuşmuyoruz. Medyamızda gündem olmuyor, bu konuda ne siyasi tartışma yapılıyor ne entellektüel.

Mahallenin delisi benim herhalde, 516 bin kişinin bir ayda işini kaybetmiş olmasını bir tek ben dert ediniyorum.

ÇOK OKUNANLAR