‘Neden S-400’ler depoda’ sorusu yanlış soru, esas soru başka
12 Mart 2026

İran, doğrudan Türkiye’yi hedef alarak üç gün arayla iki tane füze fırlattı.

Bu füzelerden birincisi, söylendiğine göre İncirlik Askeri üssünü hedef alıyordu. İkincisi ise Malatya Kürecik’teki NATO radarını.

Her iki füze de, Kürecik’e radar istasyonu kurulmasını sağlayan anlaşmanın gereği olarak 2015’ten beri İskenderun Körfezinde duran, NATO görevindeki Amerikan Aegis sınıfı zırhlıdan fırlatılan hava savunma füzeleriyle vuruldu.

NATO görevindeki bir Amerikan gemisinin ülke savunmasında rol alması, hem de kritik bir görevi yerine getirmesi pek çok kişiyi şaşırttı, hatta bu duruma içerleyenler oldu. “Ne yani kendi hava savunmamızı kendimiz yapamıyor muyuz” sesleri yükseldi.

Türkiye, Kuzey Atlantik İttifakı’nın, yani NATO’nun en eski üyelerinden biri. Bu ittifak açısından, ittifakın kapsadığı bütün alanın savunması bir ve tek. İttifakı oluşturan ülkeler, evet elbette hepsi egemen devlet ama savunma söz konusu olduğunda tek bir gövde olarak hareket ediyorlar.

Türkiye’de konuşlu erken uyarı radarları örneğin, bu radarı imal eden ve işleten ister Türkiye olsun, ister Türkiye onu başka bir ülkeden satın almış veya ödünç almış olsun fark etmiyor, NATO radarı olarak çalışıyor.

Ben kendimi bildim bileli bu ülkede NATO’ya ilişkin dile getirilen en temel iddiaların başında “NATO bizi savunmaz” lafı vardı. Bu laf bugün hala var. Örneğin o Aegis zırhlısının Türkiye’yi değil İsrail’i savunmak için orada olduğuna dair söyleme siz de sosyal medyanın çok bilmişlerinde rastlamış olabilirsiniz. Şimdi, o gemi geldiğinden beri, yani 10 yılı aşkın süre sonra ilk kez o gemiye iş düştü ve hep birlikte gördük gemi işini gayet iyi yapıyor.

Az önce söylediğimi tekrar edeyim: Füzeleri düşürenler ister Türk olsun ister Amerikalı, ister İspanyol, ister Alman, hepsi NATO.

Bunu bir kenara yazın.

Türkiye kendine ‘Çelik Kubbe’ adını verdiği bir çok katmanlı hava savunma sistemi oluşturmaya çalışıyor. Bu sistem devreye girdiğinde, ki anladığımız bazı parçaları devreye girmiş durumda zaten, o da NATO’ya entegre çalışacak.

Tekrar ediyorum: Yerli ve milli sistemimiz olduğunda, o sistem de NATO’nun dev şemsiyesinin bir parçası olacak aynı zamanda.

Biraz teknik açıklama yapmam lazım, çünkü meselenin teknik tarafı anlaşılmadan derdimi anlatmama imkan yok:

Aralarında Türkiye’nin de bulunduğu NATO ülkeleri, 2000’lerin başında yeni bir tehdit değerlendirmesi yaptı ve İran ile Rusya’dan, uzak ihtimal olmakla birlikte Çin ve Kuzey Kore’den kaynaklanacak füze tehdidi önemsendi. Bu tehdide karşı da NATO Avrupa’yı korumak üzere çok katmanlı bir füze savunma sistemi yapılmak istendi.

Bu füze savunma sistemleri kabaca üç katmanlı. En üstte uzun menzilli balistik füzelere karşı olan katman var. Onun altında orta menzilli füzeler ve en altta da kısa menzilli füze ve dronlara karşı savunma.

Avrupa’ya baktığınızda, onların Rusya ve İran tehdidine karşı sahip olması gereken  yegane savunma uzun menzilli savunma. Çünkü Rusya veya İran’dan Avrupa’ya ancak uzun menzilli balistik füzelerle ulaşılabilir.

Bu uzun menzilli füze savunmasının en kritik elemanı elbette erken uyarı ve hedef izleme radarları. Bunlardan Çekya, Polonya gibi ülkelerin yanısıra Türkiye’de de Kürecik’e bir radar kuruldu.

Yalnız Türkiye’nin haklı bir itirazı oldu: Bu radarın varlığı Türkiye’yi başlı başına bir hedef haline getiriyor. Kaldı ki İran söz konusu olduğunda, Türkiye’nin orta menzilli füze savunmasına ihtiyacı olacak. Bu ihtiyacı NATO nasıl karşılayacak?

NATO’nun buna çözümü İskenderun Körfezi’ne yerleştirilen Aegis zırhlısı oldu. Bu elektronik savaş gemileri, müthiş bir hava savunması sağlıyor.

