Hayattan sonra hayat var mı?
10 Mart 2026

Oyuncu Hayal Köseoğlu (Bahar dizisi), geçen yıl ağustos ayında amansız bir hastalık sonucunda hayata veda eden babası Yiğit Köseoğlu’na ölmeden önce, “Baba ölümden sonra hayat varsa bana anlayabileceğim bir işaret yolla, ama bildiğim bir işaret olsun” diyor, o da “Tamam, vereceğim”, diye yanıtlıyor. 

Babasının, sağlığında çok sevdiği Pink Floyd’dan beraberce sürekli dinledikleri Breatht  adlı parçanın benzeri bir parçayı, hastaneden çıktıktan hemen sonra duyuyor. Rebel Paradise adlı grubun Common Saints adlı şarkısı bu. Klipteki bir sahnedeki adam ve onun yüz ifadesi de Yiğit’in yüzüne ve bir  fotoğrafındaki mimiklerine çok benziyor. 

Yani işareti alıyor, Hayal. 

Klibi ve şarkıyı yapan da meğer kendi  babasının vefatı üzerine yapmış bu şarkıyı. Bütün bunları da YouTube’da, Bana Göre TV‘nin Katarsis adlı programında açıklıyor. Yiğit gerçekten kendine özgü ve mistik yanları da olan, sezgileri güçlü bir biriydi. Bir süre reklam ajansında beraber çalıştığımız ve arkadaşlığımız nedeniyle de iyi tanırım. 

Hayal’e gelince o da daha çocukken, setlere ilk adımı bizim çektiğimiz  bir reklam filmiyle atmıştı. Filmde, Hayal’in babası rolündeki kişi de henüz dizi dünyasını adım atmayan Halit Ergenç’ti. 

Şimdi, buradan başlıktaki sorumuza geliyoruz hemen.

Hayattan sonra hayat var mı? Dikkat ettiyseniz ölüm demedim, hayattan sonra dedim. Bu bir bakış açısı aslında. 

Doğup geldiğimiz bir yer varsa mesela orası da hayat olabilir. Doğduk derken, başka bir yaşama geçiş yaptığımız anlamına da gelebilir bu. Bu konuda bilimle inançların kesişme noktalarını bulmak zor. 

Konu, yaşayanlar için önemli. Hayatına ve kimliğine önem verenler, öldükten sonra ruhun veya bilincin var olmaya devam edeceğini düşünmeyi daha rahatlatıcı buluyor doğal olarak. Dinsel açıklamalara bağlı kalanlar ve yetinenler, ahiret hayatını düşünerek teselli bulabiliyor. Tekrar tekrar dünyaya gelebileceğine inananlar da ayrı bir kategori. Onların en büyük kaygısı ise, tekrar gelse bile önceki kimliğini hatırlamayacak olması. Hatırlayanlar olduğuna ilişkin bilgiler de bu hatırlamanın erken yaşlarda olup bittiğini açıklıyor. 

YouTube’da felsefi, dinsel, parapsikolojik vb. açılardan konuyla ilgili videolar fazlasıyla var. Meraklıları bulup izliyordur. Ama herkes inanmak istediğine inanıyor sonuçta. Ölümü yaşayıp hayata dönenlerin öykülerini de bulabilirsiniz bunlarda, geleceği gördüğünü iddia edenleri, bu hayatın son olduğunu öne sürenleri de, uzaydan medet umanları da… 

Bence herkes istediğine inanmakta özgür. Bedenin bir giysi gibi olduğunu öne sürmeye ise kimsenin itirazı yok sonuçta. Gözlemlediyseniz veya bir tanıdığınızın başına geldiyse, ölen kişinin bedenine baktığınızda, artık o bildiğiniz kişinin orada olmadığına tanık olmuşsunuzdur.

Hayattayken de öne sürdüğünüz kimliğin, sadece bu hayata ait olduğunu, gerçek olmadığını bilenlerden Yunus Emre, şunu demiştir. 

“Ete kemiğe büründüm / Yunus diye göründüm”…

Şimdi bu kitap yazılası konudan sıyrılıp, hayata dönelim. Her şey gelip tek bir noktaya dayanıyor. Hayatın anlamına…

Hayatın sizin için ne anlama geldiğini bulursanız, hayattan sonra hayat var mı? yok mu? diye düşünmeyi erteleyebilirsiniz. 

Benim için bilimin inandıkları veya dinsel gerçeklerden öte, hayatın anlamından çok, bu hayattan ne öğreniyoruz sorusuna yoğunlaşmamız gerekiyor.

Kendimizi nasıl geliştiriyoruz, deneyimlerimizin bize veya çevremize katkısı nedir, arkamızda bu anlamlı bir iz bırakabilecek miyiz, olgunlaşabiliyor muyuz, sevmeyi öğrenebildik mi gibi… 

Dünyaya gelmiş ve göçmüş milyarlarca bilince veya ruha ne olduğunu çözmeye çalışmak, bana ne olacak diye düşünmek, boşuna bir uğraş gibi geliyor bana.

Dünyayı bir dershane gibi görürseniz, sanırım her şey sizin için daha kolay ve rahatlatıcı olacak. Dünya derslerini asarak geçirdiğiniz zamanlar ise sadece haylazlıklarınız olacak.

İngiliz şair ve oyun yazarı W. Shakespeare şunları yazmış, bütün bu konuştuklarımızın etrafında: 

İnsanların çoğu / Kaybetmekten korktuğu için, sevmekten korkuyor / Sevilmekten korkuyor, kendini sevilmeye lâyık görmediği için / Düşünmekten korkuyor, sorumluluk getireceği için / Duygularını ifade etmekten korkuyor, reddedilmekten korktuğu için / Yaşlanmaktan korkuyor, gençliğinin değerini bilmediği için / Unutulmaktan korkuyor dünyaya bir şey vermediği için / Ve ölmekten korkuyor aslında yaşamayı bilmediği için.”.

Demek ki neymiş? Hayattan sonra hayat var mı sorusu ve araştırması biraz da yaşamayı bilmemekten kaynaklanıyor. 

Korkularımız benliğimizi ele geçiriyor. O zaman da bu hayatta bulamadıklarımızı, sonrasında aramaya başlıyoruz.

Geleceği düşünmekten bugünü yaşayamamak en büyük sorun aslında.

Hayatı anlamlı kılacak şeyler yapmak, ilişkilerimizi buna göre yürütmek de dahil.

Hayattan sonraki bir hayata beden bulmaya çalışmak yerine, bu hayatın bilincine bir değer katmaya kafa yormak, daha rahatlatıcı ve doğru.

Hayattan sonra hayat var mı peki, baştaki soruya gelirsek? 

Bence neye inanırsanız gerçeğiniz odur. 

Hayal Köseoğlu gibi…

Sezgileriniz açık olsun. 

Dünyaya veya hayata o zaman daha iyi katlanırsınız!

ÇOK OKUNANLAR