Ama elbette koca Türkiye’nin canı istediği zaman gaza basıp oradan gidebilir bir gemiyle korunması birinci tercih olamaz. Türkiye bu yüzden ABD’den, yine NATO çerçevesinde kullanmak üzere Patriot hava savunma sistemleri almak istedi. Şimdi olduğu gibi o zamanlar da İsraille aramız iyi değildi, Amerikan Kongresi bu satışa onay vermeyeceğini belli etti.

Sonrasında yaşananları uzun uzun anlatıp canınızı sıkmayacağım, hepimiz yaşadık, Türkiye hala tam arka planı bilinmeyen saiklerle (Amerika’ya ne kadar kızdığımızı ve bağımsız olduğumuzu göstermek veya Rusya’ya ambargoların kaldırılması karşılığında para kazandırmak veya ikisi bir arada) Rusya’dan gitti S-400 hava savunma sistemi aldı.

Bu sistemin daha alım kararı açıklandığında NATO döndü bize ve “Bunlar NATO sistemiyle uyumsuz, o radarları NATO sistemine entegre edemeyiz” dedi. Biz cevap olarak, “Yazılımı değiştirir entegre ederiz” diye bir sav ileri sürdük. NATO ve Amerika, hem bizim bunu başarabileceğimize inanmadıkları hem de yine de bu entegrasyonun NATO şemsiyesinde bir siber kaçak/zayıflık ihtimali yaratacak olması sebebiyle S-400’leri kabul etmedi.

Herhangi bir hava savunma sistemi, buna S-400’ler de dahil, İngilizcesiyle ‘Stand-alone’ yani kendi başına çalışacak sistemler değil. Bu sistemler, hele S-400 orta ve uzun menzilli savunma sağladığı için, en azından bütün Türkiye ve dolayısıyla NATO’nun kurulu radar şemsiyesiyle entegre çalışmak zorunda. (Örneğin Karadeniz’den ülkemize doğru gelen İHA’yı önce Romanya’daki radar saptadı ve NATO’ya, dolayısıyla Türkiye’ye bildirdi.)

Bakın, savaş sırasında Ukrayna’da Rusya’nın en az dört S-400 sistemi vuruldu. Bunun sebebi, bu sistemlerin ‘stand-alone’ çalışmasıydı, daha büyük bir radar şemsiyesi tarafından değil sadece kendi radarı tarafından korunuyor olmasıydı. Karadeniz’deki Rus Amiral Gemisi Kuznetsov, Bayraktar İHA’ların da kullanıldığı zekice bir aldatma operasyonuyla batırıldı. Sebep aynı: Bu gemi sadece kendi radarlarıyla kendini savunuyordu. Etrafındaki diğer gemilerin radarlarıyla entegrasyonu yoktu. Ukraynalılar bu kör alanı kullandılar, karadan fırlattıkları ve deniz yüzeyinden giden bir füzeyle gemiyi batırdılar. O sırada Bayraktar’lar da geminin radarlarını meşgul ediyordu.

Türk Bayraktar’ları Ukrayna’dan Suriye’ye, Ermenistan’dan Libya’ya pek çok savaş sahasında Rusya’nın yine böyle ‘Stand-alone’ çalışan kısa menzilli hava savunma sistemleri Pantsir’leri kuş avlar gibi avladı.

Dolayısıyla İran’dan gelen iki füzenin ardından Türkiye’de başlayan “S-400’ler neden depoda” tartışması anlamlı bir tartışma değil, çünkü sorulan soru doğru soru değil. S-400’ler bütün sisteme entegre edilemediği müddetçe depoda kalmaya ve çürümeye mahkum sistemler.

Burada sorulacak doğru soru şuydu: “NATO’nun bizi savunup savunmayacağını sorgulamak doğru muydu?”

İşte gördünüz NATO Türkiye’yi, daha Türkiye’nin haberi bile olmadan tereddütsüz savundu. Şimdi o savunmayı güçlendirmek için Almanya’dan buraya Patriot sistemleri de geliyor veya geldi bile.

Peki Türkiye, NATO’nun bu şemsiyesine güvenerek ellerini kavuşturup oturmalı mı?

Hayır. Ülkemizin gelecekte NATO’ya da entegre edeceği kendi füze savunma sistemine ihtiyacı çok ama çok büyük.

Unutmayın, İran’dan sadece iki füze, o da üç gün arayla geldi. Aynı anda 200 füze gelse, eminim bunlardan bazıları topraklarımıza düşecek, can alacaktı. Çünkü NATO Türkiye’yi yoğun bir saldırıya karşı koruma kapasitesinin düşük olduğunu kendisi kabul etti ve hemen Patriot bataryası da yolladı.

Bu arada sakın ola ki İran’ın Türkiye’ye bu füzeleri yanlışlıkla attığını, füzelerin yolunu şaşırdığını vs düşünmesin. Bu füzeler, Türkiye’nin hava savunmasını test etmek amacıyla yollandı ve Türkiye ile NATO bu testten başarıyla çıktı. Ama tehlike geçmiş değil aksine çok daha büyümüş durumda.

ÇOK OKUNANLAR